Himmet Dede Camii’nin kesin inşa tarihi bilinmemekle birlikte, harim giriş kapısının üzerindeki kitabeliğin altına kazınmış H.1287 (M.1867) tarihinin yapının inşa tarihi olduğu düşünülmüştür. Caminin ve bitişiğindeki sıbyan mektebinin inşa kitabeleri ile vakfiyeleri mevcut değildir. Caminin kitabesi bulunmadığı için banisi hakkında da herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde yapılan ayrıntılı araştırmada her iki yapıyla ilgili herhangi bir belgeye rastlanmamıştır. Kayseri ili Kocasinan ilçesi Himmet Dede Kasabası’nın Köyiçi mevkiinde bulunan Himmet Dede Camii ve sıbyan mektebi, tapunun 3 pafta, 21 parseline kayıtlıdır. Yapıların mülkiyeti günümüzde Kocasinan Belediyesine aittir. Cami ve sıbyan mektebi, Kayseri Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 29.04.2011 tarihli ve 2050 sayılı kararıyla tescillenmiştir. Her iki yapı günümüzde terk edilmiş ve harap durumdadır.

Cami kuzey-güney doğrultusunda, dikdörtgen planlı ve tek katlı olarak inşa edilmiştir. Harim, mihraba dik doğrultuda derinlemesine uzanan 3 sahından oluşur. Orta sahın, yan sahınlardan daha geniş tutulmuştur. Yapının üst örtüsü içeriden beşik tonoz, dışarıdan düz damdır. Caminin cepheleri kaba yonu taşla inşa edilmiştir. İç beden duvarlarında, harim giriş kapısında ve caminin güneydoğusuna bitişik köşk minarede yöreye özgü kırmızımtırak kesme taş kullanılmıştır. Caminin kuzeydoğusuna ve kuzeybatısına bitişik 2 farklı mekân yapılmış, kuzeybatıdaki mekân günümüze ulaşamamıştır. Caminin doğusunda dikdörtgen planlı bir avlu bulunur. Bu avlu doğu cepheyi “U” biçiminde çevreler. Avlunun güneyindeki açıklıktan caminin girişine ulaşılır.

Harim giriş kapısının üzerindeki kitabeliğe ilişkin bilgiler kendi içinde farklılık göstermektedir. Metnin bir bölümünde kitabeliğin günümüze ulaşamadığı, harim tasvirinde ise dikdörtgen biçimli kitabelik kısmının mevcut olduğu ancak kitabenin günümüze ulaşmadığı aktarılmıştır. Kitabeliğin altına H.1287 tarihi kazınmıştır. Metinde bu tarihin M.1867 yılına karşılık geldiği kaydedilmiştir. Yapının mimari üslubu ve aynı yöredeki benzer camilerin inşa tarihleri dikkate alınarak bu tarihin caminin inşa tarihi olabileceği düşünülmüştür. Caminin ve sıbyan mektebinin girişlerini barındıran doğu cephesinde 2 giriş bulunur. Girişlere, cepheyi “U” biçiminde çevreleyen kaba yonu taş avlu duvarının güneybatısındaki kapı açıklığından ulaşılır. Cephenin kuzeyindeki yuvarlak kemerli kapı açıklığı, caminin kuzeydoğusuna bitişik olarak inşa edilen ve sıbyan mektebi olduğu düşünülen yapıya açılır. Bunun güneyindeki yuvarlak kemerli kapı açıklığından cami hariminin ana girişine geçilir. Her iki girişte de kırmızımtırak kesme taş kullanılmıştır.

Doğu cephenin güneyinde, cepheye bitişik olarak inşa edilmiş bir köşk minare yer alır. Köşk minareye 12 basamaklı kesme taş merdivenle çıkılır. Merdivenlerin üzeri sonradan çimento esaslı sıvayla kaplanmıştır. Köşk minare, kare biçimli kesme taş bir kürsü üzerine oturur ve 4 yönden pahlanmış yekpare 4 sütundan oluşur. Sütunlar birbirlerine kaş kemerlerle bağlanmıştır. Her sütun, dikdörtgen biçimli yekpare bir kaideye oturur. Sütun başlıkları monoblok kare biçimli birer kesme taştan oluşur ve 4 yönden üçgen biçiminde pahlanmıştır. Kaş kemerlerin üzeri saçaklı bir çatıyla örtülmüş, çatının ortası küçük boyutlu taş konik külahla tamamlanmıştır. Köşk minarede kullanılan kırmızımtırak taşın üzeri sonradan sıvanmıştır. Aynı taş cami harim duvarlarında, mihrapta, caminin giriş kapısında ve camiye bitişik yapının girişinde de kullanılmıştır. Metnin doğu cephe bölümünde köşk minare doğu cephenin güneyinde ve caminin güneydoğusuna bitişik olarak tanımlanırken, karşılaştırma bölümünde caminin güneybatısında bulunduğu yazılmıştır.

Caminin doğu cephesi sağır bırakılmıştır. Kuzeydoğusuna bitişik mekânın doğu cephesindeki giriş kapısının kuzeyinde, üst bölüme kesme taş çerçeveli dikdörtgen biçimli bir pencere açılmıştır. Bu pencerenin üstünde enine dikdörtgen biçimli ikinci bir pencere bulunur. Her iki pencere de duvar yüzeyiyle aynı hizadadır. Güney cephesi, caminin diğer cephelerine göre daha sağlam biçimde günümüze ulaşmıştır. Kaba yonu taşla örülen cephede 3 pencere bulunur. Bunlardan 2’si aynı biçim ve boyutta tasarlanmış dikdörtgen alt pencerelerdir. Alt pencereleri ortalayacak biçimde yerleştirilen üst pencere, daha küçük boyutlu ve kareye yakın dikdörtgen biçimlidir. Bütün pencereler duvar yüzeyiyle aynı hizadadır. Bu cephedeki sıvalar diğer cephelerdeki sıvalara göre daha sağlam durumdadır. Batı cephesi de kaba yonu taşla örülmüştür. Cephe yüzeyindeki sıvalar büyük ölçüde tahrip olmuştur. Doğu cephesi gibi sağır bırakılan batı cephesinde pencere bulunmaz. Cami kot seviyesinin güneyden kuzeye doğru yükselmesi bu cephede açık biçimde görülür.

Kuzey cephenin doğusunda camiye bitişik sıbyan mektebi bulunur. Cephenin batısında ise mevcut yapı izleri ve eski fotoğraflardan, mektebe batıdan ve camiye kuzeyden bitişik olarak inşa edildiği anlaşılan başka bir müştemilatın bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu mekân günümüzde tamamen ortadan kalkmıştır. Caminin kuzey cephesindeki beden duvarı temel seviyesinde kaba yonu taş, orta seviyelerde kesme taş, üst seviyelerde yeniden kaba yonu taş kullanılarak yığma tekniğinde örülmüştür. Kuzeydoğudaki mekânın kuzey cephesindeki beden duvarlarının doğu bölümünde kesme taş, diğer bölümlerinde kaba yonu taş kullanılmıştır. Avlu duvarı bu mekânın doğusundan devam eder. Mekânın batı cephesinin ortasında, üst seviyede ve saçak kısmının altında elips biçimli, kesme taş çerçeveli bir tepe penceresi bulunur.

Harime, avlu duvarının güneybatısındaki dikdörtgen kapı açıklığından ulaşılır. Harim girişi, caminin doğu cephesinin kuzeyindedir. İlk giriş açıklığı kırmızımtırak kesme taştan yapılmış ve yuvarlak kemerli olarak düzenlenmiştir. Açıklık günümüzde özgün olmayan demir bir kapıyla kapatılmıştır. Bu kemerli girişten harimin asıl giriş açıklığına geçilir. Asıl giriş, kırmızımtırak kesme taştan yapılmış, S ve C kıvrımları oluşturan bir kemer biçimindedir. Açıklığın üzerinde dikdörtgen biçimli kitabelik kısmı bulunur. Kitabe günümüze ulaşmamıştır. Kitabeliğin hemen altında, kemerin kilit taşı yüzeyine Arap rakamlarıyla “1287” tarihi kazınmıştır. Metinde M.1867 yılına karşılık geldiği kaydedilen bu tarihin caminin inşa tarihi olduğu düşünülmüştür. Harim, ikişerli olarak yerleştirilmiş 4 serbest sütuna oturan sivri kemerlerle 3 sahına ayrılmıştır. Orta sahın, yan sahınlardan daha geniştir. Harimin üstü beşik tonozla örtülmüş, tabanı ise özgün olmayan çimento esaslı betonla kaplanmıştır. Harim duvarları kesme taşla örülmüştür. Duvar sıvaları büyük ölçüde dökülmüştür. Güney duvarı dışındaki duvarlar sağır bırakılmıştır.

Güney duvarında yanlarda birer pencere ve mihrabın hemen üzerinde 1 pencere olmak üzere toplam 3 pencere bulunur. Pencereler içeriden şevli ve yuvarlak kemerli, dışarıdan dikdörtgen biçimlidir. Mihrap, 2 yandan birer sütunceyle sınırlandırılmıştır. Tepelik bölümü 5 ışınsal hüzmeyle tamamlanmış, kavsara kısmına dilimli taç biçimi verilmiştir. Mihrap nişi süslemesiz ve sade bırakılmıştır. Kırmızımtırak kesme taştan yapılan mihrap, daha sonraki bir dönemde yeşil yağlı boyayla boyanmıştır. Yapılan literatür taramasında Kayseri’deki cami ve mescit mihraplarında bu tasarımın başka bir örneğiyle karşılaşılmamıştır. Mihrabın doğusunda gaz lambası koymak amacıyla açılmış 1 niş bulunur. Bu nişle aynı eksende kuzey duvarında 1 niş, bunun hemen batısında da başka bir niş yer alır. Harimin kuzey duvarındaki bu 2 niş dikdörtgen biçimli ve sadedir. Nişlerin gaz lambası koymak veya Kur’an-ı Kerim ile çeşitli dinî kitapları yerleştirmek amacıyla kullanılmış olabileceği düşünülmüştür.

Harim kemerlerinin karınları kırmızı, mavi ve sarı renkli kalem işi dikdörtgen panolarla bezenmiştir. Bu süslemeler sonraki kullanımlar sırasında açık yeşil boya ve beyaz sıvayla kapatılmıştır. Sıvaların dökülmesiyle özgün kalem işi süslemelerin kalıntıları görünür hâle gelmiştir. Bu tür kalem işi pano süslemeleri 19. yüzyıl Osmanlı cami mimarisinin iç dekorasyonunda görülmektedir. Yöre halkıyla yapılan sözlü görüşmelerde mihrap duvarında kalem işi süslemelerin, Zülfikar tasvirlerinin ve hat sanatıyla yapılmış bezemelerin bulunduğu aktarılmıştır. Günümüzde cami ve sıbyan mektebi süsleme bakımından oldukça sade görünmektedir. Bununla birlikte harim duvar yüzeylerinde ve kemer karınlarında sıva altında kalan kalem işi süslemeler mevcuttur. Harimdeki sütunların bazılarında başlık bulunmaz. Kemerlerin oturduğu üzengi taşları, dışarı doğru çıkıntı yapan ikişerli kaval silmelerle belirginleştirilmiştir. Mihrap, Kayseri’deki cami ve mescit mihraplarıyla karşılaştırıldığında tasarımı ve biçimi bakımından özgün bir örnek olarak ele alınmıştır. Özellikle ışınsal tepelik kısmıyla dikkat çeken mihrap, araştırmada 19. yüzyıl neo-klasik üslubunun taşradaki bir yorumu olarak değerlendirilmiştir.

Caminin kuzeydoğusuna bitişik yapının güney duvarında, cami mihrabıyla hemen hemen aynı eksende bulunan ve mihrap tasviri olduğu düşünülen kalem işi bir süsleme yer alır. Bu süsleme, camideki kalem işi bezemeler gibi büyük ölçüde tahrip olmuş ve silinmiştir. Caminin ve bitişiğindeki yapının girişlerindeki dilimli kemerler ile köşk minarenin kaş kemerleri yapının mimari unsurları arasındadır. Caminin damında, mihrabın üzerine karşılık gelen noktada küçük boyutlu, iç kısmı profillendirilmiş ve mihrap yönünü gösteren sembolik bir taş mihrabiye bulunur. Araştırmada, bu mihrabiyenin harim mihrabının üzerine karşılık gelecek biçimde dama yerleştirilmesi, cami cemaatinin sıcak havalarda damda namaz kılmış olabileceği ihtimaliyle ilişkilendirilmiştir. Bu sembolik mihrabiyenin Kayseri’deki cami ve mescitler arasında başka bir örneğine rastlanmadığı ve ünik bir örnek olduğu aktarılmıştır.

Himmet Dede Camii’nin adıyla bağlantılı Himmet Dede’nin kimliği ve yaşadığı dönem hakkında çelişkili bilgiler bulunmaktadır. Himmet Dede Türbesi, caminin kuzeydoğusunda ve kasabanın girişinde yer alır. Korkuluklarla çevrili ve üstü açık türbede 3 mezar bulunur. Ortadaki mezar Himmet Dede’ye, sağındaki mezar Himmet Dede’nin müridi olduğu rivayet edilen Yusuf adlı kişiye, solundaki mezar ise yine onun müridi olduğu rivayet edilen İbrahim adlı kişiye aittir. Himmet Dede’ye ait mermer mezar taşında şu metin yer alır: “Seyid Burhanettin Hazretlerinin Hakırdaklı Mescid Halvet Hanesinde Üç Seneye Yakın İlim İrfan Öğrenmiş Miladi Sene 1240 Arasında Seyahate Çıkmış İsmi Himmet İdi Burada Vefat Etmiş Bu Köye İsminin Vermiştir Yatana Yaptırana Üç İhlas Bir Fatiha Okumak Lazım İmiş D.1159 Ö.1240”.

Himmet Dede’nin Seyyid Burhaneddin’in öğrencisi olduğunu gösteren herhangi bir belge bulunmamaktadır. Bazı kaynaklarda ise Himmet Dede, 1429 yılında vefat eden Hacı Bayram-ı Veli’nin öğrencisi olarak geçmektedir. Dilek Yanmaz’ın “Himmet Dede (Horasan Ereni)” adlı yüksek lisans tezinde, Seyyid Burhaneddin’in 1165-1244 yılları arasında yaşadığı, Himmet Dede’nin doğum tarihinin bilinmediği ve ölüm tarihinin 1451 olduğu aktarılmıştır. Aralarındaki yaklaşık 200 yıllık fark nedeniyle Himmet Dede’nin Seyyid Burhaneddin’in öğrencisi olamayacağı savunulmuştur. Yazıcıoğlu Mehmed’in kaleme aldığı ve Dr. Âlim Çelebioğlu’nun hazırladığı “Muhammediye” adlı eserin 1. cildinin 14. ve 15. sayfalarında, Hacı Bayram-ı Veli’nin eser vermekten çok insan yetiştirmesiyle etkili olduğu ve “Kitab-ı Natık”, yani konuşan kitap olarak nitelenen öğrenciler yetiştirdiği aktarılmıştır. Bu kişiler arasında Akşemseddin, Ömer Sikkini, Şücâeddin-i Karamani, Şeyh Baba Nehhas-ı Ankaravi, Selahaddin-i Bolevi, Muslihiddin Halife, Yazıcıoğlu Mehmet, Ahmed-i Bican, Eşrefoğlu Rumî, Himmet Dede, Muzaffer-i Lârendevi, Musa Dede, Şeyhî, Yusuf Seferihisari ve Ramazanü’l-Edirnevi sayılmıştır. Bu bilgiye dayanılarak Himmet Dede’nin Seyyid Burhaneddin’in değil, 2. Murat döneminin Horasan erenlerinden ve Hacı Bayram-ı Veli’nin müritlerinden olduğu savunulmuş, mezar taşının değiştirilmesi gerektiği düşünülmüştür.

Himmet Dede’nin kimliğiyle ilgili bu çelişkilere, caminin onun adıyla anılması nedeniyle yer verilmiştir. Caminin mimari üslubu ve Kayseri’deki benzer yapıların inşa tarihleri dikkate alındığında, yapının Himmet Dede’nin yaşadığı kabul edilen dönemde inşa edilmiş olmasının mümkün görülmediği aktarılmıştır. Yöre halkıyla yapılan sözlü görüşmeler de bu görüşü destekleyen veriler arasında kullanılmıştır. Caminin Himmet Dede adıyla anılması nedeniyle, yapının onun ölümünden sonra adına yaptırılmış olabileceği ihtimali üzerinde durulmuştur.

Himmet Dede Camii hakkında yapılan geniş kapsamlı literatür taramasında yapının Kayseri Kültür Envanteri’ne alınmadığı ve literatüre kazandırılmadığı görülmüştür. “Himmet Dede Camii” adına yalnızca Mehmet Karagöz’ün “18. Asrın Başlarında Kayseri (1700-1730)” adlı doktora tezinde rastlanmıştır. Ancak yapı, tezin içindekiler bölümünde “Himmet Dede Camii”, katalog bölümünde ise “Hikmet Dede Camii” adıyla yazılmıştır. Katalog bölümünde Tepecik Mahallesi’nde bulunan caminin banisinin bilinmediği ve 10.10.1722 tarihinde Hacı Süleyman’ın günlük 3 akçe ücretle müezzinliğe tayin edildiği aktarılmıştır. Aynı bilgiler Mustafa Denktaş’ın “Kayseri’deki Yıkılan Anıtlarımız” adlı kitabının içindekiler ve katalog bölümlerinde “Hikmet Dede Camii” adı altında yer almıştır. Metinde Mustafa Denktaş’ın bu bilgileri aldığı kaynak bir yerde “Mustafa Karagöz’ün doktora tezi” olarak yazılmıştır. Aynı tez yazarı diğer bölümlerde Mehmet Karagöz adıyla geçmektedir. Kaynak taraması sonucunda Himmet Dede Camii’nin bulunduğu mahallenin söz konusu yıllarda Tepecik adıyla anılmadığı, günümüzde Kayseri ili Melikgazi ilçesi Gülük Mahallesi’nde Tepecik adlı bir sokağın bulunduğu ve doktora tezinde kastedilen caminin “Hikmet Dede Camii” olduğu sonucuna ulaşılmıştır. “Himmet Dede Camii” adının bir harf hatası sonucunda yazıldığı düşünülmüştür.

Caminin, bitişiğindeki mekânın ve avlunun cephe duvarlarında kaba yonu taş kullanılmıştır. Caminin ve sıbyan mektebinin iç duvarlarında, giriş kapılarında ve pencere sövelerinde yöreden çıkarılan kırmızımtırak kesme taş kullanılmıştır. Harim tabanı ve dam, özgün olmayan çimento esaslı betonla kaplanmıştır. Kayseri Koruma Kurulu Arşivi, Kayseri Vakıflar Bölge Müdürlüğü Arşivi, Kocasinan Belediyesi Arşivi ve Kayseri Şeriyye Sicillerinde yapılan taramalarda yapıyla ilgili herhangi bir bilgi veya belgeye ulaşılamamıştır.

Himmet Dede Camii plan, cephe unsurları ve mimari üslup bakımından Kayseri’de bulunan 19. yüzyıla ait Akçakaya Köyü Şeyh Hamit Camii, Battal Camii, Koşcağız Köyü Camii ve Yazı Camii ile 18. yüzyıla ait Güneşli Camii, Hasbekkümbet Camii, Çandır Camii ve Kalaycıoğlu Mescidiyle büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Köşk minare de biçim bakımından Kayseri’deki Ali Hoca Camii, Çifteönü Camii, Gesi Orta Mahalle Camii, Gesi Hacı Haydar Camii, Gubaroğlu Camii, Gürpınar Camii, Koşcağız Köyü Camii, Tasmakıran Camii, Bozatlıpaşa Narlı Mescidi, Erkilet Arabıdın Camii, Kalaycıoğlu Mescidi ve Selaldı Mescidi köşk minareleriyle benzerlik göstermektedir. Yapının mimari üslubu, planı, cephe unsurları, Kayseri’deki benzer camilerin inşa tarihleri, yöre halkıyla yapılan sözlü görüşmeler ve kitabeliğin altına kazınmış H.1287 (M.1867) tarihi birlikte değerlendirilerek caminin 1867 yılında inşa edilmiş olabileceği düşünülmüştür. Caminin kuzeydoğusuna bitişik sıbyan mektebinin de Kayseri’de günümüze ulaşan nadir örneklerden biridir.

Himmet Dede Camii, projelerinin 2017 yılında Kayseri Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunda değerlendirilmesinin ardından Kocasinan Belediyesi tarafından restore edilmiştir. 2018 yılında başlayan uygulama kapsamında yapının harap ve yıkılmış bölümleri tamamlanmış, taş duvarları, düz damı, köşk minaresi ve avlusu onarılmıştır. Restorasyonun tamamlandıktan sonra cami 08.03.2021 tarihinde yeniden ibadete açıldı. Himmet Dede Camii Restorasyonu, Tarihi Kentler Birliğinin Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma Proje ve Uygulamalarını Özendirme Yarışması kapsamında 2018 Başarı Ödülü’ne layık görülmüştür.

✶ Medya