Bu kilise kalıntısının, yaklaşık 372-379 yılları arasında Kayserili Büyük Basileios tarafından inşa ettirilen Basileias Kompleksi’nin bir parçası olması kuvvetle muhtemel görünmektedir. Ancak yapının kesin olarak değerlendirilebilmesi için arkeolojik sondajla incelenmesi ve çevresinin bütünüyle açığa çıkarılması gerekmektedir.

Doğu batı doğrultusunda uzanan ve üç sahınlı plan şemasına sahip olduğu anlaşılan yapı büyük ölçüde yıkılmış, kaplama taşlarının önemli bir kısmı sökülmüştür. Girişin batı cephede yer aldığı, kuzey duvarında ise niş izlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Yapının çevresi bir dönem sonradan inşa edilen konutlarla kapatılmış, ancak bu yapılar günümüzde ortadan kaldırılmıştır.

Basileias Kompleksi, Kayserili Büyük Basileios tarafından, muhtemelen Ocak 372’de İmparator Valens’in Kapadokya ziyareti sırasında yoksullar için arazi tahsis edilmesinin ardından ve Basileios’un 1 Ocak 379’daki vefatından önce inşa edilmiş olmalıdır. Bu girişimin arka planında 360’lı ve 370’li yıllarda yaşanan uzun süreli kuraklık dönemi ile bunu takip eden 368–369 yıllarındaki şiddetli kıtlık ana sebep olmuştur.

Basileias Kompleksi, barınma, beslenme ve sağlık hizmetleri gibi temel fiziksel ihtiyaçları karşılayan yapıları, kilise ve manastır gibi ruhani ve toplulukla ilgili unsurlarla birlikte barındıran çok yönlü bir sosyal merkez niteliğindeydi. Yapı, yoksul bakımı ile sağlık hizmetlerini episkopal otorite çerçevesinde örgütleyen erken Hristiyan sosyal altyapı modelinin kurumsallaşmış bir örneğini temsil etmektedir. Kompleks farklı toplumsal gruplar için konut alanları, yolculara yönelik bir misafirhane (xenodochion), en az bir kilise, bitişik bir manastır, depo ve ambarlar, mutfaklar, hamamlar, atölyeler, ahırlar ve ayrıca cüzamlıların bakımı için bir cüzamhane (leprokomeion) içermekteydi.

Nenizili Gregorios’un Orationes 43 adlı eserinde kompleks hakkında şu ifade yer almaktadır: “Şehrin biraz dışına çık ve yeni şehre bak.” Buradaki “yeni şehir” ifadesi iki farklı biçimde yorumlanabilir. Birinci ihtimal, bu ifadenin doğrudan kompleksin kendisini tanımlamasıdır. Yapı topluluğunun büyüklüğü ve kurumsal çeşitliliği onun adeta bağımsız bir kent birimi gibi algılanmasına yol açmış olabilir. Bu durumda şehir ile ya bugünkü Kayseri İç Kale mevkii ya da tepelerde yer alan ve Beştepeler, Battalgazi ve Tontar mevkilerini kapsayan Eski Şehir kastedilmiş olmalıdır. Kompleks ise bu yerleşim alanlarından birinin dışında konumlanmış olmalıdır. İkinci ihtimal ise Gregor’un “yeni şehir” ifadesiyle kentsel genişleme sonucu ortaya çıkan yeni yerleşim alanını kastetmiş olmasıdır. Kayseri İç Kalesi’nin Roma İmparatoru III. Gordianus döneminde 242 yılında inşa edildiği bilinmektedir. Ancak bu tarihin 4. yüzyıl bağlamında yeni olarak nitelendirilmesi kronolojik açıdan tartışmalıdır. Bu nedenle “yeni şehir” ifadesinin belirli bir savunma yapısından ziyade dönemin kentsel gelişim sürecinde ortaya çıkan yeni yerleşim alanını işaret etmiş olması daha ihtiyatlı bir yorum olarak görünmektedir. Bu senaryoda kompleksin Eski Şehir ile daha sonraki kentsel gelişim alanı arasında bir konumda yer almış olması muhtemeldir. Her iki yorum birlikte değerlendirildiğinde günümüzdeki Caferbey Mahallesi ve onun güneyinde kalan alan tanıma coğrafi açıdan uymaktadır. Bu bölgede bulunan dikkat çekici büyüklükteki Roma Hamamı kalıntıları, kilise kalıntıları ve diğer arkeolojik buluntular söz konusu alanın Basileias Kompleksi ile ilişkilendirilebileceği yönünde güçlü bir ihtimal ortaya koymaktadır. Bununla birlikte mevcut arkeolojik verilerin sınırlılığı nedeniyle kesin bir atıfta bulunmak metodolojik açıdan temkin gerektirmektedir.

✶ Medya