Habib-i Neccar Türbesi
Habib-i Neccar ve Şem’un Safa Türbesi olarak da bilinir.
- Tür: Türbe
- Kültür: Emevi, Memlük, Osmanlı, Roma
- Yüzyıl: 1. yy, 15. yy, 19. yy, 7. yy
- Bölge: Türkiye, Akdeniz Bölgesi, Hatay, Antakya
- Durum: Erişilebilir
Habib-i Neccar Külliyesine dahil olan Habib-i Neccar Türbesi, caminin doğu yanında yer almakta olup, son cemaat yerine bir kapı ile açılır. Kapıdan girişte kadınların ibadetine ve mevlit törenlerine ayrılmış bir bölüme geçilir. Bu mekândan, yerin dört metre aşağısında yer alan, 3 katlı oluşu depremlerden sürekli zarar görmesine bağlanan türbeye iniş sağlayan 19 merdivenle ulaşılır. Yerin 4 metre altındaki türbede, Habib-i Neccar’ın ve Şem’un Safa’nın (Simon) kabirleri vardır.
Kur’ân-ı Kerîm’de, “karye” halkını Hakk’a davet etmek için bir şehre (Karye) gelen iki elçiye destek olmak üzere bir üçüncüsünün gönderildiği, halkın bunlara karşı çıktığı, sadece şehrin uzak bir yerinden gelen bir kişinin iman edip onları desteklediği ve bu kişinin, açıkça ifade edilmemekle beraber âyetin gelişinden anlaşıldığına göre şehir halkı tarafından öldürüldüğü, onun imanı sayesinde cennete girdiği, kendisine kötülük eden şehir halkının ise bir sayha ile helâk edildiği anlatılmaktadır (Yâsîn, 13-29).
Müfessirlere göre elçilerin adları Yuhanna, Pavlus ve Şem‘ûnü’s-Safâ (Simun), gönderildikleri şehir ise Antakya’dır. Bunların tebliğini kabul eden mümin kişinin adı da Habîb b. Mûsâ’dır. Tefsir kitaplarında Habîb’in neccâr (dülger) olduğu, günlük kazancının yarısını ailesine ayırıp diğer yarısını tasadduk ettiği, cüzzam hastalığına yakalandığı için şehirden uzak bir yerde oturup ibadetle meşgul olduğu, iman ettiğini açıklayıp halkı da iman etmeye çağırınca taşlanarak, linç edilerek veya hızarla kesilerek öldürüldüğü, kesilmiş başını eline alıp yürüdüğü rivayet edilir.1
Rivayete göre, MS 40’lı yıllarda Hz. İsa’nın havarileri Antakya’ya gelip tanrının tek olduğunu anlatmaya çalıştıklarında onlara inananların başında bir marangoz (neccar) gelir. Neccar, Pagan inanışından vazgeçip onlara katılır. Ancak havarilerin yeni vaazları halkı öfkelendirir. Kral da havarileri hapse attırır. Bunun üzerine Antakya’ya yeni bir elçi, Şem’un Safa, gönderilir. Şem’un, mucizeleriyle kralı ikna eder ve arkadaşlarını kurtarır. Halk ise uğursuzluk getirdiklerini düşündükleri için havarilere inanmamakta kararlıdır ve onları taşlayarak öldürmeyi planlamaktadırlar. Habib-i Neccar öfkeli ahaliyi durdurmaya çalıştığı sırada öldürülür. Rivayet edilir ki kesilen başı, Habib-i Neccar Dağı’nın tepesinden, şimdi türbesi ve mezarının bulunduğu yere kadar yuvarlanır, ve buraya defnedilir.2
Habib-i Neccar’ın Hıristiyanlarca kutsal sayılması,tarihlendirmeyi, kendisinin 1. yy’ın ikinci çeyreğinde yaşamış olması ve azizlerin Antakya’ya gelişi göz önünde tutularak 1. Yy’a kadar indirir. Ancak Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın 638 yılında cami ile türbeyi yaptırdığı belirtilmektedir. Günümüze onarımlarla gelebilmiş ve en eski onarımı 1857 yılına tarihlendirilmiştir.3
—–
- İslam Ansiklopedisi – Habîb En-Neccâr ↩︎
- Türkiye Kültür Portalı – Habib-i Neccar Camisi ↩︎
- Sevgi Tarakçı, Hatay Habib-i Neccar Külliyesi, Muğla S.K.Ü. Edebiyat F. Sanat Tarihi B., L.T, 2017. ↩︎
✶ İlişkili Yerler
