İkinci türbe ise üstü kiremitle örtülü adi bir oda biçiminde olup içinde tek bir mezar vardır. Kitâbesine nazaran mezar on dört sene (emiri hac)lık vazifesini yapmış olan İsmail Paşazade Hacı Esad’a aittir. Bu türbede yatan Hacı Esad’ın tercümeihaline ve babası İsmail Paşanın hangi İsmail Paşa olduğuna dair bir mâlûmata rastlanmamıştır. (s. 215) Mezar taşının manzum kitâbesinde “şahadet şerbetini nuş eyle”diği yazılıdır.

Burada adak mahalli olarak bu türbeyi belirtmek daha yerinde olur. Pencere demirlerine bezler bağlanmış olan bu türbenin (Res. 1) içindeki mezarın baş ve ayak ucuna (Niyet taşıları) yapıştırılmıştı. Herhangi bir niyette, muratta, dilekte, istekte bulunan bu niyetinin olup olmıyacağını hemen o çevreden aldığı ufak bir taşın mezarın baş ve ayak ucundaki taşa yapışmasiyle anlamak istiyor (Resim 2.) Her çeşit dilekte bulunuluyor, adak olarak en ufaktan başlayarak Mum, fakire fıkaraya Sadaka, Kurban (Horoz, koyun) adanıyor. Bu taşlar üzerinde yapışmış olanlar öylece duruyordu. (Res. 3). Buraya kadın ve erkek ziyaretçiler geliyor, kültür, yaş farkı mevzu bahis değildir. Bu sırada oraya gelen bir erkek niyetini denemek üzere taş yapıştırmak istedi. (Resim 4). Gelenler bunun yanılmadığına mutlak surette inanıyorlar. Taş (kireç ve tuğla) parçasıdır. Taşa bir dua okunacak olursa, daha doğrusu ağıza yaklaştırılırsa veya hafifce tükrüklenirse çok zaman yapışmaktadır.

Sıra ile duran türbeler içinde hakkında kesin hiçbir bilgi edinmek mümkün olmayan bu türbeye, keramet sahibi bir veli olarak bakılıyor, diğer türbelere biraz da nezaketen bir ödev ifâ edercesine gidiliyor, asıl bu taş yapıştırılan türbeye inanılıyor.

Oradaki türbenin adı, yandaki caminin hocasından aldığımız bilgiye göre İsmail Hakkı Paşa türbesi imiş. Bu türbe yandaki türbeden daha eski imiş. Dr. Haluk Karamağaralı sanat tarihi bakımından aynı düşünceye iştirak etti. Bu türbenin daha eski olması gerektiğini söyledi. Mezar taşında 1171 olmasına rağmen (Osmanlı devrinin ilk zamanları ) olabileceğini belirtti. Pencere kenarlarında mum izleri görülüyor.

Buradaki araştırmamız, zaman bakımından önelen şahsın sonrakilere nazaran adak merkezi haline geldiğini, hakkında kerametler anlatılanın daha ziyade rağbete mazhar olduğunu, bir tarikata mensup olanın, müritler ve diğer taraftarlar tarafından ziyaret edildiğini ve böylece bir alışkanlık ve gelenek kurulduğunu gösterdi. Bundan başka aynı çevrede birkaç adak yerinin birden bulunabileceğini, fakat bunlardan birisinin diğerlerinden üstün bir rağbete mazhar olduğunu gösterdi. Bu düşüncenin ne derece isabetli olduğunu diğer adak yerlerinde de denetlemeği benimsedik.

Kaynak: Tanyu, Hikmet, “Ankara ve Çevresinde Adak ve Adak Yerleri”, A.Ü.İ.F. yayınları, 1967, Ankara, s. 65-66.

✶ Medya