Bu yüksek cami ve benzersiz mabet İstanbul şehrinin ta ortasında iki Karaman arasında bir yüksek yerde yapılmıştır. Eski zamanda bu güzel camiin yerinde ( —) adlı kralın garip bir kilisesi var idi ki Kayser ülkesinde Ayasofya’dan sonra öyle bir sanatlı yapı yapılmamış idi. Depremden yıkılıp Sultan Mehmed Gazi’nin ayağının uğuruyla yapının temelini yeraltına kadar adını sanını kaldırıp Mehmed Han Camii yapıldı.

Bu camiin sağ ve solundan (—) basamak taş merdiven ile çıkılır. Yerden ta çatısına kadar usta arşını ile 87 arşındır. Yeryüzünden kapısına kadar dörder arşın boyu yüksektir. Dört büyük ayak üzere göklere ulaşmış yüksek bir kubbedir ve mihrap tarafında da yarım kubbe vardır. Sağında ve solunda iki somaki direkler var ki ibret vericidir. Mihrabı, minberi, hünkar mahfili ve müezzinler mahfili beyaz mermerden sade güzeli eski tarz sanattadır.

Nurlu kubbesi içinde iki tabaka kandiller ile süsleyecek katları vardır. Mihrabın sol tarafında Cübbe Ali hazretlerinin külah gibi dilim dilim bir sancağı vardır. Kıble kapısından ta mihraba kadar bu camiin uzunluğu (—) ayaktır ve genişliği (—) ayaktır. Cami içinde kandillerden başka asılmış avizeler yoktur, ama dua kabul olacak ruhaniyetli camidir, zira yapıldığında yapı ustası ve amelelerden başka millet hizmet etmemişlerdir. Bütün hizmetçileri Müslümanlar idi. Halen kutlu kapısından içeri Yahudi ve Hıristiyan girmemiştir. Bütün hizmetçileri yıkanıp hizmet ederlerdi.

Gaza malından yapıldığı için ruhaniyet vardır. Hala hal sahibi kimselerden boş değil bir nazargahdır. Kıble kapısından dışarı çıkarken sağ tarafta dört köşe beyaz mermer üzere altınlı ve lacivert ile Hattat Demirci kulunun celî yazısıyla yazılan hadistir:

“Kostantiniyye mutlaka fetholunacaktır, onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”

Dört köşe avlusunun uzunluğu ve genişliği (—) ayaktır. Sağında, solunda ve bir de kıblesi kapısında ( —) basamak taş merdiven ile çıkılır. Avlunun dört tarafında yan safaları üzerinde çeşit çeşit ibret verici bukalemun renkli sütunlar var ki insan hayran olur. Hatta avlunun kıble kapısının iç yüzündeki ebri sütun üzerinde Allah’ın izniyle taşın dalgalarında yün hırkalı Mevlevi külahlı ve eli yelpazeli bir derviş sureti vardır sanki seyirliğidir ki Yaradıcı öyle yaratmıştır.

Camiin sağında ve solunda birer tabakalı taş ile yapılmış yüksek minareleri var ki seyre değer. Her biri (—) basamak yüksektir. Avlunun dört tarafında (—) yüksek kubbedir. Avlunun zemini öyle renk renk mermerler ile döşenmiştir ki sanki mina mermeridir. Avlunun dört tarafındaki pencerelerin dış eşikleri üzere olan ki tabeler içre yeşil somaki üzere ham beyaz mermer ile Yakut-ı Mustasımî tarzı hattıyla Fatiha suresi yazılmıştır ki İslam diyarında bu şekilde mermer üzere Yakut hattı görülmemiştir.

Bu eserlerden başka koca Fatih nice bin imaret ile İstanbul şehrinin içinde ve dışında nice büyük eserler edip İstanbul’u mamur etti.

Kaynak: Kahraman, Seyit Ali; Dağlı, Yücel, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi: İstanbul, 1. Cilt 1. Kitap, YKY Yayınları, İstanbul, 2003, s. 101-103.

✶ Medien