Baba Ali Şah bin Zengi Tekkesi, 1486 yılında Baba Ali Şah bin Zengi tarafından düzenlenen bir vakfiye ile tesis edilmiş, ilk kuruluşunda iki katlı bir tekke olarak inşa edilmiştir. Vakfiye, tekkenin şeyhliğine Şahkulu adlı bir zatın getirilmesini öngörüyordu. Şahkulu’nun tarikatı hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamakla birlikte, Himmetzade’nin bir eserinde Bayramiyye tarikatına bağlı olduğuna dair bir rivayet aktarılmıştır. Yapıdan günümüze yalnızca türbe ulaşabilmiş olsa da tekke, İstanbul tarihinde önemli bir yere sahip olmuş ve sonraki dönemlerde Sadiyye tarikatına mensup bir merkez hâline gelmiştir.

Tekke, zaman içinde farklı şeyhler tarafından kullanılmıştır. İsa Efendi, Ayasofya kürsü şeyhi Hasan Efendi ve daha sonra Mehmet Şerefüddin Efendi burada görev yapmıştır. Hasan Efendi’nin burada kabri bulunmakla birlikte, tarihî eserlerin tahribatı sırasında mezar taşları ortadan kalkmış; yalnızca ağacın altındaki bölüm korunabilmiştir. Baba Ali Şah bin Zengi’nin kabri de bugün görülen ağacın altında yer almakta, ancak Adem Yavuz Sokağı’nın açılmasıyla bu kabir tekke alanından ayrılmış durumdadır.

Tekke, 1826 Hocapaşa yangınında yanarak yok olmuş ve arsa hâline geldikten sonra uzun yıllar metruk kalmıştır. Ferit Paşa’nın konağının yanında bulunan bu arsa, yeniden tekke yapılması amacıyla Ferit Paşa tarafından oğlu Saadettin Efendi’ye tahsis ettirilmiş; ancak yapı tekrar inşa edilememiştir. Daha sonra Meclis-i Meşayih kararıyla tekke Sadiyye meşayihinden Mehmet Şerefüddin Efendi’ye tevcih edilmiş ve arsa kendisine verilmiştir. İnşaat yaklaşık on yıl sürmüş, tekke 1904 yılında ibadete açılmıştır. Bu ihyada, Mehmet Şerefüddin Efendi’nin aile çevresi üzerinden bağlantılı olduğu Feride Zeynep Hanım’ın büyük maddi desteği etkili olmuştur. Böylece tekke 1904 yılından itibaren Sadiyye tarikatına mahsus olarak zikir icra edilen bir merkez hâline gelmiştir.

Mehmet Şerefüddin Efendi, İstanbul doğumlu olup Veznedar Hasan Efendi’nin oğludur. Çocukluğunda Üsküdar’daki Malatyalı İsmail Ağa Tekkesi şeyhi Fethi Efendi’ye götürülmüş, daha sonra ona intisap etmiş; mürşidinin vefatından sonra ise Mehmet Hanefi Efendi’den Sadiyye tarikatı icazeti almıştır. Şeref Efendi adıyla tanınan Mehmet Şerefüddin Efendi, Levazım Dairesi’nde mümeyyiz olarak görev yapmış, rik’a hattındaki başarısı ve vaazlarıyla bilinmiştir. Günlük haberlerle ilgisi sebebiyle “pulsuz gazete”, icazetini Muharrem ayında aldığı için de “Şeyh Muharrem” diye anılmıştır. Misafirperverliğiyle de tanınan Şerefüddin Efendi, 1913 yılında vefat etmiş ve tekkenin türbesine defnedilmiştir.

Bugün tekkeden hatıra olarak ulaşan türbede Mehmet Şerefüddin Efendi, hanımı, hayattayken vefat eden oğlu ve ailesinden iki fert daha medfundur. Türbenin hemen yanındaki boşlukta ise Hasan Efendi’nin kabri yer almaktaydı. Tekke binasında 1984 yılına kadar özellikle Vakıfların kiraladığı kiracılar oturmuş, çıkan yangın sonucunda yapı harabeye dönmüştür. Ardından Vakıflar İdaresi bu harabeyi yıktırmış ve alan günümüzde otopark olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1986 yılında Vakıflar İdaresi tarafından taş bir türbe binası yapılmış; böylece Şerefüddin Efendi’nin türbesi tekkeden günümüze ulaşan başlıca unsur olarak korunmuştur.

Şerefüddin Efendi’den sonra bu Sadi tekkesinde oğullarından Hasan Recai Efendi ve Diyarbekirli Mehmet Niyazi Ülgen bulunmuştur. Hasan Recai Efendi, zikirlerin idaresinde mahir bir kıyam reisi olarak tanınmış; Mehmet Niyazi Ülgen ise tekkelerin kapatılmasından sonra askerî memur olarak Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde görev yapmış ve 1937 yılında vefat etmiştir. Ağustos 2024’te bir mezatta, Mehmet Şerefüddin Efendi’ye ait bir ilahi mecmuası ortaya çıkmış; mecmuanın ilk ve son sayfalarında ailesinin, çocuklarının ve torunlarının doğum tarihleri bulunduğu görülmüştür.

Baba Ali Şah bin Zengi Tekkesi’nin rekonstrüksiyon uygulaması 18 Kasım 2024’te başlamıştır.