Kayseri Kalesi, tarihsel olarak şehri kuşatan Dış Kale surları ile bu sur sisteminin kuzeydoğu kenarında yer alan İç Kale’den meydana gelen çok katmanlı bir savunma düzenidir. Dış Kale yalnızca İç Kale’yi çevreleyen ikinci bir sur değil, tarihî şehir alanını kuşatan ana savunma hattıydı. Günümüzde büyük ölçüde ortadan kalkmış olan dış surlar nedeniyle İç Kale müstakil bir yapı gibi görünse de tarihsel olarak şehir surlarıyla bağlantılıydı ve kuzey surlarının bulunduğu kesime eklenmişti.
İç Kale’nin kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Roma İmparatoru III. Gordianus dönemine ait M.S. 241–242 tarihli sikkeler Caesarea’da bir sur yapımı veya onarımına işaret etse de bu faaliyetin bugünkü İç Kale’nin ya da bugünkü şehir merkezindeki dış surların ilk çekirdeğini oluşturduğu kanıtlanmış değildir. Halit Erkiletlioğlu, söz konusu sikkelerin Eskişehir–Beştepeler bölgesindeki eski Mazaka surlarının onarımıyla ilgili olduğunu savunmaktadır. Bu nedenle İç Kale’nin ilk çekirdeğini doğrudan M.S. 242’ye tarihlemek doğru değildir.
Bizans İmparatoru Justinianos döneminde, 6. yüzyılın ortalarında, Caesarea’nın gereğinden fazla geniş olan şehir surları daraltılmıştır. Ancak bugünkü İç Kale’nin Justinianos döneminde güney ve batı duvarlarının eklenmesiyle biçimlendiği kesin olarak gösterilememektedir. Araştırmacılar İç Kale’nin Bizans kökenli olduğu konusunda genel olarak birleşmekle birlikte yapının kesin tarihini belirleyememektedir. Mevcut bulgulara göre İç Kale, muhtemelen Justinianos döneminden sonra, daraltılmış şehir surlarının kuzeydoğu kesimine eklenen bağımsız bir iç savunma yapısı olarak oluşturulmuştur. Erkiletlioğlu yapıyı ihtiyatla 9.–11. yüzyıllara, yani Geç Bizans dönemine tarihlendirmektedir; ancak bu tarihlendirme bir yapım kitabesiyle kesinleşmiş değildir.
İç Kale, Türk hâkimiyeti döneminde önemli ölçüde yenilenmiş ve genişletilmiştir. Özellikle Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad döneminde, 1224 yılında, mevcut yapıda kapsamlı onarım ve tahkimat çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Daha sonra Dulkadiroğulları, Karamanoğulları ve Osmanlılar döneminde de kale onarılmış, kapıları ve savunma hatları değiştirilmiştir. Surlar üzerinde Selçuklu, Dulkadirli, Karamanlı ve Osmanlı dönemlerine ait kitabeler bulunmaktadır; bunlar arasında 13., 15. ve 16. yüzyıllara tarihlenen örnekler yer alır.
Kale duvarlarında ve kapılarında farklı dönemlerden getirilen devşirme yapı elemanları kullanılmıştır. Bunların arasında Bizans ve Selçuklu dönemlerine tarihlenen bezemeli taşlar ve kitabe parçaları bulunmaktadır. Ancak bu malzemelerin tamamını doğrudan Selçuklu döneminde yapılmış müdahalelerle ilişkilendirmek mümkün değildir; bir kısmı daha sonraki onarımlar sırasında duvarlara yerleştirilmiştir.
İç Kale, düzensiz dörtgen biçimli bir plana sahiptir ve beden duvarlarıyla bütünleşen toplam 19 burçtan oluşur. Batı cephesinde 3, güney cephesinde 8, doğu cephesinde 3 ve kuzey cephesinde 5 burç bulunmaktadır. Yapının özgün düzeninde iki ana kapı vardı:
- Güneydeki Arslanlı Kapı, tarihî kaynaklarda Dervâze-i Zerrîn, yani Altın Kapı adıyla da anılmıştır.
- Doğudaki ve Hunat Camii yönüne bakan kapı Dizdar Kapısı olarak bilinmektedir.
1989 yılında inşaat çalışmalarını kolaylaştırmak amacıyla kuzey cephesine üçüncü bir kapı açılmıştır; bu kapı özgün değildir.
İç Kale ilk dönemlerinde askerî garnizon, yönetim ve sığınma alanı olarak kullanılmıştır. Erkiletlioğlu’na göre garnizon işlevi 16. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiş, daha sonra kale içi giderek sivil yerleşime açılmıştır. İç Kale’nin Selçuklu döneminden itibaren kesintisiz biçimde sivil mahalle olarak kullanıldığı söylenemez. Sivil yerleşimin 19. yüzyılda belirginleştiği, 1834 tarihli kayıtlarda kale içindeki askerî mühimmatı korumakla görevli ailelerin burada yaşadığı anlaşılmaktadır. 1872’de Kale Mahallesi yaklaşık 70 haneden ve dört sokaktan oluşuyordu.
1916 yılında, I. Dünya Savaşı sırasında hapishane ihtiyacının artması üzerine kale içindeki yaklaşık 70 hane tahliye edilmiş; boşalan yapılar hapishane, bazı resmî daireler ve muhacirlerin geçici iskânı için kullanılmıştır. Dolayısıyla 1916, İç Kale’nin bütün işlevlerinin sona erdiği tarih değil, esas olarak mahalle niteliğindeki sivil yerleşimin tahliye edildiği tarihtir. Kale, bundan sonra da hapishane ve kamusal kullanım alanı olarak varlığını sürdürmüştür.
İç Kale’deki çarşı Cumhuriyet’in ilk yıllarında kaldırılmış eski bir Selçuklu veya Osmanlı çarşısı değildir. Kale içi 1949 yılında sebze pazarı olarak kullanılmaya başlanmış ve buraya basit baraka dükkânlar yapılmıştır. 12 Eylül 1980 sonrasında ise kale içine iki katlı, betonarme 137 dükkândan oluşan yeni bir çarşı inşa edilmiştir. Bu dükkânlar 2008’de başlayan restorasyon ve yeniden işlevlendirme projesi kapsamında kaldırılmıştır. Kale içinde Arkeoloji Müzesi, konferans salonu, açık oturma alanları ve sanat atölyeleri oluşturulmuş; düzenlenen kompleks 2019 yılında hizmete açılmıştır.





