Sergis Manastırı
Surp Sarkis Manastırı, Kızlar Manastırı olarak da bilinir.
- Kültür
- Ermeni
- Yüzyıl
- 17. yy
- Durum
- Erişilebilir
Sergis Manastırı, Kayseri’nin doğusunda, Talas ilçesinin kuzeybatı–güneydoğu yönünde uzanan Derevenk Vadisi’nde yer almaktadır. Bu vadi Tavlusun’dan güneye, Zincidere’ye kadar uzanır ve Karasu Çayı’nın aşındırmasıyla oluşmuştur. Vadinin kuzey kesiminde iki yamaç boyunca çok sayıda yapay mağara bulunmaktadır. “Derevenk” adı aslında Ermenice Derevank’tan türemiş olup, “dere” ile Ermenice’de “manastır” anlamına gelen “vank” sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur. Dolayısıyla Derevenk adındaki “-venk” unsuru, vadideki Ermeni manastırına işaret etmektedir.
Manastırın yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 17. yüzyılda faal olduğu ve bu dönemde Derevenk’te ilk yerleşimin başlamış olabileceği anlaşılmaktadır. Adının Aziz Sergius’a (Surp Sarkis) atfedildiği bilinmektedir; fakat bazı kaynaklarda ismi yanlış biçimlerde geçmektedir. Yapı, vadi tabanından yaklaşık 35 metre yükseklikte, yumuşak volkanik tüf kayasına oyulmuş devasa bir manastır kompleksi olarak dikkat çeker. Kuzeybatı–güneydoğu doğrultusunda uzanan cephesi 120 metreye ulaşmaktadır. Biri kilise olmak üzere vadiye bakan 12 farklı yapı ile arka tarafta iki oda daha yer almaktadır. İç mekânlar kayaya oyulmuş koridorlarla birbirine bağlanmıştır. Bu düzen, doğal kaya formuna uyum sağlayarak ibadet ve gündelik yaşam işlevlerinin aynı çatı altında toplanmasına imkân tanımıştır. Manastırın ön cephesinde günümüzde hâlâ kullanılabilen geniş bir patika bulunmaktadır.
Mimari açıdan Kapadokya’daki örneklerden ayrılan Derevenk Manastırı, bazı gariplikler barındırır. Kiliseden sonra kuzeye doğru devam eden bölümde, odaların birbirine kayaya oyulmuş uzun bir koridorla bağlandığı görülür. Bu tarz, korunma amacı da gütmeyen ve başka örneği bulunmayan ilginç bir çözümdür. Ayrıca hem güneydoğuda hem de kilisenin devamında yer alan devasa galeriler, genişlikleri ve beşik tonozlu yapılarıyla dikkat çeker; fakat işlevleri belirsizdir. Duvarlarda niş, zeminde silo bulunmaması, bu galerilerin tamamlanmamış veya kullanılmamış olabileceğini düşündürür. Kompleksin en önemli bölümü kilisedir. Sunağı tahrip olmuş apsisin üstünde bir pencere yer alır. Yaklaşık 26,5 metre uzunluğunda ve 5 metre genişliğinde olan nef, beşik tonozla örtülüdür. Apsis ve nef duvarları sıvalı olup, apsis kuzey duvarında birkaç küçük işaret dışında fresk bulunmamaktadır. Nefin kuzey duvarındaki bir bölüm kaya bloklarıyla kapanmıştır. Güney duvardaki odalardan biri ise hem nef hem de dışarıya açılan geçitlerle bağlantılıdır. Manastırın farklı odalarında dikkat çekici detaylar vardır. Bazı giriş kapılarının arşitrav ve sütunları tek parça bazalttan oyulmuş olup günümüze kadar sağlam kalmıştır. Cephesi vadiye açık olan bir odada 19. yüzyılda yapıldığı düşünülen freskler bulunmaktaydı; bunlarda Derevenk köyündeki iki katlı bir dinî okul tasvir edilmiştir. Bu freskler zamanla büyük zarar görmüş, fakat araştırmacı Bilgin Yazlık tarafından dijital olarak restore edilmiştir. Manastırın kuzeybatısındaki son odanın mutfak işlevi gördüğü ve içinde silo bulunduğu düşünülmektedir.
Osmanlı arşivlerinde manastırın vakıf düzenine dair bilgiler yer alır. 1649 tarihli belgelere göre Sergis Manastırı, Derevenk, Erkilet, Tavnasun ve Talas köylerinde evler, dükkânlar ve arazilere sahipti. Bu mülkler vakıf statüsünde olup mütevelli aracılığıyla idare edilmekteydi. Mütevelli tayini, patriğin uygun gördüğü kişinin adı İstanbul’dan padişaha arz edilerek fermanla yapılırdı. Nitekim Ermeni Patriği Agop’un arzuhali üzerine Rahip Grigor’un mütevelli olarak atanması buna örnektir.
1970’li yıllarda iç duvarlardan birinde, manastır yaşamını betimleyen renkli bir resim görülebilmekteydi. Ziyaretçiler bu resme zarar vermiş; kimileri üzerine kendi isimlerini, tarihler ya da çeşitli yazılar kazımış, kimileri de boyayı çizerek ya da karalayarak tahrip etmiştir. Buna rağmen uzun süre dikkat çekici güzelliğini koruyan bu resim günümüzde tamamen kaybolmuştur.
Sergis Manastırı halk arasında “Kızlar Manastırı” olarak da bilinmektedir. Bugün viyadük köprüsünün hemen altında, kayalık yamacında hâlen görülebilen bu yapı, Kayseri’nin en önemli kaya manastırlarından biri olmasına rağmen kapsamlı bir şekilde araştırılmamış, onarım çalışmaları ise sınırlı kalmıştır. İşçilik, büyüklük ve estetik açıdan Kapadokya’daki Hallaç, Şahinefendi, Yusuf Koç ve Eski Gümüş gibi ünlü manastırlarla kıyaslanabilecek nitelikte olup, hatta bir kompleks olarak pek çoğundan daha büyüktür.