Kayseri’de Selçuklu dönemine ait önemli bir yapı olan Devlethane, günümüzde artık tamamen ortadan kalkmış durumdadır. Devlethane’nin konumuna dair en eski tarihî bilgi, I. Alâeddin Keykubad’ın 1237 yılında Kayseri’de gerçekleşen ani ve şüpheli ölümü sonrası yaşanan saltanat mücadelesi bağlamında karşımıza çıkar. Keykubad’ın vasiyeti üzerine ortanca oğlu Kılıç Arslan, Kayseri’nin yaklaşık 10 km batısındaki Keykubadiye Sarayı’nda tahta çıkarılırken, büyük oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev ise şehrin merkezindeki Devlethane’de sultan ilan edilmiştir. Bu esnada şehirdeki tüm kale kapıları kapatılmış, yalnızca bugünkü Bürüngüz Camii’nin bulunduğu eski At Meydanı’ndaki Meydan Kapısı açık bırakılmıştır. Devlethane’ye biat etmeye gelenler sadece bu kapıdan geçerek saraya ulaşabilmişlerdir. Bu durum, Devlethane’nin İç Kale’ye girmeden ulaşılabilen, yani Dış Kale sınırları içinde yer alan bağımsız bir saray yapısı olduğunu açıkça göstermektedir.

Devlethane’nin yerini belirlemeye yardımcı olan ikinci önemli kayıt, 1396 yılına tarihlenmektedir. Bu dönemde Kadı Burhaneddin, yeğeni ve Kayseri Valisi Şeyh Müeyyed’in isyanı üzerine başkent Sivas’tan Kayseri’ye gelerek şehri kuşatmıştır. Şeyh Müeyyed, direnişini Selçuklu Sarayı Devlethane’de sürdürmüş, Kadı’nın askerleri kalenin kapılarını kırarak şehre girdiklerinde, Müeyyed Devlethane’yi ateşe vererek İç Kale’ye çekilmiştir. Bu olaydan anlaşıldığı üzere, Devlethane İç Kale’nin doğrudan içinde değil, ona yakın ama dış bir savunma alanında yer almakta, İç Kale’ye geçiş imkânı olan stratejik bir noktada bulunmaktadır.

Devlethane’nin fizikî izlerine dair en somut bulgular, Cumhuriyet Meydanı çevresinde yapılan arkeolojik kazılar sırasında elde edilmiştir. Bu kazılarda, Zeynel Abidin Türbesi yanındaki sur kalıntıları ile Ok-Meydan Burcu’na kadar uzanan bir savunma duvarı hattı tespit edilmiştir. Yapının bu hattı, Selçuklular döneminde Meydan Kapısı’ndan başlayarak kuzeye doğru uzanmakta, meydanı dolanarak Ok-Meydan Burcu’na ulaşmakta, oradan da İç Kale’nin Doğu Kapısı ile birleşmektedir. Böylece Devlethane’nin, İç Kale ile bu özel savunma hattı arasında konumlandığı, yani Dış Kale içinde yer aldığı anlaşılmaktadır. Bu plan, ünlü mimarlık tarihçisi Albert Gabriel tarafından da eserinde açık biçimde gösterilmiştir. Nitekim yaklaşık 30 yıl önce, Cumhuriyet Meydanı’nda yer altı çarşısı kazısı yapılırken, bu sur hattının temelleri izlenmiş ve planı yerinde tespit edilmiştir.

Buna ek olarak, İç Kale’nin Cumhuriyet Meydanı’na bakan cephesinde, yakın dönemde açılmış yeni bir kapının batısında, sur duvarına yapı taşı olarak ters yerleştirilmiş bir Alâeddin Keykubad kitabesi tespit edilmiştir. Kitabede “Keykubad bin Keyhüsrev Kasım Emir” gibi ifadeler yer almakta olup, bu yazıt ile birlikte çevrede bulunan çeşitli tezyinî taşların da aynı şekilde sur yapımında kullanıldığı görülmektedir. Tüm bu taşların, zamanla harap olan Devlethane Sarayı’nın kalıntılarından alınıp, kalenin bu bölümündeki tamirat işlerinde ikinci el malzeme olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Muhtemeldir ki, 1396 yılında Şeyh Müeyyed tarafından ateşe verilen Selçuklu Devlethanesi, bu olayın ardından harabeye dönmüş ve taşları daha sonra devşirme malzeme olarak yeni yapılarda kullanılmıştır. Ayrıca bulunduğu alana, muhtemelen Osmanlı döneminde Osman Paşa Sarayı, Cumhuriyet döneminde ise aynı noktaya Kayseri Hükümet Konağı inşa edilmiştir. Bu üç yapının da aynı stratejik konumda, şehir merkezinin idari ve sembolik odağında yer alması, bu bölgenin yüzyıllar boyunca kentsel ve siyasal açıdan taşıdığı önemin devam ettiğini göstermektedir.