Hasan Paşa Kışlası
Sarı Kışla olarak da bilinir.
- Tür
- Kışla
- Kültür
- Osmanlı
- Yüzyıl
- 19. yy
- Durum
- Erişilebilir
Hasanpaşa Kışlası, II. Abdülhamid döneminde 1884-1885 yıllarında, Hasanpaşa Kışlası’nın bir parçası olarak yönetim ve barınma işlevine uygun biçimde inşa edilmiştir. Uzun yıllar boyunca sarı renkli dış cephe boyasından ötürü halk arasında Sarı Kışla olarak bilinen yapı, dönemin askerî mimarisi içinde öne çıkan örneklerden biridir.
Doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen bir plan üzerine oturtulan kışla, bitişik düzende kademeli biçimde düzenlenmiş dört bloktan oluşmaktadır. Üç katlı olarak inşa edilen yapı, düzgün kesme taş ve kaba yonu taş malzeme ile yığma sistemde yapılmış, düzleştirilmiş bir subasman üzerine oturtulmuştur. Güney cephesinde her bloğa açılan dört büyük ana kapı, kuzey cephesinde ise üç ayrı giriş kapısı yer almaktadır. Yaklaşık 13 x 82 metre ölçülerindeki geniş yapı, iç mekânda zaman içinde büyük değişiklikler geçirmiş; merdivenler dâhil olmak üzere tüm iç düzen yenilenmiş, ahşap ve volta döşemeler kaldırılarak betonarme kat bölmeleriyle yeniden düzenlenmiştir.
Dış cephe, özgün yapısını büyük ölçüde koruyarak günümüze ulaşmıştır. Yapının cephe örgüsünde Trabzon’da yaygın biçimde kullanılan andezit taşının kabartmalı bosaj tekniği görülür. Eğimli araziye uyum sağlayan kuzey cephesinde yükseltilmiş subasman, yarım kat etkisi yaratır. Köşelerde yüzeysel rustik vurgu bulunmakta, zemin kat silmesi yalnızca alt katta uygulanmıştır. Üç sıra halinde düzenlenen büyük pencerelerin düzgün çokgen biçimli taş söveleri dışa taşkındır; taş denizlikler geniş ve dışa meyilli biçimde işlenmiştir. Pencerelerin üst kısımları kemersiz, düz geçişli olup kilit taşı biçiminde parça taşlarla vurgulanmıştır. Cephelerde bloklar arasında yapılan kademelenme, uzun satıhlarda tekdüzeliği kırarak yapıya hareket kazandırmıştır. Giriş kapılarının bulunduğu bölümlerde ara kata denk gelen pencere açıklıkları yuvarlak kemerli ikiz pencereler biçiminde düzenlenmiştir.
Kışlanın cephe düzeni ve inşa tekniği, II. Abdülhamid döneminin mimarî tercihlerini yansıtan neo-rönesans üslubunun karakteristik özelliklerini taşır. Üst örtüsü tamamen yenilenmiş olmakla birlikte cephe kurgusu orijinal görünümünü korumaktadır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında en yoğun bombardımana maruz kalan bölgelerden biri olması nedeniyle yapı ağır hasar görmüş, işgal yıllarında Ruslar tarafından çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. 1918 yılında gerçekleştirilen onarımın ardından askerî işlevine yeniden kavuşmuştur.
Yapıya ait özgün bir kitabe bulunmamakla birlikte, aynı kışla kompleksine ait hastane kitabesi bu yapı için de kullanılmaktadır. Mermer bir levha üzerine üç cetvelle dört satır halinde, dört beyit olarak kabartma tekniğiyle hakkedilmiş bu kitabe, sülüs yazı karakteriyle hattat Mahmud Emin Esad tarafından yazılmıştır.
Kitabe metni:
Hüsn-i niyetle kim eyler bir emre âgâz
Şübhesiz mazhar-ı tevfiki olur Mevlâ’nın.
Himmetin kalc-ı cibâl ittiğin eyler tasdîk
Eski hâlini bilen bu cebel ve sahranın.
İşte bu çeşme dahi himmett-i nakdiyyesidir
Görünen bu kadar âsârı yapan dânânın.
Yazub Hâfız suyu bî-gâye görince tarih
Bu güzel tuhfe kumandan Hasan Paşa’nın.
Nemakhû
Mahmud Emin Esad
1302 (Hicrî) / 1884-1885 (Miladî)
Anlamı:
Her kim iyi niyetle bir hayırlı işe başlarsa,
Şüphesiz ki Mevlâ onun yardımcısı olur.
Bu dağ ve vadinin eski hâlini bilenler,
Dağları yerinden oynatacak kadar bir himmet geldiğini kabul eder.
İşte bu çeşme de böyle bir hayırseverin yardımlarıyla,
Yaptırdığı diğer eserlerin yanında bir örnektir.
(Çeşmenin) suyunun bol ve kesintisiz olduğunu gören Hâfız,
Bu güzel eseri yardımsever kumandan Hasan Paşa’ya tarih olarak yazdı.

