Cami, İstanbul’da fetihten sonraki yıllarda sur dışına yapılan ender camilerden olup, küçük bir mahalle mescidi olarak yapılmıştır. Daha sonra Yemiş İskelesi Bölgesinde sık sık görülen yangınlardan ve doğal afetlerden etkilenen cami, Mimar Hayreddin ve Mimar Sinan dönemlerinde onarılmıştır.

Bugünkü biçimini Mimar Sinan döneminde yapılan ikinci onarımdan sonra almış olmalıdır. Cami, Evliya Çelebi’nin rüyasında “Şefaat ya Resulallah” diyeceği yerde yanlışlıkla “Seyahat ya Resulallah” diyerek gezginliğe başladığı camidir.[1]

—–

1 Ahi Çelebi Camii Restorasyonu ve Çevre Düzenlemesi, Serpil Topkaç, YLT, 1992.

Evliya Çelebi 1040 muharreminin aşure gecesi (19.08.1630) yarı uyanık gördüğü rüyada kendisini Ahi Çelebi Camii’nde bulur. Derhal camiin kapısı açılıp pür-silah asker ile nurlu camiin içi nurlu kalabalık cemaatle dolmuş ve sabah namazının sünnetini kılıp salavat-ı şerifeye meşgul olmuşlardı. Meğer hakir (Evliya Çelebi) minber dibinde oturup bu nurlu güzel yüzlü cemaati seyretmede hayran olur. Hemen yanında olan cana bakıp, “Benim Sultanım, mübarek zatınız kimdir?, mübarek isminizi bize ihsan buyurunuz” der. O zat “Aşere-i Mübeşşere’den kemankeşlerin piri Ebu Vakkas oğlu Sa’d’ım” deyince mübarek elini öper. “Ya Sultanım, bu sağ tarafta nura gark olmuş güzel kalabalık kimlerdir?” der, “Onların hepsi peygamberlerin ruhlarıdır, geri safda bütün evliya ve asfiya ruhlarıdır. Bunlar sahabe-i kiram, Muhacirin, Ensar, Erbab-ı Suffe, Kerbela şehitleri ve sadıklardır. Bu mihrabın sağındaki Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’dir. Mihrabın solunda Hz. Osman ve Hz. Ali’dir. Mihrap önündeki külahlıca zat Hz. Risalet’in dünya ve ahiret kardeşi Hz. Veysel Karani’dir. Caminin solunda duvar dibinde siyah-çehre zat senin pirin, Hazret’in müezzini Bilal-i Habeşi’dir. Bu ayak üzere cemaati saf saf bozan ve düzen kısa boylu adam Amr-ı Ayyar Damiri’dir. İşte bu alem ile gelen asker ki kızıl kanlı esbaba gark olmuşlar, Hz. Hamza ve bütün şehitlerin ruhlarıdır” diye cami içindeki bütün cemaati birer birer Evliya Çelebi’ye gösterip her hangisine bakışı isabet ettiyse elini göğsüne koyup göz aşinalığı edip taze can bulur.

“Ya sultanım bu cemaatin bu camide toplanmalarının aslı nedir?” der. “Azak taraflarında Müslüman askerlerden saba gidişli Tatar askeri sıkıntıda olduğundan Hazret’in himayesinde olan bu İstanbul’a gelip ondan Tatar Han’a yardıma gideriz. Şimdi Hz. Risalet de İmam Hasan, İmam Hüseyin ve On İki İmamlar ile ve bizden başka Aşere-i Mübeşşere ile gelip sabah namazının sünnetini kılıp sana kamet eyle diye işaret buyururlar, sen de yüksek sesle kamet getir, selamdan sonra Ayetelkürsi’yi oku. Hz. Bilal Sübhanallah desin, sen Elhamdülillah, Bilal Allahu ekber desin, sen amin amin de. Bütün cemaat umumiyetle tevhid ederiz: Sonra sen “Ve salli ala cemi’i’l-enbiyai ve’l-mürselin ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-alemin” deyip kalk, hemen mihrabda Hz. Risalet otururken mübarek elini öpüp ‘Şefaat ya Resulallah’ deyip rica eyle” diye Ebi Vakkas oğlu Sa’d yanında oturup hepsini ögretti. Onu gördü, cami kapısından açık bir nur şakıyıp cami içi nur iken nur üzere nur olunca bütün Sahabe-i Kiram, peygamberler ve evliyaların ruhları ayak üzere hazır durdular.

Hz. Risalet saadetle yeşil sancağı dibinde, yüzünde örtüsü, elinde asası, belinde kılıcıyla, sağında İmam Hasan ve solunda İmam Hüseyin ile belirince mübarek sağ ayaklarını nurlu cami içine bismillah ile koyup mübarek yüzlerinden örtüsünü açarak, “Esselamü aleyke ey ümmetim” buyurdular. Mecliste hazır olanların hepsi, “Ve aleyküm selam ey Allah’ın Resulü ve ey insanların efendisi” diye selam aldılar. Hemen Hazret mihraba geçip iki rek’at sabah sünnetini kıldı, Evliya Çelebi’yi bir dehşet kapladı ve vücuduna bir titreme geldi. Fakat Hazret’in bütün eşkaline bakar. Hilye-i Hakani’de yazıldığı gibi idi. Yüzünde örtüsü al şal idi. Mübarek sarığı on iki kalanlı beyaz şaş idi. Mübarek sarıya yakın deve yününden idi. Boynunda sarı renkli yün şalı var idi. Mübarek ayaklarında sarı çizmeleri var idi. Kutlu başlarında sarığı üzere bir misvak sokulmuş idi. Selamdan sonra sağ tarafında Evliya Çelebi’ye bakıp mübarek sağ elleriyle dizlerine vurup ona hitaben “kamet eyle” der, Hemen Ebi Vakkas oğlu Sa’d’ın öğrettiği gibi derhal segah makamında “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala al-i Muhammed ve sellim aleyh” diye kamet edip tekbir eder. Hazret de segah makamında yanık sesle Fatiha-i şerifi okuyup zamm-ı sureyi Sad suresinden “Biz Davud’a ve oğlu Süleyman’a ihsan ettik, Süleyman ne güzel kuldu, çünkü o daima Allah’a dönen bir zat idi.” [Sad, ’30] ayetlerini okur, bütün cemaat dinler ve Hazret imamet eder. Selamdan sonra Evliya Çelebi Ayetelkürsi, Bilal Sübhanallah, o Elhamdülillah ve Bilal Allahu ekber deyip Bilal-i Habeşi ile müselsel müezzinlik hizmetinde olup duadan sonra bir tevhid-i Sultani ederler ki İlahi aşk ile sarhoş olup sanki uykudan uyanır.

Ebi Vakkas oğlu Sa’d öğretmesiyle hizmetimi tamam eder. Hz. Risalet mihrabda yakıcı sesle uzzal makamında bir Yas’in-i şerif, üç kere İzaca’e ve Mu’avvezeteyn surelerini tamam okudu ve Bilal Fatiha dedi. Hazret mihrabda ayak üzere dururken hemen Ebi Vakkas oğlu Sa’d hazretleri elimden yapışarak Hazret’in huzuruna götürüp, “Sadık aşığın ve müştak ümmetin Evliya kulun şefaatin rica eder” deyip Hazret’e götürdü., “Mübarek ellerini öp” deyince ağlamaklı olup mübarek ellerine küstahane dudaklarımı vurup mehabetinden, “Şefaat ya Resulallah” diyecek yerde, “Seyahat ya Resulallah” der. Hemen Hazret tebessüm edip, “Allah’ım, şefaati, seyahati ve ziyareti sağlık ve esenlikle kolaylaştır.” deyip “Fatiha” dediler.

Bütün sahabe-i kiram Fatiha okuyup toplantıdaki herkesin mübarek ellerini. öper, her birinin hayır duasını alıp gider. Kiminin mübarek eli misk gibi, kimi amber, kimi sümbül, kimi gül, kimi reyhan ve kimi zımran (safran), kimi menekşe, kimi karanfil gibi kokardı. Bizzat Hz. Resul’ün kokusu safran açılmış gül gibi kokardı. Mübarek sağ elini öptüğünde sanki pamuk gibi kemiksiz mübarek bir el idi. Fakat diğer peygamberlerin elleri ayva kokusu gibi kokardı. Hz. Ebubekir’in mübarek elleri kavun gibi kokardı. Hz. Ömer amber kokusu gibi idi. Hz. Osman’ın menekşe gibi kokusu vardı. Hz. Ali’nin kokusu yasemen gibi idi. İmam Hasan karanfil gibi İmam Hüseyin beyaz gül yaprağı gibi kokardı. Allah onların hepsinden razı olsun.

Bu hal üzere toplantıda bulunanların hepsinin mübarek ellerini öper. Yine Hz. Peygamber Fatiha deyince bütün sahabe-i kiram yüksek sesle Fatiha’yı okudular. Hemen Hz. Risalet-penah mihrabdan, “Esselamü aleyküm ey kardeşlerim” deyip camiden dışarı çıkınca bütün sahabe-i kiram Evliya Çelebi’ye türlü türlü hayır dualar ettiler ve camiden çıkıp gittiler.

Hemen Ebi Vakkas oğlu Sa’d hazretleri belinden sadağını çıkarıp Evliya Çelebi’nin beline kuşatıp tekbir edip, “Yürü ok ve yay ile gaza eyle, Allah’ın koruması ve emniyetinde ol, müjde olsun sana bu mecliste ne kadar ruhlar ile görüşüp mübarek ellerini öptünse hepsini ziyaret etmek nasip olup dünya seyyahı ve insanların seçkini olursun, ama gezip dolaştığın memleketleri, kaleleri, acayip ve garip eserleri, her beldenin övüleceklerini, sanatlarını, yiyecek ve içeceklerini, arz ve tullarını (paralel ve meridyenlerini) yazıp bir eser eyle ve benim silahımla amel edip dünya ve ahiret oğlum ol. Hak yolu elden koma, hile ve kötülüklerden uzak dur, ekmek ve tuz hakkın gözet, sadık dost ol, yaramazlarla dost olma, iyilerden iyilik öğren” diye öğütler verip Evliya Çelebi’nin alnından öperek Ahi Çelebi Camii’nden dışarı çıkıp gittiler. Böylece Evliya Çelebi’nin seyahatleri başlamış olur.

Kaynak: Kahraman, Seyit Ali; Dağlı, Yücel, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi: İstanbul, 1. Cilt 1. Kitap, YKY Yayınları, İstanbul, 2003, s. 2-5.

✶ Media