Develi Kalesi
Zengibar Kalesi olarak da bilinir.
- Tür: Kale
- Kültür: Anadolu Selçuklu, Bizans, Roma, Selçuklu
- Bölge: Türkiye, İç Anadolu Bölgesi, Kayseri, Develi
Develi, Bizans döneminde “castron” olarak adlandırılan kale-kent tipinde bir yerleşim özelliği taşımaktadır. Bu yerleşim biçiminin temel özelliği, sarp ve yüksek bir topografyada konumlanması ve yerleşimin büyük ölçüde surlarla çevrili olmasıdır. Develi Kalesi’nin çevresini saran surların bir kısmı antik dönemden kalma olabileceği gibi, Bizans döneminde yeniden inşa edilmiş olmaları da mümkündür. Restle ve Herbert Hunger’in Develi Köyü’nde yaptığı incelemeler, bölgede Bizans dönemine ait apsis sütunları ve spolia örneklerine rastlandığını ortaya koymaktadır.
Develi Kalesi, 1954de Tahsin Özgüç ve Mahmut Akok tarafından incelendiğinde büyük ölçüde harap durumdaydı. Bu nedenle kalenin tamamına ilişkin ölçülü bir plan çıkarmak ya da mimari karakteri hakkında kesin yargılarda bulunmak mümkün olmamıştır. Mevcut kalıntılara dayanarak yapılan değerlendirmeler, yapının zamanla terk edildiğini göstermektedir. Ayrıca, bugünkü Develi kasabasında yer alan pek çok yapının inşasında kullanılan taş malzemenin tarih boyunca Develi Kalesi’nden sökülerek temin edildiği anlaşılmaktadır. Harap hâle gelen kalenin taşları, özellikle Osmanlı döneminden itibaren yerleşim alanlarında yapı taşı olarak değerlendirilmiş; bu durum da kalenin günümüzde neredeyse tamamen yok olmasına neden olmuştur.
1954 yılında yapılan gözlemlere göre, Develi Kalesi, yarım daire ve dikdörtgen kesitli burçlarla çevrili olup, şehre hâkim bir tepenin zirvesine inşa edilmiştir. Kale yapısı genel olarak üç ana bölümden oluşmaktadır:
Birinci bölüm, kalenin en yüksek ve hâkim noktası olan kuzeydoğu kısmıdır ve sitadel (iç kale) olarak tanımlanır. Yaklaşık 900 metrekarelik bir alanı kapsayan bu bölüm, yarım yuvarlak burçlarla çevrilidir ve içinde dairesel planlı, horasan harcıyla yapılmış bir sarnıcın temeli bulunmaktadır. Bu alan, yapının en korunaklı ve stratejik bölgesi olup, uzun süre aktif şekilde kullanılmıştır. Bu sürekli kullanım süreci boyunca yapılan çeşitli müdahaleler ve onarımlar sonucunda, orijinal mimari özelliklerin bir kısmı değişikliğe uğramıştır. Temellerin harçsız taşlarla inşa edildiği anlaşılmakta, bu temellerin üzerine ise kireç harçlı ve sıvalı üst yapılar sonradan eklenmiş görünmektedir.
İkinci bölüm, kalenin güneydoğu yönüne doğru genişleyen kısmıdır. Bu alan daha basit surlarla çevrilmiş olup, içinde dört köşe planlı burç izleri ile birlikte bazı mesken kalıntıları tespit edilmiştir. Bu kısım, ana savunma hattının dışındaki yardımcı bir yerleşim alanı işlevi görmüş olabilir.
Üçüncü bölüm, kalenin güney ve batı yönlerine doğru açılan ve iskâna uygun bir araziyi kapsayan bölgedir. Bu alanda çok az sayıda kale kalıntısı günümüze ulaşabilmiştir. Yerel halk arasında “Kale Kapısı” olarak bilinen noktada ise 1954 yılı itibariyle herhangi bir fiziksel yapı izi bulunmamaktadır. Ancak bölgenin topografik yapısı, buranın geçmişte kale kapısı olarak kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir.
Nitekim Develi’nin bu yapısı, Bizans yöneticileri ve imparatorları için de bir sığınak görevi görmüştür. Öyle ki, 1079 yılında Selçuklu ordusundan kaçmak zorunda kalan Bizans İmparatoru I. Alexios Komnenos dahi Develi Kalesi’ne sığınmıştır. Selçuklu döneminde de Develi, benzer şekilde işlevini sürdürmüş ve klasik bir “Karahisar” yerleşimine dönüşmüştür. “Karahisar” kavramı, genellikle sarp dağlık alanlarda kurulan, surlarla çevrili, askeri ve idari merkezleri tanımlar. Bu çerçevede Develi, Selçuklu taht mücadelelerinde de önemli bir rol oynamıştır. Özellikle 13. yüzyılda II. İzzeddin Keykavus ile kardeşi IV. Rükneddin Kılıçarslan arasında yaşanan taht mücadelesi sırasında Develi Kalesi tekrar ön plana çıkmıştır. Konya’dan uzaklaştırılan Kılıçarslan, Develi Kalesi’ne sığınmış, burada kendi adına sikke bastırmış ve ardından Develi Subaşısı Kemaleddin Kaymazoğlu Nüsrettin ile Kayseri Subaşısı Şemseddin tarafından tekrar Kayseri’ye götürülerek tahta çıkarılmıştır. Ancak sonraki gelişmelerde, II. İzzeddin ile yapılan savaşı kaybeden Kılıçarslan, Develi’den Sis’e kaçarken Türkmenler tarafından yakalanarak Kayseri’ye teslim edilmiştir.
Develi’nin Karahisar yerleşimi özelliğini destekleyen bir diğer önemli unsur ise kalenin kapladığı alandır. Yapılan arkeolojik ve mekânsal analizler, Selçuklu Karahisarlarının genellikle 0.30 ila 1.20 hektar arasında değişen alanlara kurulduğunu göstermektedir. Develi Kalesi’nin surlarla çevrili iç alanı yaklaşık 7000 metrekare (0.70 hektar) olup, bu kriterlere tam anlamıyla uymaktadır. Bu büyüklük, yaklaşık 200–250 kişilik bir nüfusa işaret etmektedir. Bu da kalenin sadece askeri bir üs değil, aynı zamanda sivil bir yaşam alanı olduğunu göstermektedir.
Selçuklu fethinden sonra Develi’deki ilk Türk yerleşimi, sur içi alanda yoğunlaşmış olmalıdır. Gayrimüslim nüfusun ise kaleden çıkarıldığı anlaşılmaktadır. 16. yüzyılın başlarına ait Tapu Tahrir ve İcmal Defterleri, bu nüfusun gayrimüslim Everek ve Zile Köyü’ne yerleştirildiğini göstermektedir. Ayrıca Yukarı Develi’de Osmanlı döneminde Ermeni ve Rum mahallelerinin bulunmaması da, bu yer değiştirmelerin kalıcı olduğunu ortaya koymaktadır.