Türbenin üzerinde herhangi bir çatı bulunmamakta, tamamen açık ve etrafı basit bir duvarla çevrilidir (bkz. Fotoğraf 1).

Yapı, ciddi şekilde tahrip edilmiştir. Yerel sakinlerin aktardığına göre türbe eskiden daha sağlam bir haldeymiş. Günümüzde ise taşlar devrilmiş, defineciler tarafından türbenin içi ve yakın çevresi kazılmıştır (bkz. Fotoğraf 2, 3, 4, 5, 6). Yapıya ait olduğu anlaşılan taşlar, türbenin hemen dışında dağınık bir vaziyettedir (bkz. Fotoğraf 7, 8, 10).

Türbenin dışında geniş bir alana yayılan bu kazı çukurları, buranın sadece tek bir türbeden ibaret olmayabileceğini, daha geniş kapsamlı bir “ören yeri” olma ihtimalini düşündürmektedir. Ne yazık ki, bu tarihi miras harap bir durumda terk edilmiş gibi görünmekte; defineciler ve bilinçsiz kişilerin tahribatı dışında, yapıyı korumaktan sorumlu hisseden bir kurum veya kişi bulunmamaktadır.

Tarihsel bağlamına gelince:

Köyün eski adı Avanoğlu’dur. Bu isim, Avanoğlu denilen ve köyü kuran kişiden gelmektedir. Kendisi dört kardeşmiş ve Halet Türkmenlerindendir. 1700’lerin sonu veya ortası diyebiliriz. Yola çıkarlar; kardeşlerden biri Adana Karakaya’ya gider, diğeri Kırşehir Çiçekdağı’na gider (orada Avanoğlu diye bir köy hâlâ mevcuttur), kendisi de buraya gelir. Burada bir mağaraya eşiyle yerleşir ve burayı yurt tutar. Sonra yanında çalıştırmak için çevre köylerden çoban ve ırgat alır. İşte bu çoban/ırgatlardan kalan nesil hâlâ köyde yaşamaktadır ve onlara Mühlümler denir. Tabii daha sonra onlardan kız alınıp kız verilmiş ve kaynaşılmıştır. Yoğun şekilde hayvancılık yaparlar. Deve ve küçükbaş hayvancılıkla uğraşırlar; sürüleriyle Gemerek taraflarına kadar otlatmaya giderler. Çiftlik mahallesinden sürüleri geçerken oraya bir cami yaptırır Avanoğlu Hüseyin. Bu cami hâlâ Çiftlik’te olup Ulucami olarak bilinir.

✶ Medya