Kayseri Gurebâ Hastanesi, temeli 1884 yılında atılmıştır. Eski adı Kumtepe olan bölgedeki yapı üç bölümlü, iki katlı, çatılı ve kesme taştan inşa edilmiştir. Zemin katı 1910’da, üst katı ise 1924’te tamamlandı. Bununla birlikte, 19. yüzyılda belgelenen Kayseri Gurebâ Hastahanesi teşkilatı ile 1884’te temeli atıldığı belirtilen Gültepe binasının başlangıçtan itibaren aynı fiziksel yapıda faaliyet gösterdiği henüz kanıtlanmamıştır. Gültepe’deki binanın inşaatı uzun süre tamamlanamamış, çalışmalar Kayseri’de yayımlanan ilk Türk gazetesi Erciyes’in imtiyaz sahibi Turanlı Yunus Bekir’in başlattığı yardım kampanyasıyla yeniden hız kazanmıştır. Dönemin Kayseri Mutasarrıfı Ahmed Muammer Bey’in himayesinde sürdürülen çalışmalar sonucunda yapının zemin katının 1910 yılında tamamlanarak kullanıma açıldığı aktarılmaktadır. Yunus Bekir’in burada bir süre yalnızca cerrah yardımcısı değil, aynı zamanda yönetici olarak da görev yaptığı belirtilmektedir.

Bununla birlikte Osmanlı dönemi kayıtları, Kayseri’de 1910’dan önce de teşkilatlanmış ve görevli tabibi bulunan bir Gurebâ Hastanesi mevcut olduğunu göstermektedir. 1900–1901 tarihli Ankara Vilâyeti Salnâmesi, II. Abdülhamid döneminde Kayseri’de gerçekleştirilen imar faaliyetlerini geriye dönük olarak sıralarken “1305’te Karafakih Medresesi ve gurebâ hastahanesi inşa […] olunmuştur” kaydına yer vermektedir. Buna göre Kara Fakih Medresesi ile bir Gurebâ Hastanesi, Hicrî 1305 (1887–1888) yılında inşa edilen yapılar arasında gösterilmiştir. Ancak bu, son derece kısa ve geriye dönük bir salnâme kaydıdır.

1890 tarihli Osmanlı tıp yayını Cerîde-i Emâkinü’s-Sıhha, Kayseri Gurebâ Hastanesi hakkında şu kaydı içermektedir: “Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’den neşet ederek Kayseri Gureba Hastahanesi Tababetinde bulunan Mehmed Muhtar Bey…” Buna göre Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye mezunu Mehmed Muhtar Bey, 1890 yılında doğrudan Kayseri Gurebâ Hastahanesi tababetinde bulunuyordu. Aynı kayıtta Mehmed Muhtar Bey’e rütbe-i sâlise verildiği de belirtilmektedir. Bu belge, Kayseri Gurebâ Hastanesinin 1890’da yalnızca planlanmış veya adı konulmuş bir proje olmadığını; resmî olarak görevlendirilmiş bir tabibe sahip teşkilatlanmış bir kurum olduğunu açıkça göstermektedir.

1891–1892 tarihli Ankara Vilâyeti Salnâmesi’nde hastane hakkında iki ayrı kayıt bulunmaktadır. Kayseri kasabasındaki evlerin, dükkânların, dinî yapıların, eğitim kurumlarının ve kamu binalarının sayıldığı bölümde “1 guraba hastanesi” kaydı yer almaktadır. Hastane, “nefs-i Kayseri kasabası”, yani Kayseri şehir merkezindeki yapılar arasında gösterilmiştir. Böylece salnâme, 1891–1892 döneminde Kayseri şehir merkezinde bir adet Gurebâ Hastanesi bulunduğunu kaydetmektedir.

Hastane personeli salnâmede bağımsız bir “Hastane” başlığı altında değil, Kayseri Belediyesinin reis, azalar ve diğer görevlilerinden oluşan personel cetveli içinde gösterilmiştir. Belediye reisi Mehmet Ali Efendi’dir. Adının yanında sâniye rütbesi ile dördüncü dereceden Mecidî ve Osmanî nişanları bulunmaktadır. Belediye azaları Şeyh İbrahim Efendi, Nuh Efendi, Mehmet Ağa, Memiş Efendi, Feyzullah Efendi, Osman Efendi, Esat Efendi, Hacı Artin Ağa, Hamparsun Ağa, Mardiros Ağa ve Agop Ağa olarak sıralanmıştır. Şeyh İbrahim Efendi’nin adının yanında mütemâyiz rütbesi yer almaktadır. Listenin ilk bölümü bir sayfada başlamış, Mardiros Ağa ve Agop Ağa ile sonraki sayfada devam etmiş; ardından belediyeye bağlı diğer görevliler sıralanmıştır.

Hastaneyle doğrudan ilgili tıbbî görevli Mustafa Hilmi Efendi’dir. Salnâmedeki kayıt: “Hastane Tabibi: Mustafa Hilmi Efendi, salise” şeklindedir. Mustafa Hilmi Efendi yalnızca “hastane tabibi” unvanıyla kaydedilmiş; baştabip, cerrah, dâhiliye tabibi veya başka bir uzmanlık alanıyla ilişkilendirilmemiştir. Mustafa Hilmi Efendi’nin adının yanında bulunan sâlise, tıbbî bir uzmanlık derecesi veya üçüncü sınıf doktorluk anlamına gelmez. Bu ifade, Osmanlı mülkiye bürokrasisinde kullanılan bir memuriyet rütbesidir. Rütbe sıralamasında sâniyenin altında, râbianın üzerinde bulunmaktaydı. Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye mezunu hekimlere göreve başlamaları sırasında rütbe-i sâlise verilebilmekteydi. Ancak 1891–1892 salnâmesi Mustafa Hilmi Efendi’nin mezun olduğu okulu açıklamadığından, yalnızca rütbesinden hareketle onun Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye mezunu olduğu kesin olarak söylenemez. Hastanenin idarî yöneticisi Emin Efendi’dir. Salnâmede: “Hastane Müdürü: Emin Efendi” kaydı yer almaktadır. Buna göre hastanenin tıbbî görevi Mustafa Hilmi Efendi, idarî yönetimi ise Emin Efendi tarafından yürütülüyordu. Emin Efendi’nin adının yanında herhangi bir mülkiye rütbesi, nişan veya madalya bulunmamaktadır. Hastane tabibi ile hastane müdürünün ayrı kişiler olması, Kayseri Gurebâ Hastanesinin ayrı bir tıbbî görevliye ve ayrı bir idarî yöneticiye sahip teşkilatlanmış bir hastane kurumu olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte bu sonuç yalnızca kayıtlarda görülen idarî yapıyla sınırlıdır; hastanenin yatak kapasitesini, hasta sayısını veya sunduğu tıbbî hizmetlerin kapsamını açıklamamaktadır.

Mustafa Hilmi Efendi’nin ardından salnâmede Karabet Efendi ve Dikran Efendi “memleket tabibi” olarak kaydedilmiştir. Her ikisinin adının yanında da sâlise rütbesi bulunmaktadır. “Hastane tabibi” ile “memleket tabibi” salnâmede birbirinden ayrı görev unvanlarıdır. Bu nedenle Karabet Efendi ile Dikran Efendi’yi Kayseri Gurebâ Hastanesinin iki tabibi olarak değerlendirmek doğru değildir. Salnâmedeki sıralama Mustafa Hilmi Efendi’yi hastane tabibi, Karabet Efendi ile Dikran Efendi’yi ise memleket tabibi olarak göstermektedir. Memleket tabipleri şehir, kaza veya idarî bölgenin genel sağlık işleriyle görevlendirilen sivil kamu tabipleriydi. Salnâmede yalnızca Mustafa Hilmi Efendi’nin doğrudan hastane tabibi olduğu açıkça yazılıdır. Kayseri belediye sağlık teşkilatında kayıtlı hekimler Mustafa Hilmi Efendi, Karabet Efendi ve Dikran Efendi’dir. Her üçü de sâlise rütbesine sahiptir. Belediye cetvelinde hekimlerin ardından mühendis Mehmet Efendi, kâtib-i evvel Kevork Efendi, kâtib-i sânî Halim Efendi, Konturat Kâtibi Mihran Efendi, Sandık Emini Serkis Efendi, Belediye Ser Müfettişi Remzi Bey, Hastane Müdürü Emin Efendi, Gazhane Memuru Hacı Bey ve Muhafaza Çavuşu Hacı Osman Ağa sıralanmıştır. Hastane müdürlüğünün mühendislik, kâtiplik, maliye, denetim, gazhane ve muhafaza görevlileriyle aynı belediye cetvelinde yer alması, hastanenin en azından personel ve idarî tasnif bakımından Kayseri Belediyesi bünyesinde bulunduğunu göstermektedir. Belediye personeli arasında farklı dinî ve kültürel adlandırma gelenklerine ait isimler görülmektedir. Ancak salnâme görevlilerin dinî veya etnik kimliklerini ayrıca açıklamamaktadır. Bu nedenle kişilerin kimlikleri yalnızca isimlerinden hareketle kesin biçimde belirlenemez. Dolayısıyla “belediye sağlık teşkilatında Müslüman ve gayrimüslim görevlilerin birlikte çalıştığı” sonucu isimler üzerinden kuvvetle düşünülebilse de salnâmenin açık bir beyanı olarak sunulmamalıdır.

1890 tarihli tıp yayını ile 1891–1892 salnâmesi birlikte değerlendirildiğinde, Kayseri şehir merkezinde bir Gurebâ Hastanesi bulunduğu ve bu kurumun resmî tabip ve idarî müdüre sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu kayıtlar hastanenin yalnızca planlanan bir proje olmadığını, teşkilatlanmış ve sağlık hizmeti veren bir kurum olduğunu güçlü biçimde göstermektedir. Osmanlı kayıtları ile Gültepe’deki mevcut yapının inşaat kronolojisi arasında tam olarak çözülememiş bir uyuşmazlık bulunmaktadır. Osmanlı salnâmesi Gurebâ Hastanesini yaklaşık 1887–1888’de inşa edilen yapılar arasında göstermekte, 1890 tarihli tıp yayını hastanenin resmî bir tabibinin bulunduğunu bildirmekte, 1891–1892 salnâmesi ise şehir merkezindeki hastaneyi ve personelini kaydetmektedir. Buna karşılık daha geç tarihli yerel anlatılar, günümüzde Acıbadem Kayseri Hastanesi bünyesinde kullanılan Gültepe veya Kumtepe yapısının zemin katının ancak 1910’da, üst katının ise 1924’te tamamlandığını aktarmaktadır. Bu nedenle 19. yüzyılda belgelenen Kayseri Gurebâ Hastahanesi teşkilatı ile 1884’te temeli atıldığı belirtilen Gültepe binasının başlangıçtan itibaren aynı fiziksel yapıda faaliyet gösterdiği henüz kanıtlanmamıştır. Hastanenin 1890–1910 yılları arasında hangi binada hizmet verdiği de kesin olarak bilinmemektedir.

Bu uyuşmazlığın açıklanabilmesi için başlıca iki ihtimal bulunmaktadır. İlk ihtimale göre 1884’te temeli atılan Gültepe yapısının kullanılabilir bir bölümü 1887–1888 civarında tamamlanmış ve hastane burada sınırlı veya kısmi biçimde hizmete girmiş olabilir. Bu durumda 1910 tarihi, zemin katın tamamının veya planlanan ana inşaat safhasının bitirilmesini ifade ediyor olabilir. Böylece 1890’da kaydedilen hastane ile 1910’da zemin katı tamamlanan yapı aynı bina olabilir. İkinci ihtimale göre H. 1305’te, yaklaşık 1887–1888’de inşa edildiği kaydedilen Gurebâ Hastanesi, Gültepe’deki bugünkü yapıdan farklı bir binaydı. Kurum 1890’larda bu eski veya geçici binada hizmet vermiş, daha sonra Turanlı Yunus Bekir’in yardım kampanyası ve Mutasarrıf Ahmed Muammer Bey’in himayesiyle tamamlanan Gültepe binasına taşınmış olabilir. Ancak bu ihtimaller daha doğrulanmamıştır. Bu nedenle 1910 tarihinin “esaslı bir onarım” yılı olduğu kesin biçimde söylenemez. Mevcut bilgiler yalnızca bu tarihin yapının zemin katının bütünüyle veya planlanan biçimiyle tamamlanmasını ifade etmiş olabileceğini düşündürmektedir.

Bazı yerel anlatılarda, Gültepe’deki henüz tek katlı ve bütünüyle tamamlanmamış hastane yapısının I. Dünya Savaşı yıllarında cephelerden getirilen yaralı askerlerin tedavisinde kullanıldığı belirtilmektedir. Ancak bu kullanımın kapsamını, kesin tarihlerini ve tedavi edilen askerlerin sayısını doğrudan gösteren birincil belge henüz tespit edilmemiştir. Aynı dönemde Kayseri’de Askerî Hastane ve başka sağlık tesislerinin de faaliyet göstermesi nedeniyle, savaş yaralılarına ilişkin kayıtların hangi hastaneyi ifade ettiği dikkatle ayrılmalıdır. Bu nedenle söz konusu bilgi kesinleşmiş bir hükümden ziyade yerel kaynaklarda aktarılan bir bilgi olarak verilmelidir. Gültepe’deki yapının üst katı 1924 yılında tamamlanmıştır. Hastane, 14 Ekim 1924 Salı günü Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, sonraki soyadıyla Atatürk tarafından Memleket Hastanesi adıyla düzenlenen törenle resmen hizmete açılmıştır. İlk açılışı sırasında Memleket Hastanesi 25 yatak kapasitesine sahipti. Hastanede bir ameliyathane ile bir doğum salonu bulunuyordu. Bu bilgiler, yapının 1924’te yalnızca idarî olarak açılmadığını, yataklı tedavi, cerrahi müdahale ve doğum hizmetleri için hazırlanmış olduğunu göstermektedir. Yapı daha sonraki dönemlerde bulunduğu bölgeden dolayı Gültepe Hastanesi adıyla da anılmıştır. 1938 yılı kayıtlarına göre Memleket Hastanesi 50 yatak kapasitesine ulaşmıştı. Kadrosunda dâhiliye, hariciye veya cerrahi ve röntgen uzmanlarının yanı sıra 1 eczacı, 3 hemşire, 2 idare memuru ve 21 hizmetli görev yapıyordu. İhtiyaç duyulduğunda şehirdeki Askerî Hastanenin göz, asabiye ve kulak-burun-boğaz uzmanlarından da destek alınıyordu.

1943 yılında Kayseri’de 100 yatak kapasiteli yeni Devlet Hastanesinin hizmete girmesi üzerine Gültepe Hastanesinin tıbbî aletleri, cihazları ve sağlık kadrosu yeni hastaneye nakledilmiştir. Böylece Gültepe’deki tarihî yapı asli hastane işlevini kaybetmiştir. Yapı ilerleyen on yıllarda uzun süre TEKEL deposu olarak kullanılmıştır. Kayseri Ansiklopedisi, binanın 1996 yılında Kayseri Büyükşehir Belediyesine devredildiğini belirtmektedir. Bazı belediye yayınlarında ise TEKEL ile belediye arasındaki anlaşma veya yapının belediyeye geçiş sürecinin 1987 yılında başladığı aktarılmaktadır. Bu nedenle 1987 tarihi ile 1996 tarihini, devir sürecinin farklı aşamaları olarak değerlendirmek mümkündür. Restorasyon projelerinin hazırlandığı sırada binada büyük bir yangın çıkmış, çatısı ve iç bölümleri ağır zarar görmüştür. Yangının tarihi kaynaklarda farklı biçimlerde verilmektedir. Kayseri İmari ve Mekânsal Gelişimi adlı belediye yayını yangını 1997 yılına tarihlendirirken, bazı yerel kaynaklar yangının 3 Şubat 1998 günü meydana geldiğini belirtmektedir. Yapı daha sonra Güneş Grubu ile Acıbadem Sağlık Grubu arasındaki ortaklık çerçevesinde restore edilmiştir. Acıbadem Sağlık Grubunun resmî tarihçesi, 1924’te hizmete açılan tarihî hastane binasının restore edilerek 2009 yılında yeniden sağlık sektörüne kazandırıldığını belirtmektedir. Acıbadem Kayseri Hastanesi tarihî yapı ile yanındaki yeni hastane binasında 23 Mart 2009 tarihinde hasta kabulüne başlamıştır.

✶ Media