Melik Mengücek Gazi Kümbeti, Mengücekli Beyliği dönemine ait iki katlı bir mezar yapısıdır. Kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Mimari özellikleri ve yapıyla ilişkilendirilen yazılı veriler, kümbetin 12. yüzyıl sonu–13. yüzyıl başında, muhtemelen 1191 civarında inşa edilmiş olabileceğini düşündürmektedir. TDV de yapıyı 13. yüzyıl başlarına tarihlendirir. Kümbet sekizgen prizma gövdelidir; alt kattaki cenazelik içten ve dıştan sekizgen, üst kattaki mescit ise dıştan sekizgen, içten daire planlıdır. Cenazelikte sekizgen bir orta destek ve bunun çevresinde gelişen tonoz sistemi bulunur. Kuzeydoğu cephedeki sanatçı kitabesinden yapının İbrahim oğlu Ömer adlı, Taber kökenli bir usta tarafından inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ancak yapının inşa tarihini, banisini veya kimin adına yaptırıldığını açıkça bildiren özgün bir inşa kitabesi yoktur.
Yapının yıkılmış üst bölümleri 1958’de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmış, günümüze ulaşmayan özgün prizmatik külâhının yerine ahşap kuruluşlu, sac kaplı yeni bir örtü yapılmıştır. Kümbetin yakınında ikinci bir Mengücekli mezar yapısı bulunmaktadır. Canan Parla bu yapıyı Behram Şah Türbesi adıyla verirken TDV, Behram Şah’ın oğlu Selçuk Şah ile ilişkilendirir. Bu nedenle ikinci yapının kime ait olduğu da kesin değildir.
Yapı günümüzde çoğunlukla “Melik Gazi Türbesi” veya “Mengücek Gazi Kümbeti” adlarıyla anılmaktadır. “Melik Gazi” adı tarihî olarak yanlış değildir; ancak “Mengücek” adını içermediği için hangi Melik Gazi’nin kastedildiğini belirsiz bırakmakta ve özellikle Danişmendli Melik Gazi ile karıştırılmasına yol açabilmektedir. Erken Osmanlı kayıtları bu konuda önemli bir açıklık sağlar. 16. yüzyıl kayıtlarında Kemah’taki zaviye “Melik Mengücek Gazi Zaviyesi” adıyla geçmekte, 1530 tarihli kayıtta zaviyenin vakıf gelirleri de gösterilmektedir. Buna göre Kemah geleneğindeki Melik Gazi ile Mengücek Gazi iki ayrı kişi değildir; “melik” ve “gazi” Mengücek adıyla birlikte kullanılan unvan ve sıfatlardır. Bu sebeple yapı için Melik Mengücek Gazi Kümbeti adı, hem tarihî kullanıma dayanması hem de hangi şahsın kastedildiğini açıkça göstermesi bakımından daha uygundur.
Bu kayıtlar, Kemah’taki “Melik Gazi” adının Danişmendli Melik Gazi ile sonradan meydana gelen bir karışıklığın ürünü olduğu ihtimalini de oldukça zayıflatmaktadır. Evliya Çelebi 1647’de buradaki ziyaretgâhı “Melik Gâzî Sultan” olarak kaydeder. Ancak Evliya’dan yaklaşık bir asır önceki Osmanlı kayıtlarında “Melik” ve “Mengücek” zaten aynı şahsın adında birlikte geçmektedir. Bu nedenle Evliya’nın kullandığı biçimi bir isim karışıklığından çok “Melik Mengücek Gazi” adının yerel veya kısalmış biçimi olarak değerlendirmek daha uygundur. Buradaki melik muhtemelen kişisel bir ad değil, hükümdarlık unvanıdır. Bununla birlikte Mengücek Gazi’nin bu unvanı kendi döneminde kullanıp kullanmadığı bilinmemektedir. Şimdilik 11.–12. yüzyıla ait, onu açıkça “Melik Mengücek” diye adlandıran çağdaş bir belge bilinmemektedir. Buna karşılık torunu Şehinşah’ın 1196 tarihli Divriği türbe kitabesinde Mengücek’ün gazi ve şehid sıfatlarıyla anılması, “Gazi Mengücek” kullanımının oldukça erken olduğunu göstermektedir.
Kümbetin Mengücek Gazi ile bağlantısı kuvvetlidir, ancak buradan cenazelikteki kişinin mutlaka Mengücek Gazi olduğu sonucu çıkmaz. Cenazelik girişindeki Farsça yazıda Mengücek Gazi’nin adı açıkça geçer; fakat bu yazının taşa sonradan kazındığı düşünülmektedir. Üst kattaki başka bir Farsça metinde de Mengücek Gazi övülmekte ve ruhuna dua edilmektedir. Mescit katındaki Arapça metinde ise Selçukşah b. Behram Şah b. Davud b. İshak şeklinde Mengücekli hanedan silsilesi yer almaktadır. Bu yazılar yapının Mengücekli hanedanıyla ve özellikle Mengücek Gazi’nin hatırasıyla ilişkisini güçlendirir; ancak cenazelikteki mumyanın Mengücek Gazi’ye ait olduğunu kanıtlamaz.
Bu konuda önemli bir başka belge 1642 tarihli avârız defteridir. Kayıtta İrmişik köyünün, “Kemah kasabası yakınında yatmakta ve medfun bulunan Melik Mengücek Gazi”nin türbesi ile buna bağlı misafirhane odaları, kervansaray ve mescidin bakım ve onarımıyla yükümlü olduğu belirtilmektedir (BOA, MAD 5152, s. 558). Böylece en geç 16.–17. yüzyıllarda Kemah’ta Mengücek Gazi’nin burada gömülü olduğuna dair yerleşmiş ve Osmanlı kayıtlarına da geçmiş bir gelenek bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, yapının Mengücek Gazi’ye nispetinin yakın dönemde ortaya çıkmış bir halk rivayeti olmadığını gösterir. Bununla birlikte 1642 tarihli kayıt Mengücek Gazi’nin ölümünden yüzyıllar sonrasına aittir; bu nedenle cenazelikteki naaşın gerçekten ona ait olduğunu tek başına kanıtlayamaz.
Medfun kişinin kimliği kesin değildir. Faruk Sümer, türbenin Mengücek Gazi’ye ait olabileceğini kabul etmekle birlikte oğlu İshak Bey’e ait olma ihtimalini daha güçlü görür. İshak’ın 1142’de Kemah hâkimi olarak ölmesi bu ihtimalle uyuşmaktadır. Ancak kümbette İshak’ın burada gömülü olduğunu bildiren bir mezar kitabesi veya erken tarihli açık bir belge bulunmamaktadır. Bu nedenle İshak görüşü de doğrudan bir belgeye değil, tarihî verilerin yorumlanmasına dayanmaktadır. Aynı şekilde cenazelikte bulunan mumyanın Mengücek Gazi’ye ait olduğu da bilimsel olarak doğrulanmış değildir.
Bugünkü kümbetin Mengücek Gazi’nin ölümünden daha sonra yapılmış olması mümkündür. Mengücek Gazi’nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmez; bazı araştırmalarda yaklaşık 1118 tarihi önerilir. Yapının mimari özellikleri ise daha geç bir tarihe işaret etmektedir. Canan Parla, günümüze ulaşmayan 1191 tarihli bir vakfiyeden mescit duvarlarına aktarıldığı ileri sürülen metinleri de değerlendirerek yaklaşık 1191 tarihini öne çıkarır ve yapının en geç Kemah’ın Anadolu Selçuklularının hâkimiyetine geçtiği 1227’den önce, Mengücek Gazi veya onun soyu adına yapılmış olabileceğini belirtir. Literatürde ayrıca Selçukşah’ın 12. yüzyıl sonu–13. yüzyıl başlarında kümbeti atası Mengücek Gazi adına yaptırmış olabileceği görüşü bulunmaktadır. Bu ihtimal eldeki verilerle uyumludur, ancak kesinleşmiş değildir.
Bugünkü bilgiler ışığında en güçlü ihtimal, kümbetin 12. yüzyıl sonu–13. yüzyıl başında Mengücekli hanedanı tarafından, Mengücek Gazi’nin hatırasıyla bağlantılı bir hanedan mezarı ve ziyaret yapısı olarak inşa edilmiş olmasıdır. En geç 16. yüzyılda yapı çevresindeki zaviye Melik Mengücek Gazi adına bağlıdır; 1642 tarihli kayıtta onun burada medfun olduğu açıkça belirtilir, Evliya Çelebi de aynı geleneği 1647’de “Melik Gazi Sultan” adıyla aktarır. Buna karşılık özgün bani veya mezar kitabesinin bulunmaması, 1191 tarihli olduğu belirtilen vakfiyenin aslının günümüze ulaşmaması ve cenazelikteki kalıntıların kimliğinin belirlenmemiş olması nedeniyle Mengücek Gazi’nin burada kesin olarak medfun olduğu söylenemez. İshak Bey ihtimali de tamamen dışlanamaz; ancak onu doğrudan bu mezarla ilişkilendiren erken bir belge bilinmemektedir. Bu nedenle en ihtiyatlı ifade, “Kümbet tarihsel olarak Melik Mengücek Gazi’ye nispet edilmektedir; medfun kişinin kesin kimliği bilinmemektedir” şeklindedir.
Kaynaklar:
- Canan Parla, “Kemah Mengücek Gazi Kümbeti’ne İkonografik Yaklaşım”, Erdem, sy. 58, 2010, s. 269–290, DOI: 10.32704/erdem.2010.58.269.
- Faruk Sümer, “Mengücüklüler”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 29, Ankara, 2004, s. 138–142.
- Faruk Sümer, Selçuklular Devrinde Doğu Anadolu’da Türk Beylikleri, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1990.
- Hakkı Önkal, Anadolu Selçuklu Türbeleri, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi, 1996.
- Orhan Cezmi Tuncer, Anadolu Kümbetleri, 1: Selçuklu Dönemi, Ankara: Güven Matbaası, 1986.
- İsmet Miroğlu, Kemah Sancağı ve Erzincan Kazası (1520–1566), Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1990; 2. bs. 2014.
- Mehmet İnbaşı, “1642 Tarihli Avârız Defterine Göre Kemah Kazâsı”, 16. Türk Tarih Kongresi, 20–24 Eylül 2010, Ankara: Kongreye Sunulan Bildiriler, c. 4, 2. Kısım, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2015, s. 739–759.
- Evliyâ Çelebi, Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi, 2. Kitap, haz. Yücel Dağlı, Zekeriya Kurşun, Seyit Ali Kahraman, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1998.
- Ali Kemali Aksüt, Erzincan: Tarihî, Coğrafî, İçtimaî, Etnoğrafî, İdarî, İhsaî Tetkikat Tecrübesi, İstanbul: Resimli Ay Matbaası, 1932.
- Tahsin Özgüç, “Mengücüklere Ait Bir Türbe”, Milletlerarası Birinci Türk Sanatları Kongresi, Ankara 19–24 Ekim 1959: Kongreye Sunulan Tebliğler, Ankara, 1962, s. 325–327.