Hüseyin Gazi nam-ı diğer Tekkedağı Tepesi zirve düzlüğünde bulunan Seyyid Hüseyin Gazi Zaviyesi’nin hangi tarihte inşa edildiği kesin olarak bilinmemektedir. Seyyid Hüseyin Gazi ve zaviyesi hakkında daha önce geniş bilgi verilmiştir (bak; s. 153-179). Vakıf belgelerine göre onbeşinci yüzyılda var olduğu bilinmektedir. Osman Gazi’nin nökerlerinden Köse Mihal (Gazi Mihal)’in oğlu Ali Bey’in evlatları, onbeşinci yüzyılda günümüzde Kazan ilçesine bağlı Bitik ve Cimşid köyleri’nin yıllık vergi gelirlerini Seyyid Hüseyin Gazi Türbesi’ne vakfederler. Türbe girişi üzerinde serbest olarak duran kitabeye göre 1463 yılında Fatih Sultan Mehmed Han, Seyyid Hüseyin Gazi Zaviyesi’nin onarımını yaptırır.

Zaman içinde defalarca onarım gören zaviyede mescid, misafir odaları, matbah (mutfak) ve türbe olduğu vakıf belgelerinden anlaşılmaktadır. 1857 yılında ciddi bir onarım gören zaviye yapıları, 2 Eylül 1925 yılında yürürlüğe giren 2413 sayılı Bakanlar Kurulu kararı gereğince tamamen yıktırılmıştır. 1970 yılından sonra Seyyid Hüseyin Gazi Türbesi hayır sever vatandaşların gayretleriyle yeniden onarımı yapılarak ziyarete açılmıştır.

1972 yılında ziyarete gittiğimde zaviye yapılarına ait temel duvarları ve harabesi görülüyordu. Daha sonraki yıllarda yapılan çevre düzenlemesi ve yapı ilaveleriyle zaviyenin özgün konumu tamamen değişmiştir. Türbe haziresinde bulunan mezarlarda kitabe yoktur. Günümüzde Seyyid Hüseyin Gazi Türbesi’nin duvarları özgündür.

Kaynak: Mamak Tarih ve Kültür Atlası – Abdülkerim Erdoğan, Cilt 1, Sf: 409-411

Hüseyin Gazi Türbesi, Hüseyin Gazi Dağı’nın (1400 metre) zirvesine yakın bir yerdedir. Yıktırılmadan önce geniş bir teşkilâtı olduğu anlaşılıyor.

Evliya Çelebi Seyahatnemesin’de Hüseyin Gazi köyünden ve “Ziyaret Hüseyin Gazi”den bahsetmekte “Bu zat Malatyalı Seyit Battal Cafer Gazi’nin pederi azizidir.” demekte kabri başında Yâsin okuduğunu, merkadi çevresinde süslü, muhteşem şamdanlar olduğunu, “ayrı ayrı yaz ve kış meydanları” bulunduğunu, “senede bir kere burada mevlit okunup kırk, elli bin adam cem ol”makta,” İmam Hüseyin evladından ve sadatı kiramdan olan bu Hüseyin Gazi burada din uğrunda şehit olmuştur. Bu tekyedeki fıkraya on kuruş tasdık edip üç kurban keserek şeyhi (Muhi Can) dedenin hayır duasını aldık..” demekte ve “1058 senesinde” tekrar Hüseyin Gazi köyüne geldiğini, gene” âsitane-i azizi ziyaret ederken” hatıra bilbedahe şu beyit geldi:

Gelüp ettik dua ile niyazı

Bize himmet ede Hüseyin Gazi Kaddes Sırrullah” demektedir. (Sf. 426)

Evliya Çelebi, Hüseyin Gazi “asitanesinin evkafı”nın çok olduğunu da aynı ziyarette belirtmektedir.

Katip Çelebi’de “Engürü üzere müşerref bir yerde Hüseyin Gazi tekyesi vardır. Abdalan sakin olurlar”

Hasluck, “Christianity And Islam Under The Sultans” adlı eserinde Hüseyin Gazi’den bahsetmektedir. Hasluck’un bilgisine kaynak olan Evliya Çelebi Seyahatnamesi ile (C. 2. Hammer Tercümesi), Kâtip Çelebi’nin Cihannüma’sı (Armain tercümesi)dir: “Ankara (Civarında) Ankara’nın şarkında kâin “Hüseyin Dağ” üzerinde bektaşiler tarafından mücahit bir veli olarak kabul edilen bir Arap”ın, Hüseyin Gazi’nin mezarı vardır. Evliya zamanında burada yüz bektaşi dervişini havi bir tekye vardı, ve her sene çok kalabalıklı bir ayin yapılırdı. Şimdi yalnız Ankara “Bayrami “dervişleri tarafından idâre edilen bir türbe vardır.” demektedir. Ankara çevresinde bu dağa Hüseyin Gazi denildiği gibi 1925 yılı ndan sonra “bayrami” dervişleri tarafı ndan idare edilen bir türbe olmayıp, yalnız türbe mevcuttur.

Halen Hüseyin Gazi’nin türbesi ve etrafı harap duvarlarla çevrili olup, çatı kubbe gibi şeyler kalmamıştır. Altı metre kadar uzunluktaki Hüseyin Gazi mezarı dahi yıkık bir durumdadır.

Yer yer mum yakılmış. Pencere içlerinde mumlar bulunuyor. Kısmen kapalı türbenin, sağ tarafında adanan iki adak mumu duruyor. Para, bez, ip, iri taşa bağlanmış bezler görünüyor. Bir sıra mum yanmış duruyor, adanmış süpürgeler görünüyor. Mezar üzerine para bırakılmış. Bezleri taşa bağlayıp koymuşlar. Rengarenk bezler dikkati çekiyor. Mezarın sağ tarafındaki duvarda mihrab gibi bir yerde duvara ve mihrabiye gibi olan yere düğme (sedef), mavi boncuk, siyah düğme, ufak taş parçaları (kireç, tuğla parçası), paralar adak adanarak yapıştırılmış. Paraların değeri, yüzparalık ve beş kuruşluktur. Hemen duvar çepeçevre bu şekilde adak işaretleriyle doludur. Duvarlara ziyaretçiler imza ve tarih kazımışlar. Hüseyin Gazi mezarının üzerinde baş tarafta ve ayak ucunda mumlar yakılmış. Türbenin içerisi temiz. Erenin mezarı üzerinde taşlara bağlanmış bezlerden başka 1 kuruş ve 5 kuruş ta bırakılmış.

Adak çeşitliliği bakımından bu ziyaretgah çok önemli bir yer olduğunu derhal farkettiriyor. Kurban da kesilmiş, Bu kadar çeşitli adak yeri ve işaretine nadiren rastlamak münikündür.

Kurban Adakları 1— Koyun, 2— Horoz, 3— Hindi’dir. Hindi adandığını tüylerini incelemek suretiyle anladık. Kurban kesme yerine mahsus halkavari geniş bir taş mevcut; bunun etrafı da taşlarla çevrilmiştir. Bu kurban kesilme yerinin arka kısmı, biraz ötesi uçurumdur. Arka sırada muhtelif tepeler ve takriben 5 ve 7 kilometre gerilerde köyler var. Tepelere, uçaktan bakılır gibi hakim olan bu Hüseyin Gazi zirvesi ihtişamlı bir manzara arzediyor. Zaten nirengi noktası ile bu türbenin arası 80-100 metre kadardır.

Hüseyin Gazi ziyaretgahında: 1— Hüseyin Gazi türbesi, 2— Onun baş tarafa göre sağında, doğusunda etrafı kısmen çevrili bir başka mezar vardır. 3— Bu mezarın baş tarafa göre sağında veya doğusunda, etrafı yarım metre kadar yüksek taşlarla çevrili Bir adak, niyet kuyusu görülüyor. Burada bir mezar mevcut olmamasına rağmen, taşlara bağlı bezler, ipler var. 4— Bu Niyet adak kuyusunun ön kısmında (gene dört metre kadar) önde bir mezar görülüyor. Baş tarafında uzun bir mezar taşı var. 1. 50 metre yükseklikte olan bu taştan başka mezarın etrafını taşlar çevirmiş. Bundan başka birçok bezler kendisini gösteriyor. 5— Bu sıra sıra türbe, mezarlar ve adak, niyet kuyusundan biraz ilerde (30 metre kadar) kayalar üzerindeki bir çalıya bezler bağlanmış, burada da ağaç, çalı ziyaretgah görülüyor. Böylece sıra sıra adak yerleri birbirini takip ediyor. Bu adak niyet çalısından 10 metre ilerde kayaları dolaştım. Buralarda aynı şekilde başka çalılar olduğu halde onlara rağbet gösterilmemiş, hiç birisine bez bağlanmamış. Üzerine bezler bağlanmış ziyaret çalısının bulunduğu yerin bir efsane, menkibe ile ilgili bir tarihçeye ve göreneğe sahip bulunması kuvvetle muhtemeldir.

Bu Hüseyin Gazi ziyaretgahı sahası 17-20 yıl önceye kadar mamur vaziyette imiş. Türbe bakıcılarına mahsus odalar, türbenin güzel bir kubbesi varken yıktırılmış, aynı zamanda türbenin içerisindeki halılar, kilimler ortadan kaldırılarak götürülmüş. Fakat burasını bir harabe yığını haline getiriş te alaka ve sevgiyi sarsmak şöyle dursun, bilâkis artırmış. Bunu açıkta isbat eden duvarlardaki binlerce tarih ve imzayı ihtiva eden, muhtelif kalem ve şahıslardan çıktığı aşikar bir surette görülen yazılardır. Bunlar orada sıra sıra, bazan üstüste durmaktadır.

Bu çevredeki mezarlardan birisi Hüseyin Gazi’nin çobanma ait imiş.

Halk arasındaki söylentiye göre Hüseyin Gazi, Battal Gazi’nin babası olup, Ankara’yı islamlaştırmıştır. Çetin ve kanlı savaşlardan yaralanan Hüseyin Gazi’nin “ayağını bastığı, kanının damladığı yerlerde çimen ve çiçek bitmiş” asasını vurunca “su çıkarmış”. ((Doç.) Dr. Şükrü (Akkaya), Orta Anadolu’da Bir Dolaşma, Ankara 1934; Hakimiyeti Milliye Matbaası (Hüseyin Gazi Efsanesi, S. 6).)

“Suyu hem soğuk hem de şifalıdır. Fakat tepeye çıkınca artık takati kalmamış ve şehit düşmüş.” Diğer bir zattan Dr. Şükrü Akka’yanın aldığı bilgi Bektaşiliğin Anadolu’ya yayılışı ve Anadolu’nun islamlaşması ile ilgili bir anlam taşıyor: “Bektaşi köylerinde dolaşan rivayetlerin hülasası şöyle oluyor: Osman oğlu Orhan zamanında Ahmet Yesevinin işareti ve Batum Padişahının emriyle Bektaş Veli Hüseyin Efendimizin neslinden 300 halife Ortaasya’dan hareket etmiş. Malatya’dan girerek küffarla çok kanlı harpler yaparak Eskişehir’e kadar islamlığı yaymışlar. Malatya’da Seyit Battal Cafer, Erzincan’da Seyit Gazi, Ankara’da Hüseyin Gazi,” (Sf. 48) İslamiyeti yaymağa çalışıyorlar.

Dip Hacı Köyünün imamı Haydar Hocadan aldığı bilgi “din tarihi” bakımından “dikkate değen bir menkibe”sini anlatıyor: “Hüseyin Gazi Şehit düşünce oğlu Seyit Battal Cafer Malatya’da bulunuyormuş. Bağdat halifesi Abrlüsselâm’dan babasının yerini ister. O da: Daha babanın kanı kurumadı, kanını al da ondan sonra gel, der. Bunun üzerine Seyit Battal Cafer yola çıkar. Çorum taraflarında Alaca kazasına bir saatlik yerde Balıklar Havuzu denilen, şimdiki Hüseyin Gazi tekkesine misafir olur. O vakitler burası manastırmış. Keşişinin adı da Şambaz Baba imiş. Der(keşiş), ben seni birine benzetiyorum, Sen, Hüseyin Gazi’nin oğlusun demiş. Seyit Battal’ı içeri almış. Yemek yemişler. Sonra keşiş lâtasını çıkarır bir kapı açar, orada yeşil cübbe, yeşil sarık ile, yeşil örtülü Kur’an’dan bir aşir okurlar. Bunun üzerine Şambaz, Battal’ı babasının kanını almak üzere Ankara’ya gönderir. Dört gavurun başını keserek getirir! Şambaz birisini tanır: Aha, babanın katili bu idi, diye gösterir. Bu başı tekkenin eşiği önüne gömer ki dünya durdukça çiğnensin. tekkeye Hüseyin Gazi kolu yahut kutlu denir.” (Sf. 51)

Hüseyin Gazi hakkındaki söylentiler ne yolda olursa olsun bu söylentilerden çıkan netice onun bir İslam ve fetih şehidi olduğu noktasında iştirak ediyor.

Her türlü murat için ziyaret edilen, dini mahiyette dualardan başka niyet ve adakta (mum, süpürge, kurban) başta olmak üzere adandığını, bez, iplik bağlama (taşa, mezara, çalıya) taş yapıştırma (mezar taşına, duvar taşlarına), para bırakıldığı (mezar üstüne), duvara para yapıştırma, imza ve tarihle ziyaretini tesbit etme gibi birçok hareket tarzlarını görmekteyiz…

Kaynak: Tanyu, Hikmet, Ankara ve Çevresinde Adak ve Adak Yerleri, AÜİF Yayınları, 1967, s. 86-90.

✶ Medya