1841 yılında yapılmış olan yapı Rum kökenli ilk sahibince manifatura mağazası olarak kullanılmıştır. Mübadele sürecinde ilk olarak Mahmut Çeviker tarafından Nalbant dükkânı olarak değerlendirilmiştir. El değiştirdikçe sırasıyla demirci dükkanı, mandıra, marangoz atölyesi, inşaat malzemeleri ticarethanesi ve en son 1982–2012 yılları arasında antikacı olarak kullanılmıştır.
Yapının son kullanıcısı Mehmet Uzer, yapıyı satın aldıktan ve restorasyonunu gerçekleştirdikten sonra antikacı dükkânı olarak
kullanmayı sürdürmüştür. İşlev değişikliklerinin çok sayıda olması yapının özgün niteliklerinin saptanmasında sıkıntı yaratmış olsa da gerek yapıdan gelen izler, gerek tarihi kaynakların ve gerekse değişen işlevlerin gerektirdiği alt yapı sorgulamaları izleğinde yapının özgün nitelikleri bulunmuş ve uygulamaya yansıtılmıştır. Yapılış nedeni tam olarak anlaşılamayan detaylar olduğu gibi korunarak gelecek kuşaklara birer belge olarak aktarılmıştır. Yapı, asma katlı tek mekândan ibarettir. Ön cephesinde silmelerle
konturlanmış üçgen alınlıklı, altında üzerinde ışınsal desenli demir ferforje ile korumalı geniş basık kemerli alınlıklı büyük bir
kapı açıklığına sahiptir. Alınlığın üzerinde günümüze yıpranmış ve okunamaz halde de olsa kitabesi bulunmaktadır. Yapının ana
cephesi, köşelerindeki hafif dışa taşırılmış kesme taşlarla elde edilmiş düşey silmeler üstte sütun başlığı biçimli plasterlerle
hareketlendirilmiştir. Benzer hareketlendirme kapı girişi ve kemer çevresinde de mevcuttur. Ana cephedeki kaplama ve payelerde
Bergama’ya özgü andezit taşı kullanılmıştır. Kapının iki yanı vitrin olarak değerlendirilmiştir. Yapının iç duvarları geç dönemde
duralit ile kaplanmıştır. Duralit kaplama altında duvarların kabayonu taş ve tuğla karışımı ile inşa edildiği ve üzerinde sıva izi
bulunmadığı gözlenmiş ve restorasyon uygulamasında da duvarlar sıvasız bırakılmıştır. Yapının asma katına kuzey doğusunda yer
alan yeni tasarlanmış bir demir merdivenle ulaşılmaktadır. Çatı içten ahşap makas konstrüksiyonlu, üzeri ise zıt akıntılı iki beşik
çatı ile örtülüdür. Çatının özgün olduğu 1900 lü yıllara ait Alman arkeoloji Enstitüsü’nün hava fotoğrafından anlaşılmış ve iki parçalı çatının bu kadar küçük mekânda uygulama nedenin yapının komşu yapılardan sonra imal edildiğini ve bu yapıların saçak düzenini bozmamak için böyle bir çözüme gidildiği anlaşılmıştır.

KAYNAK: İzmir Büyükşehir Belediyesi / Tarihe Saygı Kitabı 2013