Hamidiye Gurebâ Hastanesi, Bursa
Ahmet Vefik Paşa Hastanesi, Bursa Memleket Hastanesi olarak da bilinir.
Hamidiye Gurebâ Hastanesi, Osmanlı Devleti’nin Tanzimat-ı Hayriyye’yi 3 Kasım 1839 tarihinde ilan etmesiyle birlikte girdiği değişim ve dönüşüm sürecinin sağlık alanındaki yansımaları çerçevesinde II. Abdülhamid devrinde kurulan Hamidiye hastanelerinden biridir. Tanzimat’la birlikte modernleşme anlayışı yalnızca askerî alanla sınırlı kalmamış, sağlık dâhil olmak üzere toplumun tüm alanlarına yayılmayı hedeflemiştir. Bu süreçte Osmanlı coğrafyasında sağlık alanında modernleşme çalışmaları hız kazanmış, III. Selim döneminde başlayan, II. Mahmud döneminde önemli değişimler yaşayan ve Sultan Abdülmecid’in uygulamalarıyla geliştirilen Türk tıbbının modernleştirilmesi faaliyetleri Devr-i Hamidî’de büyük bir ivme elde etmiştir. Sultan II. Abdülhamid’in tıp, toplum sağlığı ve sosyal yardım konularındaki hassasiyeti doğrultusunda çeşitli vilâyetlerde Hamidiye hastaneleri kurulmuş, Bursa Hamidiye Gurebâ Hastanesi de bu kurumlar arasında yer almıştır.
Çeşitli kaynaklarda Bursa Hamidiye Gurebâ Hastanesi, Ahmet Vefik Paşa Hastanesi ve Bursa Memleket Hastanesi adlarıyla anılan bu müessese, “gurebâ” kelimesinin ifade ettiği kimsesiz ve fakir kesimlere sağlık hizmeti sunmak amacıyla kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nin son döneminde kurulan bu tür kurumlar “Gurebâ Hastaneleri” olarak adlandırılmış, İttihat ve Terakki dönemi ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Memleket Hastaneleri”, 1940’larda ise “Millet Hastaneleri” ismi kullanılmış; 1950’lerde Sağlık Bakanlığı’nın kurulmasıyla birlikte tüm bu hastaneler “Devlet Hastaneleri” başlığı altında toplanmıştır. Dârüşşifalardan modern hastanelere uzanan bu süreçte Bursa Hamidiye Gurebâ Hastanesi, günümüzde hizmet veren Bursa Devlet Hastanesi’nin tarihsel devamı olarak değerlendirilmiştir.
Hastanenin kuruluş sürecinde en büyük pay Ahmet Vefik Paşa’ya aittir. Paşa, Anadolu Sağ Kol Müfettişliği (1863–1864) ve Hudâvendigâr Vilâyeti valiliği görevleri sırasında Bursa’nın özellikle 1855 depremi sonrasında içinde bulunduğu harap durumu bizzat müşahede etmiş, şehrin imarı için kapsamlı çalışmalar yürütmüştür. 1855 depreminde cami, han, çeşme ve şadırvan gibi yapıların ciddi hasar gördüğü Bursa’da bu yapıların tamirinde Ahmet Vefik Paşa önemli rol oynamış, şehir halkı tarafından “Bursa’nın kurtarıcısı” olarak anılmıştır. Paşa, Bursa’ya ilişkin görevlerinde yol, su, sağlık ve kültür-sanat alanlarında çeşitli projeler hayata geçirmiştir.
Uzun yıllar hizmet veren Yıldırım Darüşşifâsı’nın 1855 depremi sonrasında kullanılamaz hâle gelmesi üzerine, Bursa halkına hizmet edecek yeni ve modern bir sağlık kurumu kurma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Ahmet Vefik Paşa, ilk olarak 1864 yılında devrin Avrupai anlayışına uygun bir hastane kurmayı tasarlamış, bu amaçla bir konağı satın alarak hazırlıklara başlamıştır. Ancak 2 Ekim 1864’te müfettişliklerin lağvedilmesiyle bu girişim yarım kalmış, Paşa’nın Bursa’ya hastane kurma faaliyeti 4 Şubat 1879’da yeniden Bursa valiliğine atanmasının ardından tamamlanmıştır.
1879 yılında Paşa tarafından iç hastalıkları pavyonu olarak kullanılan bina inşa ettirilmiş, idaresi Bursa eşrafından Bahaeddin Efendi’ye verilmiştir. Bu düzenleme ile 45’i erkeklere, 15’i kadınlara mahsus olmak üzere toplam 60 yataklı Bursa Hamidiye Gurebâ Hastanesi kurulmuştur. Hastanenin korunması ve geliştirilmesi amacıyla çeşitli gelir kaynakları tahsis edilmiş; han resimleri, maden suyu gelirleri, tiyatro binası gelirleri ve odun satışlarından alınan öşür hastaneye aktarılmıştır. Ayrıca ambar kiralamaları yoluyla da gelir sağlanmıştır.
Hastane, artan başvurular nedeniyle zamanla yetersiz kalmış; bu sebeple 1904 yılında yapı genişletilmiş, mutfak, ambar ve çamaşırhane gibi yeni bölümler eklenmiştir. 1905 yılında resmî açılışla yeniden hasta kabulüne başlanmış, 1913 yılında ise iki büyük bölüm arasına bir ameliyathane inşa edilmiştir. Yapı, pavyon sistemiyle oluşturulmuş; bahçeye demir bir kapıdan girilen hastanede kiler, mutfak, karantina koğuşu, etibbâ dairesi ve eczane yer almıştır. Koğuşlar dökme karyolalar ve pamuk şiltelerle donatılmış, doğu yönündeki kafesli pencerelere sahip koğuş kadın hastalara tahsis edilmiştir.
Hastane, hizmet verdiği dönemde fakir hastalara ücretsiz muayene ve tedavi sunmuş; Müslim ve gayrimüslim ayrımı yapılmaksızın hizmet vermiştir. Kadrosunda çoğunlukla gayrimüslim tabipler görev almış, uzun yıllar başhekimlik yapan Savayidis Efendi çeşitli incelemelere konu olmuştur. Kurum, seyyahların ve hekimlerin gözlemlerinde yer almış, donanımı ve düzeniyle dikkat çekmiştir.
1921 yılında işgal sırasında askeri hastane olarak kullanılan yapı ciddi tahribata uğramış, 1922 yılında onarılarak yeniden hizmete açılmıştır. Cumhuriyet döneminde kapasitesi artırılan hastane, zamanla yıpranmış; 1956 yılında çıkan yangın sonrası yıktırılmıştır.