Hamar Weyne Ulu Cami, inşasına Hicri 636 yılının Muharrem ayında (Miladi 14 Ağustos 1238) başlanan ve Mogadişu’nun bilinen en eski İslami yapılarından biri kabul edilen tarihî bir cuma camisidir. Yapının inşa tarihi, Mogadişu’da sultanlık sisteminin ortaya çıktığı 13. yüzyıl ortalarına çok yakın bir döneme denk gelmektedir. 1331 yılında şehri ziyaret eden ünlü seyyah İbn Battuta, Mogadişu Sultanı Ebu Bekir ibn Şeyh Ömer tarafından ağırlanmış ve cuma namazını sultanla birlikte bu camide, şeyhe/sultana ayrılan özel bölüm olan “maksura”nın arkasında kılmıştır. Bu durum, caminin en geç 14. yüzyıl başlarında Mogadişu Sultanlığı çevresinin kullandığı başlıca dinî mekânlardan biri olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte mevcut kitabe ve belgeler caminin banisini açıkça belirtmediği için, yapıyı doğrudan ilk Mogadişu sultanı tarafından yaptırılmış kesin bir devlet eseri olarak tanımlamak mümkün değildir. Geçmişte caminin avlusu ve çevresi, kadının/hâkimin oğlu gibi önemli şahsiyetlerin defnedildiği bir mezarlık alanı olarak da kullanılmıştır.

Güneybatıdaki tarihi Hamar Weyne (Hamar Huèn) mahallesinde, sağlam bir mercan kayalığı zemin üzerine inşa edilen yapı, yerel resif mercan taşı ile harçtan oluşan bir karışımdan yapılmış olup kısa mangrov ahşap kirişler barındırmaktadır. Yapının 13. yüzyıla ait orijinal planı, tavanın aracı kemerler olmaksızın doğrudan serbest duran sütunlara oturduğu, kökeni Pers, Ahameniş ve Sasani mimarisine dayanan “apadana” tipindeydi.

Zaman içinde cami, geniş çaplı onarımlar ve eklemeler geçirmiştir. Duvarların dış kısmında biriken kum ve moloz katmanları nedeniyle, caminin zemini günümüzde sokak seviyesinin iki metreden fazla altında kalmıştır; bu nedenle yapıya günümüzde, doğu cephesine sonradan eklenen bir kapıdan inilen merdivenlerle girilmektedir. Eski geniş avlu ve abdest havuzları büyük ölçüde değişime uğramış, orijinal yapıların kalıntıları kulenin güneydoğusunda kalmıştır. Günümüzde üstü açık küçük bir alandan geçilerek girilen doğu koridorunun kuzey duvarında, ikinci bir mihrap işlevi gören geniş sivri kemerli bir niş bulunmaktadır.

Caminin 18. yüzyıldaki yeniden inşasıyla şekillenen günümüzdeki ana ibadet salonu, zarif sivri kemerleri ve mangrov ahşap kirişlerle kaplı yüksek tavanı destekleyen dört devasa çokgen veya kare sütunla iki paralel nefe ayrılmaktadır. Bu sütun dizisi, kıble duvarındaki mihrapla tam aynı hizada yer alarak onu kısmen perdeler. 18. yüzyıla ait “manyerist” tarzda istiridye kabuğu formundaki günümüz mihrabı, düzensiz yayılan yivlerle bölünen yarım daire bir kemere sahiptir.

Mihrabın üzerinde, kıvrımlı ve yüksek harflerle “çiçekli” Kufi hat sanatıyla yazılmış ve zanaatkarı anan bir kitabe yer alır: “Mihrabı Abdülaziz oğlu Muhammed oğlu Kululah işledi. Allah onu ve ebeveynlerini bağışlasın.” Ayrıca, dekoratif bir uygulama olarak mihrabın üst kısmındaki duvara seramik tabaklar yerleştirilmiştir. Mihrabın hemen sağ tarafında ise üzerinde Ayet-el Kürsi bulunan tarihi ahşap bir minber yer almaktaydı.

13. yüzyıldan günümüze ulaşan en özgün mimari unsur, günümüzde doğu koridorunun içinde kalan güneydoğu köşesindeki kuledir (minaredir). Dairesel bir plana sahip olan ve yukarıya doğru konik şekilde daralan bu kulenin tepesinde dört pencere açılır. Dış cephesi, dışa taşkın yığma halkalarla dokuz geniş yatay banda bölünmüştür; ancak alttaki dört bant daha geç dönem yapılarının duvarları içinde kaldığı için günümüzde sadece üstteki beş bant dışarıdan görülebilmektedir.

Tepesi kapalı mazgallarla taçlandırılan kalın kule duvarlarında küçük, mazgal deliği benzeri pencereler bulunur. Kulenin iç duvarları, “isodomik” teknikle son derece hassas bir şekilde kesilmiş küçük mercan bloklarından örülmüştür ve tepeye çıkan sarmal merdivenin tavanı, üç loblu kemerli küçük pencerelerden gelen ışıkla aydınlanan kısa mangrov ahşap kirişler üzerindeki mercan taşlarından oluşur.

Kuleye giriş, tepesinde dilimli (cuspidato) bir motif bulunan dar bir sivri kemerli kapıdan sağlanır. Bu kapının üzerinde, yapının kesin inşa tarihini (Hicri 636) veren ve ustalarına ilahi af dileyen, dört bant halinde basit Kufi hatla yazılmış 13. yüzyıldan kalma orijinal kitabe yer alır. Kapının her iki yanında, üzerlerinde Arapça “Allah’tan başka ilah yoktur” ve “Muhammed Allah’ın elçisidir” yazılı ikişerden toplam dört adet çini plaka bulunur.

Cami, tarihi boyunca sadece yapısal değişimlere değil, ciddi estetik ve fiziksel tahribatlara da maruz kalmıştır. 18. veya 19. yüzyılda duvarlar ve kitabeler, yumurta sarısı ve koyu mavi gibi canlı renklere boyanarak bilinçsizce tahrif edilmiştir. Yakın dönemde ise mekana, biri doğrudan mihrabın önünde olmak üzere tarihi dokuyu bozan havalandırmalar, neon lambalar ve saatler eklenmiştir.

En büyük tahribat ise Eylül 2018’de yaşanmıştır; caminin eski mimarisinde bulunmayan yeni kâgir bir niş ve minber inşa etmek amacıyla, tarihi bir duvar ve yüzyıllık ahşap minber acımasızca yok edilmiş, üstelik çalışmalar sırasında merdivenler değerli tarihi süslemelerin üzerine özensizce dayandırılmıştır.

✶ Medya