Kaleiçi Orhan Camii veya önceden Hagios İoannes Prodromos Manastırı, kesin bir yapım tarihi bilinmemekle birlikte, mevcut mimari veriler yapının ilk inşa evresinin büyük olasılıkla 6. yüzyıla veya daha temkinli bir ifadeyle 6.-8. yüzyıllar arasındaki erken Bizans dönemine ait olabileceğini düşündürmektedir. Yapı, Hristiyan inancına manastır, vaftizhane ve ana kilise, yani katholikon olarak hizmet veren anıtsal bir kompleks niteliğindeydi.

Mimari planı incelendiğinde, orijinalinde bazilika planlı olarak tasarlanan yapının zamanla dört sütun üzerinde taşınan kare haç planlı bir ana kiliseye dönüştüğü anlaşılmaktadır. Yapının cephesi tuğla işçiliği ile biçimlendirilmiş olup kubbesi yüksek kasnaklıdır. Dikkat çeken erken dönem mimari detaylar arasında altıncı yüzyıl ortalarından itibaren kullanılan sepet, yani impost sütun başlıkları ve iç mekânda ruhban sınıfının ayin sırasında oturması için düzenlenmiş basamaklı “synthronon” bölümü öne çıkar. Bu bölümün hemen üzerindeki ana apsiste, İkonakırıcı döneme, yani 726-787 ve 814-842 yıllarına tarihlenebilen anikonik bir haç tasvirini gösteren mozaik kalıntısı mevcuttur. Yapının ek bölümleri açısından ana apsis, doğu yönünde iki yan çift apsidiolle desteklenmiş ve yapının güney kenarı boyunca parekklesion görünümlü bir şapel uzanmıştır. Batı yönünde ise narteksten geçilerek ulaşılan, nişler arasına yerleştirilmiş ikiz sütunceler üzerinde taşınan kubbesiyle sekizgen plana sahip, Erken Hristiyanlık dönemi martyrionları ile Roma tapınaklarını andıran eski bir vaftizhane yapısı bulunur.

On üçüncü yüzyılda yapının mülkiyet tarihindeki ilk belirgin isim, ana kilisede kapsamlı bir tadilat gerçekleştiren İznik İmparatoru 3. İoannes Vatatzes’in (1221-1254) eşi İrene’dir. Yapının zemininde kaliteli mermerden, on üçüncü yüzyılın ikinci çeyreğinden kalma iki büyük ve daha sonradan eklenmiş iki küçük panele sahip çok renkli “opus sektile” döşeme yer alır. 1326 yılındaki fethin ardından yapı Orhan Gazi’nin mülkiyetine geçmiş ve binalar İslami işlevler kazanarak devşirilmiştir. Yapıya ait 1337 tarihli epigrafik kitabe caminin varlığını kanıtlarken, mülkiyet sahibi Orhan’ı da “mücahid”, “gazi” ve “pehlivan” unvanlarıyla zikreder. Bu dönüşüm kapsamında manastırın kare haç planlı ana kilisesi, yani katholikon, 1362 yılında vefat eden Orhan Gazi’nin ebedi istirahatgâhı olan türbesine çevrilmiştir. Sekizgen planlı eski vaftizhane kısmı ise Orhan tarafından babası Osman’ın kabrinin nakledildiği “Gümüşlü Kümbet” adını alan diğer bir türbe olarak yeniden işlevlendirilmiştir. Aynı manastır kilisesi bütününün bir parçası veya eklentisi ise Müslüman cemaat için Cuma Camisi olarak kullanıma açılmıştır. Anıtsal yapı kompleksi aynı zamanda medrese olarak da hizmet vermiştir. Keşiş hücreleri de medrese odaları, dershane ve çamaşırhaneye dönüştürülmüştür.

Tarihsel kaynaklarda ve seyyah anlatımlarında Davut Manastırı veya Davul Manastırı gibi çeşitli isimlerle anılan bu kompleks, barındırdığı davul ve tespih gibi Anadolu Selçuklu alametleriyle Osmanlı hanedan kimliğinin şekillenmesinde rol oynamıştır.

Bu mimari eser yüzyıllar boyunca maruz kaldığı kuşatmalar, yangınlar ve depremler neticesinde pek çok onarımdan geçmiştir. Örneğin 1576 tarihli resmi kayıtlarda, artan cemaate yetersiz kalması sebebiyle caminin büyütülmesine yönelik bir onarım talebi belgelenmiştir. Başlangıçta Osman ve Orhan Gazi türbeleri ile Cuma Camisi aynı bina içinde birbirine eklemlenmiş tek bir yapı bütünü iken, 1855 tarihindeki büyük depremde bu kompleks tamamen yıkıcı bir hasar almıştır. Bu afet neticesinde kaledeki Cuma Camisi kısmı onarılamayacak derecede tahrip olmuş ve günümüze fiziki hiçbir kalıntısı ulaşmamıştır. 1863 yılında gerçekleştirilen büyük çaplı yeniden inşa süreci ise yıkılan eski kilise/camiyi ihya etmemiştir. Yalnızca Osmanlı padişahlarının türbelerini, geçmişteki bitişik nizamın aksine, birbirinden ayrı ve bağımsız iki yeni yapı formunda ayağa kaldırmıştır.

Bugünkü Atatürk Caddesi’ndeki Gazi Orhan Camii ile aynı yapı değildir.

✶ Media