Dâvûd-i Kayserî, doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1282 veya 1283 yılında Kayseri’de doğduğu tahmin edilen, 11 Mart 1350 tarihinde İznik’te vefat eden önemli bir Osmanlı âlimi, filozofu ve mutasavvıfıdır. Asıl adı Şerefeddin Dâvûd’dur; Kayseri’de yetişmiş, yüksek tahsilini Kahire’de sürdürmüş, daha sonra Niksar ve Sâve gibi ilim çevrelerinde bulunmuştur. Sâve’de Abdürrezzâk Kâşânî vasıtasıyla tasavvuf yoluna girmiş, özellikle Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücut düşüncesini benimseyerek bu alanda önemli eserler vermiştir.
Dâvûd-i Kayserî’yi Osmanlı ilim tarihi açısından önemli kılan en temel husus, Orhan Gazi tarafından İznik’e davet edilerek Osmanlıların ilk medresesi kabul edilen İznik Medresesi’nin ilk başmüderrisi yapılmasıdır. Yaklaşık on beş yıl bu görevde kalmış ve Osmanlı medrese geleneğinde tasavvufî ilimlerin yerleşmesinde belirleyici rol oynamıştır. Özellikle İbnü’l-Arabî’nin Fusûsü’l-Hikem adlı eserine yazdığı Matlau Husûsi’l-Kilem adlı şerh ve bu şerhin başındaki Mukaddimât, İslam tasavvufu ve vahdet-i vücut düşüncesi açısından klasikleşmiş metinler arasında kabul edilmiştir. Bu eserleriyle yalnızca Osmanlı ilim çevrelerini değil, Haydar Âmülî ve Molla Sadrâ gibi sonraki İranlı düşünürleri de etkilemiştir.
Dâvûd-i Kayserî’nin mezar yeri, doğrudan vakfiyede belirtilmemekle birlikte, biyografik kaynaklarda İznik’te Çandarlı Halil Paşa Camii karşısındaki Çınardibi/Çınarbeli mevkiiyle ilişkilendirilir. Orhan Gazi’nin İznik Medresesi’ne ait vakfiye ise kabir yerini değil, medresenin konumu ve vakıf şartlarını göstermektedir. Dâvûd-i Kayserî’nin mezar taşı ve eski fiziki izi günümüze ulaşmamış; Mehmet Bayrakdar’a göre mezar, İznik Belediyesi’nin 1938’deki ve sonraki şehircilik çalışmaları sırasında bölgedeki diğer mezarlarla birlikte ortadan kaldırılmıştır. Buna rağmen söz konusu vakfiye ve diğer arşiv belgeleri, modern tespit ve tescil sürecinde destekleyici belge olarak değerlendirilmiş; belirlenen alan Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından tescillenerek burada türbe ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. Ayrıca Dâvûd-i Kayserî’nin hayatını kısaca anlatan yeni bir mezar taşı kitabesi hazırlanmış, bu kitabe hattata verilerek mermer üzerine işlenmesi ve dönemin klasik mezar taşı üslubuna uygun biçimde yerine konulması planlanmıştır.