Kayı Köyü Tümülüsü
- Tür: Tümülüs
- Kültür: ?, Paflagon
- Yüzyıl: MÖ 2. yy
- Bölge: Türkiye, Karadeniz Bölgesi, Kastamonu, Daday
- Durum: Erişilebilir
Kayı Tümülüsü defineciler tarafından iş makinası ile ağır bir şekilde tahrip edilmiş ve Kastamonu Müzesi ile birlikte bir kurtarma kazısı başlatılmıştır. Bu tümülüs, Daday’ın yaklaşık 30 km kadar güneybatısında Kayı Köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Köyün hemen yakınında olan bu tümülüs birçok defalar kaçak kazı girişimine maruz kalmıştır. Kurtarma kazıları öncesinde tümülüsün dairesel krepisi ile mezar odası kaçak kazıcılar tarafından önemli ölçüde tahrip edilmiştir. Ayrıca bölgedeki diğer tümülüslerde de görüldüğü üzere, bu tümülüsün zirvesinde de tıpkı Hacılarobası tümülüsündeki gibi bir phallos taşı kaidesi defineciler tarafından tahrip edilmiş bir şekilde bulunmuştur. Ancak phallos taşına ait hiçbir bulgu elde edilememiştir. Anadolu’da bulunan krepis duvarlı, tholos planlı tümülüsler üzerinde de sıklıkla phallos taşlarına rastlanılmaktadır.
Tümülüsün merkezinde yer alan dikdörtgen formlu mezar odası doğu batı doğrultuludur. Bu tümülüsün mezar odasında dromos yoktur. Dolayısıyla krepis duvarı üzerinde bir kapıya rastlanılmaz. Bu yönüyle Anadolu’daki ve bölgedeki bu tipteki mezarlardan ayrılır. Böyle yapılmasının ana amacı, ölen kişinin mezarının kudsiyetini korumak olmalıdır. Ayrıca dairesel krepisli duvar, dışarıdan girişinin olmamasıyla mezarı dış etkenlere karşı da korumaktadır.
Tümülüsün mezar odası 3 m uzunluğunda, 1.45 m genişliğinde ve 1.6 m yüksekliğindedir. Bu haliyle dar uzun bir yapıdır. Defineciler tarafından mezar odasının taban taşı kırılarak odadan çıkarılmıştır. Mezar odası yekpare, düzgün işlenmiş iki uzun, iki kısa kenardan oluşan kireç taşı blokların birleştirilmesiyle meydana getirilmiştir. Mezar odasını oluşturan taş blokların cidarları 40–45 cm arasında değişmektedir. Mezarın üstü her biri uzunlukları birbirileri ile aynı ama genişlikleri farklı üç büyük blok taşla enlemesine kapatılmıştır. Kapak taşlarının her üçü de 2.5 m uzunluğundadır. Genişlikleri ise değişmektedir: Batı yönündeki ve ortadaki bloklar 1.1 m, doğudaki blok ise 1.35 m’dir. Kapak taşı olarak kullanılan bu blokların mezar içine oranla kaba bir şekilde işlendiği görülmektedir. Kapak taşları uzun yüzleri kuzey-güney doğrultusunda olacak şekilde mezarın üstüne yerleştirilmiştir. Doğudaki kapak taşı ile ortadaki kapak taşlarının birleşme yerlerinde ufak bir bölümde harç kalıntısına rastlanılmıştır. Bu bölüm mezar odasının üstündeki kapak taşlarının defineciler tarafından kurcalanmamış tek bölümüdür. Mezarın kendi döneminde kapatılması sırasında, mezar kapak taşları arasında harç kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mezarın hiçbir yerinde bir bezeme ya da süsleme unsuruna rastlanılmamıştır. Mezar odasının içi oldukça sadedir.
Mezar odası ve mezarı çevreleyen dairesel krepis, yöresel kireç taşı bloklar kullanılarak inşa edilmiştir. Kayı tümülüsünün krepisini oluşturan kireçtaşı blokların çoğu sökülmüş, köy mezarlığında ve köyde bulunan bazı evlerin temellerinde kullanılmıştır. Mezar envanterine ait bir bulgu elde edilememiştir.
Tümülüslerin etrafının bir krepis duvarı ile çevrilmesinin erken örneklerine Erken Demir Çağı’na tarihlendirilen Thrakia dolmenlerinde rastlanılmaktadır. Doğu Thrakia’daki dolmenlerinin üzerlerini örten tümülüslerin dış sınırı belirlemek ve tümülüs toprağının dağılmasını engellemek amacıyla bir araziden gelişigüzel toplanan taşlardan örülmüş 40–50 cm arasında yüksekliğe sahip ilkel bir krepis duvarı yapılırdı. Dairesel krepis duvarlı tümülüs yapımının Anadolu’da MÖ 8–7. yüzyıllardan bu yana görüldüğü bilinmektedir. Antik kaynaklarda da yuvarlak krepis duvarlı tümülüsler ile ilgili çeşitli bilgiler vardır. Bu tipteki tümülüslerin erken örneklerine Batı Anadolu’da Smyrna ve Larissa antik kent-lerinde rastlanılmaktadır. MÖ 6. yüzyıla tarihlendirilen Lydia tümülüslerinde de taştan yapılmış yuvarlak krepis duvarlı örnekler vardır.
Yuvarlak krepis duvarlı tümülüsler arkeoloji literatüründe İtalyan Tipi olarak da adlandırılmaktadır. Bu yapı tipinin gelişiminin Anadolu kaynaklı mı yoksa Kuzey İtalya’daki Etrüsk mezarlarından mı geliştiği konusu tartışmalıdır. Arkaik Dönem’de Kuzey Etruria’da görülen tholoslar ise Myken Çağı’nın ya da Anadolu’nun erken basit yapısal geleneklerini devralmışlardır. Tümülüslerin yuvarlak bir krepis duvarı ile çevrilmesinin Doğu Akdeniz ve Ege dünyasında Hellenistik ve Roma Dönemleri boyunca kullanılmaya devam ettiğini görmekteyiz. Krepis duvarlı tümülüslerin en fazla olduğu yerlerden birisi Phrygia’daki Hiearapolis antik kentidir. Antik kentin bilhassa kuzey nekropolünde yoğunlaşmak üzere yüz kadar krepisli tümülüs geniş bir alana yayılmış şekilde yer almaktadır. Pergamon civarı ve Karia’ da Knidos, Aphrodisias, Halikarnassos ve çevresinde krepisli çok sayıda tümülüs bulunmaktadır. Yine O. Henry tarafından tespit edilen Hyllarima, Altıntaş, Orthosia, Madran Dağı Mutat Tepesi gibi krepisli tümülüsler, bu mezar tipinin Batı Anadolu’da oldukça yaygın bir kullanımının olduğunu göstermektedir.
Roma Cumhuriyeti’nin nüfus politikalarının da etkisiyle Paphlagonia’da Roma kültürünün etkileri hızla artmaya başlamıştır. Roma Cumhuriyet Dönemi’nde Hacılarobası ve çevresinde görülen yuvarlak krepisli tümülüsler, bölgedeki yerel aristokrasinin bu yeni kültürle kaynaşmaya başladığının bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir. Ancak bölgenin köklü bir Hellenistik kültüre sahip olması, bu krepisli tholos mezarların erken dönemlere tarihlendirilebilecek örneklerinin de yörede bulunmasını mümkün kılmaktadır. Henüz çok az örnek kazılarla anlaşılmıştır.