Çifte Sultanlar Türbesi
- Tür
- Türbe
- Kültür
- Osmanlı
- Yüzyıl
- 19. yy
- Durum
- Erişilebilir
İmam-ı Ali (k.v.)’nin torunları, İmam Hüseyin (r.a.) Efendimiz’in Fatıma ve Sâkine adlarındaki kızlarına verilen ünvandır. Kabirleri: Kocamustafapaşa Camii karşısında, Sümbül Efendi merhumun türbesi önünde, açıkta bulunmaktadır. Etrafı ve üzerleri zarif bir parmaklıkla çevrilidir. Türbeleri bakımlı ve çiçeklerle bezelidir. Rivayete göre Fatıma ile Sâkine adlarındaki bu mübarek kızlar. Haçlı Seferleri’nden birinde, Beyrut olayları sırasında esir edilerek İstanbul’a getirilmiştir. Yahut da Yezid aleyhine nefret ve kini arttırmağa vesile olarak Bizans’a, İstanbul’a zamanın Bizans Imparatoru Konstantin Pagonat’a cariye olarak gönderilmiştir. Birbirinden güzel bu Peygamber torunları, bir Bizans kilisesi olan şimdiki Kocamustafapaşa Camii’ne getirilerek hapsedilmişler ve kendilerine Hristiyan dinine girmeleri için hazırlanmaları bildirilmişti. Her iki Sultan esirlikten de acı gelen teklife boyun eğmek, dinlerinden vazgeçip Hristiyan olmaktansa ölmeyi tercih etmişler ve İstanbul İmparatoru Pagonat’a: “Ölürüz ama dinimizden vazgeçmeyiz. Bizi dinimizden vazgeçirecek bir kuvvet de tanımıyoruz” demişler. Böyle ulu-orta kendisine kafa tutabilecek kimselerin var olabileceğini hatırından bile geçirmeyen Konstantin Pagonat, şaşkına dönmüş ve Peygamber Efendimiz’in torunlarına şöyle bir haber göndermiş: “Size kırk gün izin veriyorum. Hristiyan dinini kabul etmediğiniz takdirde hayatınıza son verilecektir. “Fatıma ile Sâkine Sultanlar bulundukları yerde kırk günün geçmesini ve bu çileli günlerinin dolmasını bekleye dursunlar, Konstantin’in aynı yaşlarda bulunan kızı Katerina da bir gün, kilisede iki Arap kızının esir bulunduklarını ve bunların yakın bir günde öldürüleceklerini duymuş. Dinleri uğrunda ve Allah yolunda ölümü göze alan bu mânâ sultanlarına karşı içinde büyük bir sevgi doğmuş, hemen onları görmeye gelmiş. Bu iki güzel kızın ölümü beklemeleri, onu babası ve dinine karşı zorlamış ve sultanlara sormuş: “Sizi buralara kimler getirdi? “Bu soruyu öyle içten, öyle yumuşak sormuş ki, bu iki sultan daha o anda Kralın kızı Katerina’yı sevmişler ve bu kızdan kendilerine bir kötülük gelmeyeceğine inanmışlar.
Katerina, onları dinledikçe üzülmüş, kederlenmiş ve bu iki masum kızı inancından etmek isteyen babasına karşı bir nefret belirmiş. Bundan sonraki günlerde Katerina, Sultanların yanından ayrılmaz olmuş. Katerina, Kral babasına sık sık bu çok sevdiği kızları serbest bırakmasını Hristiyan yapma fikrinden vazgeçmesini istemişse de Kral her defasında kızını reddetmiş. “İmparatora karşı gelmek nasıl olurmuş. Onlara bunu en kısa zamanda göstereceğim” diyerek kızının talebini reddetmiş. Günler gelip geçmede, Sultanlar da ölüme hazır beklemekte olmuşlar. Onlar biliyorlar ki, ölmek, yok olmak değildir. Ölmeye değil, ölümsüzlüğü yakalamaya geldik. Bir gün güzeller güzeli sarışın Katerina, Peygamber Efendimiz’in torunlarına: “Sizler, Peygamber torunları olduğunuzu söylüyorsunuz. Bunu ben nereden bileyim?” demiş. Onlar da ayağa kalkmışlar ve mermere basmışlar. Ayak izleri mermer üzerinde çıkıvermiş. Bu ayak izi hâlâ kabirlerinin yanıbaşındadır. Kerametlerine bir zararı dokunmayan bu sadık dost onlara inanmış ve Müslüman olmuştur. Onlar da adını sadık dost anlamına gelen “Sıddıka” koymuşlardır. Günler birbirini kovalayarak geçmektedir. Kral da bu iki kızı Hristiyan yapıp oğluna almak istemektedir. İsteğine boyun eğeceklerini düşünerek düğün hazırlıkları yapadursun, kırk birinci günü sultanlar erkenden kalkmışlar, güzelce abdest almışlar ve her ikisi de sabah namazlarını kılıp Yüce Allah’a ellerini açmışlar: “Allah’ım!” Sen bizim ruhumuzu kabzeyle. Bizi yabancı ellerinde koyma. Ölümümüz onların ellerinde olmasın. Allah’ım! Sen büyüksün, bize yardımını esirgeme!” diyerek dua etmişler. Peygamber torunları dualarını yaparken, Sarı Sıddıka da odasında, Yüce Allah’a ellerini açmış, şöyle yalvarmış: “Yüce Allah’ım! Çok sevdiğim iki din kardeşim günahsız yere öldürülecekler. Beni yalnız bırakma. Bana bu acıyı tattırma. Beni onlarla birlikte yüce katına al! “Müddet tamam olup kırk birinci günü kiliseye giren saray adamları, bu iki kızın birbirlerine sarılarak ölmüş olduklarını ve de oraya nur indiğini gözleriyle görmüşler. O sırada Sarı Sıddıka da dünyadan göçerek ruhu onlarla birlikte Allah’a kavuşmuştur. İşte Kocamustafapaşa Camii’nin bahçesinde defnedilen bu iki sultandır. Kralın kızı Sarı Sıddıka da camiye giriş kapısının yanında medfun bulunmaktadır.
Bir müddet sonra kabirler kaybolur. Büyük Veli Sümbül Efendi (k.s.) yerlerini belli eder ve vefatı sırasında: “Beni ayak uçlarında ve onların seviyesinden aşağıya gömünüz” diye vasiyet eder. Vasiyeti yerine getirilir. İkinci Sultan Mahmud, gördüğü rüya üzerine etrafını ve üstünü zarif bir parmaklıkla çevirtti. Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi talik yazısıyla şu kıtayı yazdı:
Bu meşhed kim ziyâretgâh-ı erbab-ı muhabbettir.
Gubârı anberini kuhl-i erbab-ı basirettir.
Kafes yâ Hû tehîdir, sanma etrafında buy-i câyın,
Müşebbek aşiyân-ı kûtiyan-ı bağ-ı cennettir.
Veren feyz’ü şeref bu gülistan-ı cennet-âsâya
İki gül gonca-i gülnihal-i gülzâr-ı siyâdettir.
Şehîd Kerbela Sultan Hüseyin’in duhterânından
İki sultân-ı medfun olduğu bunda rivâyettir.
Bu câye ihtirası Gazi Han Mahmûd-i Adlî’nin
Delil-i yümn-i tevfiki saâdettir, kerâmettir.
Bu cây-i pâki tezyin etmeden ol kutb-i devranın
Murad-ı hânedân-ı, Merhar-i Kevneyn’e hürmettir.
O hâkân-ı kerâmet şan’ü arif Şah-ı âgâhın
Bu hizmette muvaffak olduğu bî rayb’ü minnettir.
Ola sâd sâl muammer bu taht-ı âlîde
Vücûd-ı lâzımü’l-mecûd-ı Mevlâya emânettir.
Yıl: 1227
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gözlerinin nuru olan bu iki sultan hakkında, Süleymaniye Kütüphanesi’nde, “İstanbul’daki Sahabeler” adlı eserde şu satırlar bulunmaktadır:
Kerremeynü’l-mükerremeyn,
Bi-hakk-ı Seyyidü’l-Kevneyn,
Nûr-i ayneyn İmam Hüseyn,
Şefâate ir görün bizi.
✶ İlişkili Yerler
