Tepebağ Höyüğü, Adana kent merkezinde, Seyhan Nehri’nin hemen batı kıyısında yer alan ve Çukurova’nın bilinen en eski kentsel yerleşim alanıdır. Yapay bir tepe görünümünde olan bu höyük, binlerce yıl boyunca farklı medeniyetlerin aynı noktada üst üste evler, saraylar ve ibadethaneler inşa etmesiyle oluşmuştur. Günümüzden yaklaşık 9.000 yıl öncesine, yani Neolitik Dönem’e kadar uzanan köklü bir geçmişe sahip olan bu alan, Akdeniz’i İç Anadolu’ya ve Mezopotamya’ya bağlayan tarihi ticaret yollarının kavşak noktasında yer alması nedeniyle çağlar boyunca önemini hiç yitirmemiştir. Coğrafi konumu ve verimli tarım arazilerinin ortasında yer alması, burayı tarih boyunca hem askeri hem de ticari bir cazibe merkezi haline getirmiştir.
Arkeolojik açıdan Tepebağ Höyüğü’nü benzersiz kılan en önemli özelliklerden biri, yüzeyden en derin katmanlara doğru kesintisiz bir yerleşim zinciri sunmasıdır. Bilimsel kazılarda saptanan altı ana kültür tabakası; Geç Tunç Çağı, Demir Çağı, Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait izleri bir arada barındırmaktadır.
Hitit İmparatorluğu dönemine ait çivi yazılı metinlerde adı geçen ve antik Kilikya bölgesinin en stratejik kentlerinden biri olan “Uru Adaniya” şehrinin tam olarak bu höyüğün altında yattığı tahmin edilmektedir.
Bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkarılan MÖ 1800’lü yıllara ait silindir mühürler, sur duvarı kalıntıları ve anıtsal mimari yapılar, Adana’nın binlerce yıl önce de bölgenin idari ve siyasi başkenti olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Höyükte yürütülen çalışmalar, antik kentin uluslararası ticaret ağındaki güçlü konumunu da gözler önüne sermektedir. Kazılarda bulunan Rodos ve Knidos kökenli amfora mühürleri, Kıbrıs ve Ege tipi seramikler, Tepebağ halkının Akdeniz havzasındaki uzak medeniyetlerle yoğun bir deniz ticareti yürüttüğünü göstermektedir.
Her bir kazı sezonunda elde edilen taşınabilir kültür varlıkları, Adana Arkeoloji Müzesi’nde koruma altına alınarak sergilenmektedir.
Tepebağ Höyüğü’nün bir diğer sıra dışı yönü ise toprak altındaki antik zenginliğini, toprak üstündeki Osmanlı dönemi sivil mimarisiyle birleştirmesidir. Höyüğün üzerinde yükselen tarihi Tepebağ Evleri, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında inşa edilmiş, kendilerine has cumbaları, ahşap bağdadi duvar yapıları ve avlularıyla geleneksel Adana mimarisinin en zarif örnekleridir. Günümüzde kentsel sit alanı olarak ilan edilen ve titizlikle restore edilen bu yapılar, altlarında yatan binlerce yıllık tarihin üzerinde yaşayan birer anıt gibi yükselmektedir.
Gelecekte bir Arkeopark projesiyle tamamen açık hava müzesine dönüştürülmesi planlanan Tepebağ, hem toprak altındaki Hitit surlarıyla hem de üzerindeki Osmanlı konaklarıyla insanlık tarihinin en uzun soluklu yaşam alanlarından biri olmaya devam etmektedir.