Danişment Ahmet Gazi Türbesi, günümüzde halk arasında “Melikgazi Mezarlığı” olarak anılan alanda yer alan ve Anadolu’nun fethinde kilit rol oynayan Dânişmentliler Beyliği’nin kurucusu Dânişment Gümüştekin Ahmed Gazi’ye ait olduğu düşünülen tarihî bir yapıdır. Eski kaynaklarda beyliğin kurucusu zaman zaman “Dânişment Gazi” ve onun oğlu “Gümüştekin Gazi” olarak iki ayrı kişiymiş gibi anlatılsa da, modern tarih bilimi bu isimlerin tek bir kurucu ataya ait olduğunu kesinleştirmiştir. Bunun yanı sıra, Ahmed Gazi gerçekte “Emir” ve “Gazi” unvanlarını kullanmış olup, resmî “Melik” unvanı tarihte ilk kez onun oğlu Emir Gazi’ye verilmiştir. Ancak yüzyıllar sonra yazılan destani eser Dânişmendnâme’nin ve oğullarının şöhretinin etkisiyle kurucu ataya da geçmişe dönük olarak “Melik” unvanı yakıştırılmıştır. Günümüzde türbenin bulunduğu alanın “Melikgazi” ismiyle anılmasının temel sebebi de halkın hafızasına yerleşen bu destansı yanılgıdır.

Günümüze ulaşan orijinal bir kitabesi bulunmadığı için türbenin tam olarak hangi tarihte ve kimin mimarlığında inşa edildiği bilimsel açıdan kesinlik kazanmamıştır. Buna karşın Dânişmendnâme destanında yer alan kıymetli kayıtlara göre; Niksar’da vefat eden Ahmed Gazi’nin naaşı, bölgedeki Haçlı ve Bizans birliklerinin tahribatından korunmak amacıyla önce belirsiz bir yere gizlice defnedilmiştir. Daha sonra devletin sınırlarını güvenceye alan oğlu Gümüştekin Emir Gazi, babasının aziz hatırasını yaşatmak için bu bölgede tekkeler ve günümüze ulaşan bu görkemli türbeyi inşa ettirmiştir.

Erken dönem Anadolu Türk mimarisinin izlerini taşıyan yapı, kareye yakın dikdörtgen planlı ve tek katlı bir tasarıma sahiptir. Dânişmentli ve Selçuklu türbelerinin karakteristik bir özelliği olan alt kattaki mezar odası (cenazelik) günümüzde fiziksel olarak tespit edilemese de, tarihî kaynaklar ve mimari geleneğe dayanılarak başlangıçta böyle bir bölümün var olduğu kabul edilmektedir. İç mekânının tam ortasında kurucu ataya ait ahşap bir sanduka yer alan yapıya, kuzey cephesindeki çift kanatlı ahşap bir kapıdan girilmektedir. Kare plandan, sekizgen bir kasnak üzerine oturtulmuş ana kubbeye geçiş ise dönemin klasik mimari unsuru olan Türk üçgenleri ile ustalıkla sağlanmıştır.

Asırlar boyunca maruz kaldığı doğal afetler ve geçirdiği onarımlar nedeniyle özgün mimarisini büyük ölçüde yitiren eser, özellikle 1939 Erzincan ve 1942 Niksar depremlerinde ağır hasar alarak orijinal kubbesini ve girişin önünde yer alan estetik revaklı (sundurmalı) kısmını kaybetmiştir. En son 2017 yılında kapsamlı bir restorasyon geçirerek bugünkü görünümüne kavuşan türbenin kuzey cephesinde düzgün kesme taş göze çarparken; doğu, batı ve güney cephelerinde erken dönem Türk mimarisinin tipik bir özelliği olan ve bir sıra moloz taş ile üç sıra tuğlanın ardışık diziliminden oluşan almaşık duvar tekniği tercih edilmiştir.

✶ Medien