Gürcü Mahallesi Mescidi, kesin inşa tarihi ve bânisi bilinmeyen tarihî bir mescittir. Selçuklular devrinde sur dışında oluşturulan Boyacı Kapısı semtine bağlı eski Gürcü Mahallesi’nde, mahalleyle aynı adı taşıyan Gürcü Hamamı’nın kuzeyinde yer almaktaydı. Kiçi Kapı’dan sur içine girdikten sonra, yaklaşık bugünkü Kiçi Kapı Caddesi’nin sonunda ve Gürcü Mahallesi içinde kalacak şekilde bulunuyordu. Yapı küçük bir mahalle mescidi olup üzerinde bir köşk minare yer almaktaydı. Mehmet Çayırdağ’ın kullandığı bir planda mescit, hamamın kuzeyinde olarak gösterilmektedir. 

Tapu ve vakıf kayıtlarında yapı zaman zaman “Gürcü Mescidi” adıyla geçmektedir. Mehmet Çayırdağ, bu mescidin Gürcü Osman Paşa Camii ile alakalı olmadığını, adını bulunduğu semtten almış olması gerektiğini ve doğru adlandırmanın “Gürcü Mahallesi Mescidi” olması gerektiğini yazar.

Gürcü Mahallesi, Osman Paşa ve Gürcü Hamamı’ndan daha eski bir yerleşimdir. 1500 tarihli Osmanlı Tapu-Tahrir Defteri kayıtlarında mahallede Müslümanlar ile Gürcü kökenli ahalinin birlikte yaşadığı ve toplam 33 hane bulunduğu kayıtlıdır. Bazı sonraki kaynaklarda mahallenin adının Gürcü Osman Paşa’dan veya Gürcü Hamamı’ndan kaynaklandığı aktarılmışsa da bu açıklama, mahallenin 1500 yılında aynı adla mevcut olmasıyla kronolojik olarak uyuşmamaktadır. Gürcü Sokağı, Arzuman Sokağı, Çıkmaz Sokak, Zanbıkçıyan Sokağı ve Cıngıllı Sokağı mahallede yer alan yollar arasındaydı. Yapılan sonraki düzenlemelerle Gürcü Mahallesi Camikebir Mahallesi’ne dahil edilmiş, tarihî ad günümüzde bölgedeki Gürcü Caddesi isminde yaşamaya devam etmiştir. Mescidin adındaki “Gürcü” ifadesi de Gürcü Osman Paşa’dan değil, içinde bulunduğu Gürcü Mahallesi’nden kaynaklanmaktadır.

Mescidin vakfına ilişkin kayıtlarda 1815 yılında yarım hisse mutasarrıfı İbrahim Halife’nin tevliyet hakkını Hüseyin Halife’ye devrederek berat aldığı görülmektedir. 1837 yılında Güçzâde Süleyman Bey ve Ali Ağa’nın mescit vakfına bağışladığı dükkânların idaresi için Seyyid Derviş, Ebubekir ve Seyyid Halife müştereken görevlendirilmiştir.

4 Aralık 1846 tarihli bir belgede mescidin müezzini bulunmadığı için ezan okunamadığı ve farz namazlarının dahi cemaatle kılınamadığı aktarılmaktadır. Bunun üzerine Çankallızâde el-Hac Osman Ağa, kiraya verdiği evinin üçte bir hissesini mescide bağışlamış; bu gelir sayesinde es-Seyyid Ebubekir Şuayb Efendi beratlı müezzin olarak atanmıştır.

1849 yılında mescit vakfının yıllık geliri 191 kuruş olup imamet şartıyla mutasarrıflığa Hüseyin oğullarından İbrahim ve Mehmed Efendiler getirilmiş, mütevelli olarak es-Seyyid Mehmed İbn-i es-Seyyid İbn-i Süleyman atanmıştır. 1858-1859 yıllarında mescidin yarım imamet cihetine es-Seyyid Mehmed Sabit ve İbrahim Naim Efendiler atanmış ve bir senelik aşar hasılat bedeli 400 kuruş olarak kaydedilmiştir. 1916 yılında ise mescit vakfının vakfiyesinin resmen tescilli, yani müseccel olmaması sebebiyle münhal tevliyet işlemlerine dair resmî ilmuhaber yazışmaları yapılmıştır.

Mescidin kesin yıkım tarihi de bilinmemekle birlikte, 1970’ler ile 1980’ler arasında ortadan kalkmış olması muhtemeldir.

✶ Medya