Taceddin Sultan, Taceddin Camii civarındadır. Baba oğul yan yana yatıyorlar. Mum adağını hoca yazı ile yasak ettirmiştir. Bu levha türbenin kapısında asılı idi. (Fotoğraf No. 9) Türbe bakımlı ve temizdi. Hoca: Çok uğraşıyoruz, mumdan ne çıkar, işe yarayacak bir hayır işleyin, süpürge, ampul getirilse, hiç olmazsa bir iş görür, diyor. Söz ve öğütlerle bu akını durdurmak güç. Doğrudan doğruya yasak etmekten başka çare bulunmuyor, diyerek dert yandı.

Taceddin Sultan’da Ankara’nın en şöhretli erenlerinden bir zat olarak sayılır, ziyaretçileri çoktur. Hakkında sevgi duyulan bir kimsedir. Onun şöhreti Kul Derviş Dede, Karyağdı’dan fazladır. Hattâ Ankara’da tanınma ve ziyaret bakımından Hacı Bayram Veli, Hüseyin Gazi’den sonra gelir, denilirse pek te hatâ edilmiş olmaz. Bunu müteakip Ahi Şerefeddin ve Mamak semtinde bulunmakla beraber Karaağaç (Altıağaç) Dedesini sayabiliriz.

Taceddin Sultan’ın bulunduğu yerin çevresi dar ve din adamları tarafından denetlenmesi, üstelik yerlerin büyük taşlarla örtülü olması bakımından Hacı Bayram Veli çevresindeki kadar çeşitli adak tarzları görmek mümkün olmuyor. Bununla beraber bu yasak etmek yazısı da gösteriyor ki alâka çok fazladır. Adak adamak niyetiyle gelenler çoktur. Buraya her şeşit adak için müracaat edilmekte, kurban, süpürge ve daha ziyade ampul adanmaktadır. Ziryarete gelenlerin çoğu o semtten olanlar veya semte yakın bulunanlardır. Çocuk isteyenlerden, çocuğu olunca Taceddin adını verenler de vardır.

Buraya Taceddin Sultan’a, önceleri (1925) nasıl dilekçe dahi vermek istenildiğini, bu dilekçeyi kavuk arasına sokmaya çalışıldığını gösteren bir bilgi dikkate değer bir mahiyet arzetmektedir: “Arapça olarak” Aciz kuldan ulu Tanrıya” diye başlıyan küçük ve hazır arzuhalleri kullanmaya yer yoktu. Bu arzuhaller birçok yerlerde yalnız hıdırellez gecesi, hıdırellez sabahı verilir. Bazı yerlerde, her zaman, her cuma olabilir. Ankara hariç tutulursa her yerde arzuhali Tanrıya ulaştıran sudur. Bursa’da Alişar suyu dedikleri kaynağın avğununa bırakılır. Bunun en güzeli hiçbir vasıta karıştırılmayan şeklidir. Mektep çocuklarına yazındırılan (Yazınmak= İstinsah etmek) arzuhalleri genç kızlar, kısır kadınlar, ayrı düşmüş gelinler, kendi elleriyle dereye salıverirler. Bursa’da bu arzuhal sunması Molla Fenari türbedarının eline kalmıştı. Her yanında yüzlerce arzuhal hazırdı.

Makale yazarı, arzuhali daha doğrusu muradı, dileği ihtiva eden kağıdın Ankara’da suya atılmadığını, bunun için suyun vasıta edilmediğini sanıyor. Bu düşüncesi isabetli değildir. Ankara’da da gerek önceleri ve gerek şimdi, murad ve adamak işlerinde su araya bir araç olarak girmiş bulunmaktadır. Bu dileği türbede gömülü bulunan bir zatı vasıta kılarak yollamak, hattâ onun kavuğunu vasıta kılmak günümüzde yapılmayan bir âdettir. Yalnız türbedeki seccade, halı, sanduka örtüsü altına konulabilir. Bu hususta Konya’da Mevlana türbesi ile yaptığımız mukayesede bu nokta üzerinde durmuş bulunmaktayız. Gene Ankara’da bazı sandukalı türbelerin üzerine veya örtü altına başörtüsünü veya bir başörtüyü koymağa teşebbüs edenler çıkıyorsa da buna meydan verilmeyerek, baş örtü, yazmalar, eşarplar derhal iade ediliyor.

“Tanrıya Arzuhal” başlıklı yazıdan Taceddin Sultan ile ilgili kısımları naklediyoruz: “Ankara’da bu arzuhal işi bayağı bir başkalık gösterir. Arzuhaller herzaman sunulabileceği gibi suya da lüzum yoktur. Tekke ve türbelerin seddi üzerine Ankara’nın bu arzuhal işine vukuf peyda ettik. Taceddin türbesi seddedilirken Hazretin sarığı arası bir kağıt yığını ile dolu olduğu görüldü Evrak birer birer mütalaa edilince bunların Taceddin vasıtasiyle Allah’a takdim edilmiş arzuhaller olduğu anlaşıldı … Bu dosyadaki kağıt parçalarından birisine bakıyoruz: Abdi âciz kulları Hüseyin imzalı bir arzuhal okuyoruz, meğer bu adamcağızın aleyhine bir dava kurulmuş, bundan kolaylıkla ve iyilikle kurtulması için Taceddin Hazretlerine istida eyliyor. Diğer bir istida (Taceddin Sultan Hazretlerine) başlıklıdır. Arzuhal sahibi Afyonkarahisar, Kütahya, Eski şehir vilâyetlerinden birisine becayiş suretiyle naklini rica ediyor. Evinden kilimi çalınanlar, çocuğu olmayanlar, hastası olanlar, boşanmak isteyenler, koca arayanlar, kimi muntazam bir arzuhal şeklinde (sade pula tâbi değil) kimi küçük bir pusula halinde Taceddin’e müracaat ederek arzularının, muratlarının meydana gelmesi için Tanrı Nezdinde Vesatat Buyurmasını istirham ediyorlar. Arzuhallerin bir kısmında Maksat tasrih edilmiyor, sade “Göynümün muradını” diyor.”

Türbedarların ziyaretgahlarda, adak işlerinde nasıl bir rolü bulunduğuna dair açıklanan hususlar üzerinde durmağı gerektiriyor:” Arzuhal sahiplerinin, bu puslalarda yalnız kendi isteklerini değil, bir “hamişte” ki kimseye de, onun muradına da delâlet ricasında bulunuluyor.” Arzuhaldeki kayıtlardan anlaşıldığına göre Türbedar efendi yaman bir yolda bulmuş Muradını hırsla bekleyen müstediye kurbanlar adatıyor. Birer senet mahiyetinde olmak üzere bu adaklar arzuhalin bir tarafında tesbit ediliyor. Eğer murat hasıl olursa bir horoz kurban edeceğim gibi kayıtlar ekseri arzuhallerde görülüyor. Tabii bu kurbanları türbedara teslim ediyorlar.” (Sf. 104-105)

Türbedarın zorla, dilekte bulunana kurbanlar adatması veya bu adakların ilgili kağıda yazılışı senet şeklinde görüşün isabetli olduğunu kabul etmek araştırmalarımıza göre pek güç oluyor. Zira şahıs adağını kendi iradesiyle yapmakta, üstelik bu istek bir yazıya inkılap etmediği halde adağını yerine getirmek artık kendisi için manevi bir zaruret haline gelmekte; verilmiş, üstelik manevi mertebesi yüksek bir zata karşı yapılmış vaadin, andın, sözün yerine getirilmemesi halinde adayan kimselerde bir korku, vakit vakit bir iç sıkıntısı görüldüğü gibi, sık sık “adağımı yerine getiremedim, adağımı yerine getiremedim” diye ihmalden mütevellit bir vicdan azabı çektiğini, hattâ bir ölüm halinden önce adağının yerine getirilmesi için imkan verilmesini niyaz ettiği veya yakınlarına, “Adak kurbanım var,” “mutlaka yerine getirilmeli” denildiği, bundan ölümden sonra bile bir azaba vesile olacağına dair çok kuvvetli bir inanç içinde bulunulduğunu yaptığımız inceleme ve araştırmalarımız tamamen teyit etmiş bulunmaktadır. Vaktiyle türbedarların veya şimdi türbe yakınına yerleşmeğe özenenlerin bu adaklardan faydalandığı doğrudur. Çok zaman bunlar kurbanları kesmekte, bir parçasını kendileri almakla beraber diğer kısımlarını fakirlere, mühtaçlara dağıtmaktadırlar. Türbedarların veya o role özenenlerin asil yaptıkları iş, türbeye, ziyarete, adak yerine dair ilgiyi, inancı devam ettirmek, buna elverişli menkibeleri tekrarlamak veya o tarikata mensup zatın diğer müritleri ve halifelerinin gayretiyle menkibeleri, kerametleri daima canlı, yaş anılır bir halde tutmaktır.

Taceddin Sultan türbesinin günümüzdeki durumuna gelince, türbe açık olduğu halde bu türlü arzuhallere rastlamış değiliz. Üstelik hoca, “Türbe pencerelerinin içine mum yakmak yasaktır.” diye de bir levha asmış bulunmaktadır. Oraya mum atanlara kızdığı gibi, ip bağlayıp gidenlere de öfkelenmekte ve ipleri koparıp atmaktadır. Fakat başa çıkmakta zorluk çektiğini de üzüntüyle bildirmektedir.

Kaynak: Tanyu, Hikmet, “Ankara ve Çevresinde Adak ve Adak Yerleri, A.Ü.İ.F. yayınları, 1967, Ankara, s. 78-80.

✶ Medya

✶ İlişkili Yerler