Asıl Beypazarı’na en yakın (2-3 km.) ziyaret ve adak yeri bir tepenin dik yamacı üzerinde zirveye yakın ve Beypazarı’na hakim ve etrafı üç yandan gören bir yerde bulunan halkın deyişiyle Ayvaşık dede, aslında Ivaz babadır. 80 metre kadar önünden yol geçiyor. Yatırın bulunduğu yerde ve biraz aşağısında çok yaşlı ağaçlar var Ankara yolu buraya 500 metre kadar yakındadır. Ayvaşık Dede (Ivaz Baba)’nın mezarı yıktırılmış. Hemen yanında kuyu ve çeşme benzeri, kenarı taşlarla örtülü bir yer var. Buradan hafifce su sızıyor. Evvelce Ayvaşık Dede (Ivaz Baba)nın mezarının muntazam olduğu anlaşılıyor. Ziyaretgâh etrafında patikalar, yollar hasıl olmuş. Bu açılan yollar bile bu ziyaretgahın çevrede ne derece geleni ve önemi olduğunu gösteriyor.

Buraya her murat için gelindiği gibi, bilhassa sinir, akıl hastalıklarına karşı, Şifa istenilmek üzere ziyaret ediliyor. Gelenler aynı zamanda bez de bağlıyorlar. Çevresindeki çalılara binlerce bez, çabut asılı, bağlı olarak durmaktadır. Türbeyi evvelce bir jandarma komutanı yıktırmış. Yıktırılan taşların üzerinde mum akıntıları bol bol görülüyor. Eski ilgi azalsa bile gene devam ediyor. Halbuki apaçık bir yerde bulunan ziyaretçilerin kolayca görünebileceği bu yer yasağa rağmen rağbeti kaybetmiyor. Yalnız bu defa hastaları olanlar yıkıntıyı , hârâbeyi ziyaret ediyorlar. Jandarma komutanı, kaymakamın emriyle türbeyi yıkınca, artık bu ilginin tamamen kesileceğini sanıyormuş. Halkın ziyaret edişine hayret etmiş. Harabe kalıntısı, hattâ bütün o mahal gene saygıya layık olarak görülüyor. Araştırmamız sırasında birisi: “Türbeleri yıktılar, deli çoğaldı. O bizim için manevi bir destekti, bu destek yıkılmak istendi”diyor. Halk tarafından burasını ve benzerlerini yıktıran kaymakama: “Deli kaymakam bu türbeleri 1939-1940 yılında yıktırdı” denilmiştir. Yaptığımız incelemede bu kaymakamın ve jandarma komutanının başına gelen birtakım vakaları”, bu türbe, ziyaretgâh tahribinden ileri geldiği söyleniliyor. Önceleri bu tepede (Ivaz Baba)nın bulunduğu yerin üstünde yağmur duasına çıkılırmış. Ivaz Baba’nın sağındaki su haznesinin üzeri kapalı iken orasını da kaymakam yıktırmış. Bu, üzeri kapalı ve muntazam bir şekilde yapılmış, tarihi bir değeri olması kuvvetle muhtemel yeri yıktırırken kaymakam, büyük bir korku geçirerek yıkma işini orada yarım bıraktırıyor. Gerçekten yaptığımız inceleme de yıkma işinin yarım kaldığını göstermiştir. Su haznesi, üstü kapalı muntazam bir çeşme veya bir ayazma şekline benziyor. Burasının ziyaret ve adak yeri olduğu ve bu ağır tahribe rağmen ziyaret yeri olmaktan çıkmadığını yerinde yaptığımız inceleme ile tesbit ettik. Bu muntazam taşlar arasında onbinlerce mum yakılmış. Duvarları simsiyah olmuştur. İnceleme yaptığım yerlerin hiçbirisinde bu kadarına, bu kadar yekpare büyük taşları simsiyah hale getirecek kadar çok mum yakılmışına rastlamamıştım. Yıkıntıya bakılarak burasının üstünün kubbeli olduğu tahmin edilebilir. Dikilmiş, adanmış mumlar duruyor. İlk defa olarak bu adak yerinde sentomisetin ve bromürlü ilaç kutuları ve tarifelerini tesbit ettik. Bu mahalde yaptığımız araştırmanın verdiği sonuç şu oldu: Sinir, akıl v.b. hastalar buraya geliyor veya getiriliyorlar, oradaki tastan onlara su içiriliyor. Çok zaman bu türlü ilaçların tesirini arttırmak veya tam bir şifa elde etmek üzere, o şifah, mübarek sayılan sudan da yardım görülmek isteniliyor. Tıp, ilaç ve şifah, mübârek su ile tedavi böylece birleşmiş oluyor. Bu su haznesinin olduğu bölmeye sokulmuş bir ağaç dalı üzerine bezler bağlanmış. Yeni ve içlerinde çok eski olduğu anlaşılan yüzlerce bez dikkati çekiyor. Bunlar, patiska, iplik, elbise kumaşı, pamuk ipliği ..dir. Bazılarına birkaç küçük taş da konulmuş Su sızan yeri iki metre kadardır. Su, sızdıktan sonra yamaca doğru bir oluk içinde akıyor. Burada hayvan pislikleri göze çarpıyor. Bunların o tepede yayılan, otlatılan hayvanların sulamak maksadiyle mi buraya getirildikleri, yoksa hasta hayvanların mı buradan iyileşmek üzere su içirildiğini tesbit mümkün olamamıştır.

Tababetle mistik inancın birleştiği ve çok şifah olduğuna inanıldığı bu suyun buraya kadar getirilemeyen hastalara alınıp götürüldüğü nâdir de olsa vaki imiş.

Su haznesi ve bu şifalı su ziyaretgahmın solundaki türbelerin, hâlen mezarların (mezar taşları birer tarafa atılmış vaziyettedir). yakınlarındaki ağaçlar bir köylüden aldığım bilgiye göre, fındık aşılanmış Çitimbik ağaçlarıdır. Ankara Vilayeti Salnamelerinde Ivaz baba ve Şeyh Mehmet adları ile “havas ve avam” tarafından yardımcı, önemli bir ziyaretgâh olarak gösterilen eski türbeler bunlardır. Ivaz Baba (Ayvaşık Dede)nin tarihçesi belli olmamakla beraber asırlarla ifade edilebilecek kadar eski olduğudur. Onun yanında sanatkârane bir yazı ile yazılmış, bir kenara atılmış ve toprak yığınına gömülmüş bir mezar taşından bu Şeyh Mehmet’in kim olduğunu anlıyabiliyoruz. Bu zat “çok muhterem bir evliya” olarak tanınmış ve inanılmış Ivaz baba’nın yanına veya yakınına gömülmeyi vasiyet etmiş. “Ya Hu” diye başlıyan ve “Kimse baki değildir” diyerek manzum bir şekilde devam eden mısralardan çıkan netice bu zatın “Tarikati Halvetiye’den merhum Şeyh Mehmet Efendi” olduğudur. “Sene 1264” yazısı kırık olmasına rağmen okunabiliyor. “Kimse bâki değildir” … Gel oku ihlâsla bir fatiha etme sükut gel nazar eyle bu mevta kabrine ibret al” gayet vâzıh olarak okunmaktadır. Mezartaşının baş kısmı (sarık ve şekli ile) bayrâmi, halveti başlıklarını gösteriyor.

Yaptığımız araştırmada burayı ziyarete gelenler ve tahsili (orta) olanlar asıl dedenin bu olmadığını söylüyorlar. Burada evliya, dede (eren anlamına) olarak inanılan asıl Ivaz baba, halkın deyişiyle Ayvaşık dede’dir. Buradan çıkan diğer bir netice böyle bir evliyanın yanına gömülmeği o günün ileri gelenlerinin vasiyet ettikleri ve yakınına gömülmeği benimsedikleridir.

Burada bu Dede münasebetiyle, şifalı su, bez bağlanılan ağaç birliğini görüdüğümüzü belirtirken, bu mahalden hemen 30-40 metre kadar yakınlardaki aynı cinsten ağaçlara hiçbir suretle bez bağlanmamış olmasıdır.

Kaynak: Tanyu, Hikmet, Ankara ve Çevresinde Adak ve Adak Yerleri, A.Ü.İ.F. Yayınları, 1967, s. 103-105.

Türbesi yıktırılan Ivaz Baba (Ayvaşık Dede)nin bu durumunu yorumlayan bir şahsın: “Dede üzerine zaten türbe yapılırsa yıkar atar, diyorlar. Bazı dedeler türbe istemezlermiş. Belki bu da arzu etmiyordu, diyerek durumu açıklamak istiyordu. Türbe yıkma işine girişenlerin başına gelen bir yaka derhal çevrede yayılarak, dedelerin, babaların yeni bir kerameti olarak görülüyordu.

Kaynak: Tanyu, a.g.e., s. 107.