Camiin hemen yanı başında, lebi deryada, halen Beylerbeyi İskele kahvehanesinin bahçesi olan yerdir. Üsküdarlı halk şairi merhum Vasıf Hoca bize tevdi ettiği notlarda şunları
yazıyor: «İstanbul’da bir eşi olmayan lehi deryada bir namazgah idi. Camiden çok eski olacağı muhakkakdır. Bu ferahfeza yerde karabahtım yazılı alnımı secdei istiğfara koyduğumu hatırlarım, ve şimdi ne zaman oradan geçsem, o ibadetgahda çaylar kahveler içilip çatır çutur tavla oynandığını gördükçe içim sızlar ve Evkaafı bir mikdar kira için yaptığı işden ayıplarım. İkinci Sultan Mahmud buraya güzel bir meydan çeşmesi yaptırmıştır. Çeşmeden evvel burada üç adet hüsrevani su küpü vardı, çok eski, İstavroz Has Bağçesinin namazgahı olduğuna göre belki de Kanuni, hatta Fatih devrinden kalmış şeylerdi. Yazın hasırlar serilir, hem ibadet;· hem de arifane edibane sohbet edilirdi».

Bizim yukardaki satırlara ilave edilecek sözümüz, Beylerbeyi Namazgahının, İstanbul’un fethinden dahi bir asır evvel, buraların Türklerin eline geçtiğinde kurulmuş bir ibadet
yeri olduğudur.

Kaynak: Reşat Ekrem Koçu, “Beylerbeyi Namazgahı”, İstanbul Ansiklopedisi, cilt 6