Aziz Mahmut Efendi Sokağı üzerinde ve Hüdâyî Külliyesi’nin karşısındadır. Ahşap olan bu türbe sonradan yanmıştır. Sokağa bakan cephesinde 18 nolu bir kapı ve beş büyük penceresi vardı. Kapı üzerinde ta’lik yazı ile yazılmış, Mehmet Mısrî imzalı, sekiz mısralı mermer bir kitâbe vardır ki, o da şudur:

Rabi’a Hanım olub sahibe-i hayr-ü kerem
Eyledi Hakk yoluna cûd ü semâhat icrâ
Ya’ni bu Cennet Efendi’nin idüb türbesini
Sarf-ı nakd ile bina kıldı mezarın ihyâ
Kıl ziyâret geh gelüb ravza-yı Cennet’dir bu
Şemme-i hak ıtırnâki virir kalbe safâ
Mevlevî nezri ile Şemsî didim târîhin
Rabi’a Cennet’e yapdırdı makâm-ı ulyâ
Nemeka Mehmed Mısrî 1287

Kitâbe, meşhur Osman Şems Efendi tarafından hazırlanmış ve Hattat Mısırlı Mehmet Efendi tarafından da yazılmıştır. (Şeyh Osman Şems Efendi Türbesi bahsine bakınız.)

Türbenin boyu 12.80 m, eni 7.5 m, ve yüksekliği ise 4 m’dir. Dış kapıdan birinci bölmeye girilir. Burada, pirinç parmaklık içinde türbenin bâniyesi Rabia Adviye Hanım’ın ve iki oğlunun sandukaları vardır. Rabia Hanım, 1295 (1878)’de, birinci oğlu Üsküdar Başkomiseri Burunsuz Vehbi Bey 1306 (1888)’de ve ikinci oğlu Miralay Tevfik Bey ise 1325 (1907) senesinde vefat etmişlerdir.

Tevfik Bey’den başka, diğer iki sandukanın önünde levhaları vardı. Vehbi Bey ile Tevfik Bey aynı yere gömüldüğünden sandukaları birdi. Bu sandukalar bir lâhit kaidesi üzerine oturtulmuştu. Ayrıca bu pirinç kısımda beş adet boş sanduka daha vardı. Rabia Hanım ile oğullarının bunların yerine gömüldüğü söylenir.

Sandukaların sol tarafındaki ahşap bir merdivenden türbedar odasına çıkılırdı. Burasının, Cennet Efendi zamanında zaviye olarak kullanıldığı rivayet olunmaktadır. Sicill-i Osmânî de bu rivayeti doğrulamaktadır.

Türbe, ortadan iki kısma ayrılmıştır. Ortadaki kapıdan ikinci kısma geçilmekte idi. Kapının iki yanında ikişer pencere vardı. Burası Cennet Efendi Türbesi’dir. İçinde yedi adet sanduka mevcuttu. Beş tanesinin levhaları Şeyh Gülşen Efendi zamanında (öl. 1921) Kısıklı Camii imamı Osman Efendi tarafından yazılmıştır.

Üç sanduka pencereler önünde olup diğer dördü arkadadır. Ön sırada, ortada Cennet Efendi medfundur. Cennet Efendi sandukasının solunda eşi gömülüdür. Fakat ismi malum değildir. Sağ tarafındaki sanduka, ismi belli olmayan hulefasından bir zata aittir.

Arka kısımdaki sandukalardan ikisinin levhaları yoktur. Evvelce, Hanımefendi diye levhalar varmış. Cennet Efendi’nin kızlarına veya hanımlarına ait olduğu söylenir. Diğer iki sandukadan biri, Âsitâne’nin şeyhlerinden Mehmet Ruşen Tevfikî Efendi’nin eşi Fatma Hanım’a aittir. 1288 (1871-72)’de vefat etmiştir. Diğer sandukanın altında iki kadın ve bir çocuk gömülüdür. Bunlardan biri, Mehmet Ruşen Tevfikî Efendi’nin kızı Şerife Hanife Münibe Hanım, diğerleri ise, Şeyh Mehmet Gülşen Efendi’nin annesi ile Şey Abid Efendi’nin Hanımannesi’dir. Kendisi, 1299 (1881-82) senesinde vefat etmiştir. Sandukası önünde levhası vardı. İkincisi, Şerife Lebbe Hanım’dır. Hafize Münibe Hanım’ın kızı Şeyh Gülşen Efendi’nin kız kardeşi, Âsitâne’nin son şeyhi Abid Efendi’nin annesidir. Levhası yoktur. Oğlu Abid Efendi’nin kendi ‘Kelâm-ı Kadim’inin kabına yazdığına göre Lebbe Hanım 26 Nisan 1336 (Mayıs 1918)’de vefat etmiştir. Aynı lâhitte yatan, iki yaşında olduğu halde 1301 (1883)’te vefat eden Lebbe Hanım’ın oğlu ve Şeyh Âbid Efendi’nin ağabeyi İbrahim Zahid’dir.

Cennet Efendi Türbesi’nin harab olan çatı ve arka kısımları Müzeler İdaresi tarafından tamir edilmişti. Fakat, 17 Şubat 1961 cuma günü öğleden sonra, türbenin yanındaki ahşap evden çıkan yangın neticesinde kısmen yanmış ve daha sonra da yıkılmıştır. Eşyaları Hüdâyî Hazretleri Türbesi’ne nakledildi. Bunlar arasında antika olmayan levhalar da vardı. Hüdâyî Camii mihrabının iki yanındaki sarı şamdanlar ve halen işlemekte olan büyük saat Cennet Efendi Türbesi’nden getirilmişti. Saatin bizzat Rabia Hanım tarafından verildiğini torunu İrfan Kapman Hanım, Hazreti Hüdâyî Türbesinin emektar, kıymetli ve yeri asla doldurulamayacak olan türbedarı Mustafa Düzgünman Bey’e söylemiştir. İrfan Hanım, Cennet Efendi Türbesi’nde, Kırat Ali Paşa’nın da gömülü olduğunu ve sanduka levhası dahi bulunduğunu ısrarla beyan etmiştir. Ali Paşa’nın 1320 tarihli taşı Halil Paşa Türbesi hazîresine atılmış durumdadır.

Cennet Efendi’nin asıl ismi Mehmet Fenâyî’dir. Tophaneli Kâtip İshak Çelebi’nin oğludur. Kendi dahi kâtip olup “bir saik-i manevî ile Hazreti Hüdâyî’ye” bağlanmış ve onun “irfan ve aşk mektebine” kaydolmuştur. Herşeyini feda eden Fenâyî Efendi, dergâhın helâlarının temizliğine memur edilmiş ve bir zaman hizmetten sonra bu vazifeden alınarak “Hazreti Hüdâyî’nin taht-ı terbiyesinde seyr-i süluk ile tertib-i merâtib” ederek hulefâdan olmuştur.

Cennet mahlasının (takma adı) Şeyhi tarafından verildiği söylenir. Rivayete göre, Cennet Efendi, helâların temizliğinde uzun süre çalıştıktan sonra birgün “yeter artık bitsin bu çile” diye feryat ettiği bir sırada arkasında bulunan Hazreti Hüdâyî, “Cennetlik artık bu işten kurtuldunuz” diyerek onun bundan sonra Cennet ismiyle anılmasına vesile olmuştur.

“Bir aralık sema ve zaviyesine şeyh” olan Cennet Efendi, “Şeyhinin ölümünde Tophane’de münzevi olmuş” ve 1067 (1656-57)’de vefat eden Mes’ud Efendi’nin yerine şeyh olarak Âsitâne’nin üçüncü postnişîni olmuştur. Hazreti Hüdâyî’nin asadarı olduğu da söylenir. Meşîhati 8 senedir. Doksanlık bir pir olduğu halde, 23 Cemaziyelâhir 1075 (11 Ocak 1665) tarihinde vefat etmiş ve vasiyeti gereğince, yıllarca hizmet ettiği helâların karşısındaki zaviyesinin altına gömülmüştür.

Kendisinin Üsküdar’da Selim Ağa Kütüphanesi’nde Hazreti Hüdâyî fihristi 77. sayfada 1262 noda kayıtlı divanı vardır. 92 sayfadır. Esrâr-ı Tevhid’e vâkıf, ârif-i billah bir zat idi. Şiirlerini Fenâyî mahlası ile yazmıştır. Şair Nailî Mehmet Efendi vefatına şu tarihleri düşürmüştür:

Ehl-i Cennet oldı buyin Cennet’in 1075 Cennet Efendi’ye ola dâr-ı cinân mekân 1075

Kardeşi Ahmet Çelebi’nin delâletiyle Hüdâyî Hazretlerine bağlanan Cennet Efendi, derviş olmuş ve 17 sene hizmet ederek irşada mezuniyet almış ve şeyhi tarafından irşad vazifesiyle Simav’a gönderilmiş ve orada bir müddet kaldıktan sonra 1038 (1628-29)’da İstanbul’a dönmüştür.

XVII. yüzyılın ilk yarısının ünlü çiçekçilerinden biri olan Ahmet Sofi, Cennet Efendi’nin kapısından yetişmiştir. Rumi lâlelerden ‘Sofu Kabağı’ yahut ‘Dede Kabağı’ denilen lâlenin bu zat tarafından yetiştirildiği söylenir.

Mir’at-i İstanbul adlı eserde şu bilgi vardır:

“Mirliva Mahmut Paşa’nın kardeşi Ali Ratıb Paşa, 1295 (1878)’de jandarma teşkilâtı reisli-

ğine tayin edilmiş ve 1303 (1885) senesi elli iki yaşında olduğu halde vefat etmiştir. Kabri, Aziz Mahmud Hüdâyî Efendi Türbesi civarında merhum Cennet Efendi’nin türbesi içindedir.”

Kardeşi Mahmut Paşa da 1295 (1878) tarihinde vefat ederek Aziz Mahmud Hüdâyî Efendi Camii hazîresine gömülmüştür.

* Kaynak: Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, Sayfa 544

✶ Medya