Hacı Bayram-ı Velî Türbesi
Hacı Bayram Türbesi olarak da bilinir.
- Kültür
- Osmanlı
- Durum
- Erişilebilir
Hacı Bayrâm-ı Velî Türbesi 1947’de Müzeler Genel Müdürlüğü ve Türkiye Anıtlar Derneği tarafından, arkeolog Mahmut Akok’un denetimi altında esaslı bir onarıma tâbi tutulmuş, içindeki ahşap aksam ve kalem işleri tamamen yenilenmiştir. Bu arada türbenin batı yönünde yer alan ve zamanla içi Hacı Bayrâm-ı Velî neslinden gelen postnişinlerin kabirleriyle dolan çatılı giriş bölümü de yıktırılmıştır. İçinde Hacı Bayrâm-ı Velî’nin yanı sıra sekiz kişinin gömülü olduğu asıl türbe kare planlı ve kubbeli bir birimdir. Kurşun kaplı kubbe sekizgen bir kasnak üzerinde yükselir. Kare mekândan kubbeye geçiş mukarnas dolgulu üçgen pandantiflerle sağlanmış, kasnağın içi prizmatik üçgenler kuşağı şeklinde değerlendirilmiştir.
Giriş ve hâcet penceresinin yer aldığı batı cephesi asimetrik tasarımıyla dikkati çeker. Girişi kuşatan dikdörtgen çerçeve üç dilimli bir kemerle taçlandırılmıştır. Gerek bu kemer, gerekse kapının basık kemeri dokuzar taştan meydana gelir. Söz konusu ayrıntılarda üç ve dokuz gibi, birtakım tasavvufî sembolleri ifade eden sayıların kullanılmış olması büyük bir ihtimalle tesadüf eseri değildir. Hâcet penceresi mukarnaslı sövelerle çerçevelenmiş, mukarnasların arasındaki küçük yüzeylere birbirinden farklı yuvarlak rozetler ve yıldız motifleri kondurulmuştur. Bunlardan bazıları, Hacı Bayrâm-ı Velî ile başladığı seyr ü sülûkunu Kadirîye’den Şeyh Hüseyin Hamevî ile tamamlayan İznikli Şeyh Eşrefoğlu Rûmî’nin (ö.1469) tesis etmiş olduğu Eşrefîye kolunda tâc-ı şeriflerin tepesine konulan “Eşrefî gülü”ne çok benzemektedir. Eşrefî gülü yedi dilimli, buradaki ise sekiz dilimlidir. Söz konusu benzerliğin bir tesadüf olmadığını varsaymak mümkündür. Ne var ki, Bayrâmîye’de buna benzer bir gülün olduğuna dair herhangi bir kayda rastlayamadık. Bayrâmî tâc-ı şeriflerinin tepesinde “pul” adı verilen ve içi içe üç daireden oluşan unsur yer alır. Hacı Bayrâm-ı Velî Tübesi’nde -her ne kadar kendisine damat olmuş ve ondan mânevî terbiye almış olsa da- sonuçta başka bir tarîkatta kol tesis etmiş olan bir zâtın alâmeti yer alabilir mi? Ya da Bayrâmî tâc-ı şeriflerinde başlangıçta sekiz dilimli bir gül var mıydı? Bu sorulara cevap verebilmek için konuyu daha derinliğine araştırmak gerekmektedir. Ahşap sandukalardan ön sıradaki dördü diğerlerinden daha yüksek tutulmuştur. Bayrâmî tacıyla donatılmış olan (en soldaki) Hacı Bayrâm-ı Velî’ye aittir. Sandukaların baş uçlarında duran levhalar tekkelerin ve türbelerin kapatılmasını müteakip kaldırılmış, türbede kimlerin gömülü olduğunu bilenler de tarihe malolduklarından, geriye kalan sandukaların aidiyetleri unutulmuştur. Ancak Fuat Bayramoğlu ön sıradakilerden birinin Hacı Bayrâm-ı Velî’nin oğlu Şeyh Ahmed Baba’ya, diğerinin de değerli müritlerinden birine ait olduğunu nakletmiştir. Türbenin içinde görülen kalem işleri 1947 onarımında, Konya Mevlânâ Türbesi ile Bursa Yeşil Câmii’ndeki kalem işleri esas alınmak sûretiyle tamamen yenilenmiştir. Türbenin en ilginç bezeme unsurları, 1932’de Ankara Etnografya Müzesi’ne taşınmış olan ahşap kapı kanatlarıdır. Bunlardan biri giriş bölümüne açılan dış kapıda, diğeri ise türbe harîmine açılan iç kapıda yer almaktaydı. Türbenin mimarisi gibi, II. Murad dönemine ait oldukları anlaşılan dış kapı kanatlarında, düz yüzeyli derin oyma tekniğiyle, 12. ve 13. yüzyıllardaki Selçuklu ahşap oymacılığının özelliklerini devam ettiren bezemeler yapılmış, üstteki dikdörtgen panolar içine, Selçuklu nesihiyle, Hz. Muhammed’e ithaf edilen Arapça bir beytin mısraları yazılmıştır. İç kapıda duran kanatlar ise yalancı kündekârî ve ahşap üzerine kakma teknikleriyle meydana getirilmiş olup son derecede zengin bir işçiliğe sahiptir. II. Murad döneminden ziyade II. Bayezid döneminin özelliklerini sergileyen bu kanatların benzerleri Amasya’da, adı geçen padişahın 1486 tarihli câmiinde görülebilir. Üstte yer alan dikdörtgen panolarda, “Allah dostları için korku ve hüznün söz konusu olmadığını” beyan eden âyetin yer alması çok mânidardır.
Türbeyle çağdaş olduğu anlaşılan kanatların, sonradan eklenen giriş bölümünün kapısında, 15. yüzyıl sonlarına veya 16. yüzyıl başlarına tarihlenebilen kanatların ise türbenin asıl girişi olan iç kapıda yer almaları ancak şöyle açıklanabilir: Büyük bir ihtimalle II. Bayezid döneminde türbenin batısına mâlum giriş bölümü eklendiğinde, türbeyle çağdaş olan kapı kanatları dış kapıya taşınmış, yerlerine yeni yaptırılan kanatlar konmuştur.
Baha Tanman — Hacı Bayram-ı Velî Külliyesi Mimari Özellikleri
Hacca gitmeden önce dümbeleklerle kafile halinde Hacı Bayram Veli’nin türbesi ziyaret edilirdi. Sonra Istanbul’daki Hazreti Eyüp’ün türbesine ziyarete gidilirdi. Bunlar yapılmadan o Hac makbul sayılmazdı.
1925 yılında türbe, tekke ve tarikatların kaldırılması veya kapatılması ile Hacı Bayramı ziyaret şeklinde ve adak tarzında başka türlü hareketlerde bulunulmaya başlanılmıştır. Bundan başka Ankara ve çevresinde türbelerin kapatılması, bazı yerlerde yıktırılması ile birlikte birçok söylentiler, vakalar tesbiti mümkün olmuştur. Hacı Bayram Veli türbesi içinde çok dikkate değer bir söylenti Ankara’da yayılmış, halkın ilgisi, sevgi ve inancı böylece muhafaza edilmiş oluyordu. Nezihe Araz’ın, Anadolu Evliyaları adlı eserinde bu hususta verilen bilgi daha şaşaalı bir şekilde evvelce, Şehrin bilhassa bu semtinde yayılmıştı:” Türbelerin kapatılması kararından sonra, her yerde olduğu gibi oraya da bir kilit asılmış. Fakat sabahleyin erkenden yoldan geçenler kilidi açılmış, kapıyı arkaya dayalı görürlermiş. Alâkahlardan biri, “Bu kapıyı elbet bir açan var” diye iki polisi vazifelendirmiş. “Bekleyin sabaha kadar, gözetleyin, kim açıyorsa şu kapıyı, yakalayın” diye emir vermiş.” (Bu türbenin karşısında zaten polis karakolu vardı.) Polisler, gün ışıyıp sabah ezanları okununcaya kadar bekleyip sohbet etmişler. Ortalık bozbulanık bir hal aldığı demde, çıt! demiş kapıdaki kilit açılmış, kapı ardına dayanmış ve az sonra türbeden o mübarek ve güzel yüzü ile Bayram Veli zuhur etmiş, şöyle etrafına bakınıp havayı kokladıktan sonra başlamış usul usul yürümeye … Polisler şaşkına dönmüşler. Birinin dili tutulmuş, öbürü durmadan arkadaşını tokatlarmış. Bir daha kim bekler?. Lâkin o olmuş, artık ne kapı açılmış, ne kilit, Hacı Bayram bir zaman ortalıkta görünmemiş …”
Hacı Bayram Meydanı adının değiştirilmesi ile ilgili diğer bir vakıa da vardır.”.. bir zat “Bu meydanın adını değiştirelim, artık caddelerimizin başından Hacı külâhmı çıkaralım, buranın adı Ogüst meydanı olsun diye bir teklifte bulunmuş. Hacı Bayram sevdalılarından bir zatın da bu teklif pek fenasına gitmiş. O gece hiç uyumamış, sabahleyin de erkenden türbe kapısına gidip niyaza başlamış. Bir de ne görsün? Hacı Bayram Veli karşısında mütebessim, memnun: Ne üzülüyorsun be oğlum? Her kemâlin bir zevali olduğu gibi her zevâlin de bir kemâli vardır. Allah adildir, bağışlar ve affeder sen işine bak!” demez mi? Gerçekten aradan az bir zaman geçmiş geçmemiş, sokakların başından Hacı külahını çıkarmak isteyen o zat yürekler acısı bir ölümle ölmüş, çoluğu çocuğu darmadağın olmuşlar. Hacı Bayram adının kaldırılarak o caddeye Bayram Caddesi denildiği, sokak tabelalarının değiştirildiği bir vakıadır. O meydana Ogüst meydanı adı takılmış ve tabelâlar oraya asılmıştı. Şikayet üzerine bunlar tekrar kaldırılmış Bayram Caddesi olarak kalmıştır.
Yukarda ölümünü müteakip ve yakın zamanlarda Hacı Bayram’ın yeni kerametlerinin söylentisi halkın, saygı, merak ve inancını kuvvetlendiren âmillerden olmuştur. Türbenin kapısı kilitlendikten sonra, türbenin dışında durularak dua ve niyazda bulunmak gene devam etmiştir. Hattâ adaklar devam etmiştir. Yaptığımız inceleme ve araştırmalar yasak suretiyle bir inancın giderilmesinin ve adama fiilinin önlenmesinin mümkün olmadığına dair ilk intibaı vermiştir. Bundan sonra diğer adak yerlerinde yasak edilişi müteakip adak yerleri ile olan ilgi ve ziyaret üzerinde dikkatinizi teksif ettik. Bununla ilgili fotoğraflar çektirdik.
Hacı Bayram türbesine, Hacı Bayram türbesi kapatıldıktan sonra gelenler, kadınlar kadar, lise ve fakülte talebeleri oluyordu. Umumiyetle etraflıca dini bilgileri bulunmayan talebeler imtihan zamanlarında türbe kapısının önünde dua ediyor, dilekte ve adakta bulunuyorlardı. Evvelce kurban adağı cami civarında itâ edilirken bu defa adak, evlerinde veya münasip başka bir mahalde icra ediliyordu. Bundan başka ziyarete, murad ve adağa gelenler gece yarısı saat 12 ile sabah arasını tercih etmeğe, mümkün mertebe pek fazla dikkati çekmemeğe, sağa sola göz atarak yaklaşmağa çalışıyorlardı. Bu suretle olan ziyaretlerde sinsilik, çekingenlik ve biraz süratle bu inancını yerine getirmek olayı cereyan ediyordu.” (1924-1949 yılları arasında Hacı Bayram semtinde ikamet etmiş bulunuyoruz).
Gece yarısını müteakip başlayan, sabaha kadar devam eden ziyaretler de, ziyaretçi şu şekilde dileğini belirtiyordu: “Yarabbi, Senin himmetinle, Hacı Bayram Veli (bazan-Hazreti de ilave ediliyor, bilhassa kadınlar tarafından) yüzü suyu hürmetine, ben sınıfımı geçeyim. Işimi rasgetir. Senin (Hacı Bayram Veli için) himmetinle, yardımınla, benim bu muradımı ihsan et! ..” İnançla gidenin bu andaki düşünce ve psikolojisi şöyle tecelli ediyor: Hacı Bayram erdiği, Tanrı katında mertebesi yüksek olduğundan, kendisi doğrudan doğruya isterse, bir dilekte bulunursa olamıyacağına inanıyor; Hacı Bayram’ın Allah’a daha yakın olması sebebiyle, onu arada vasıta kılmak istiyor. Ziyaretçi, korku, heyecan ve tutkunluk içerisinde bulunduğu, böyle bir psikolojik durum arzettiği zaman, zahmetle dilekte bulunabiliyor.
Önceleri (türbelerin kapatıldığı zamanlarda) ziyaretçiler, muratlarını türbe içerisine girmemekle beraber kapı ve pencere dışında arzetmek istiyorlar; bunun için de Hacı Bayram Veli türbesinin mermer olan kapısının kenarına, yanlarına, pencere yanlarına dileklerini (çok zaman kurşun kalemleriyle) yazıyorlardı. Hattâ buralara beyitler, kasidelerden parçalar karalanıyordu. Bu dilek belirtmeden bir örnek veriyoruz: “Ya Hazreti Pir, Senin kapına geldim, yalvarıyorum, benim murâdımı Senin yardımınla bana ihsan et, ver”. Bu tarzda başlayanlar arasında “Sınıfımı geçeyim, Sana mum getireyim” diye yasak olduğu zamanlarda bile yazılıyor, ve gene yasak olduğu zamanlarda pencere kenarına, deliklerine mum koyuyorlardı. Bazılarının mumları yaktığı da oluyordu. Polisler daha titiz davranarak hiç olmazsa mum yaktırmamağa çalışıyorlardı.
Bir ramazan günü öğleden sonra, yıllarca kapalı kalan türbenin içerisi çok toz olduğundan silmek, temizlemek maksadiyle, türbeyi müezzin açınca, halk fırsattan faydalanarak türbeye hücumla içeriye giriyorlar. Baştan başa toz toprak olan bu yere hücum eden halk, bu tozları, sandukanın kenarındaki yüksekliği insan boyunu geçen demir parmaklıklara, ellerinin yetiştiği yere kadar uzanarak aldıkları tozu ellerine, yüzlerine, üstlerine sürmüşlerdir. “Onun mübârek tozu” demişlerdir. Bekçiler, polisler, bazı şahıslar bağırdıkları, haykırmalarla önlemeye çalıştıkları halde bu büyük tehacüm önlenememiştir. Ramazan dolayısiyle çok kalabalık olan cemaatin arkası kesilmek şöyle dursun içeri girmek için hücum edenler artmıştır. Türbenin hemen karşısında polis karakolu olduğu ve polisler koşuştuğu halde buna mâni olunamamıştır. Türbeye hücum ederek girenlerin çoğu kadınlar olmuştur. Bunlardan 61 yaşlarında İslâmiyet hakkında bilgisi olan dindar bir hanımla görüştüm ve bu bilgiyi aldım. Vakanın 1938-1941 yılları arasında geçtiğini, yılını kesin olarak hatırlayamadığını anlattı. Tahkikimize göre bu yaka aynen bu şekilde olmuştur.
Türbelerin kapanma tarihinden sonra, türbe kapı ve pencere kenarına murat yazma çoğalmıştır. Bu, yüzlerce yazı türbenin onarılması ve boyanması sırasında temizlenmiştir. 1947 yılında Türkiye Anıtları Koruma ve O. Y. Derneği tarafından onarıldığına göre bu tarihlerde temizlenmiş olacaktır. Müteakip yıllarda türbe ve cami ve çevresi yapılmış, onarılmıştır.
Hacı Bayram Veli türbesinin açılışı ile bu âdet kalkmıştır.
Dini ziyaretten başka bilhassa murat ve adakla ilgili çok geniş bir sahası olan bu yerde Hacı Bayram Veli sandukasının yanında diğer sandukalar da bulunduğu halde, yalnız Hacı Bayram Veli’den dilekte ve adakta bulunulmaktadır.
Ziyarette bulunan dindar, yaşlı bir hanımdan türbe içerisinde nasıl bir hissiyata sahip olduğunu, neler duyup hissettiğini sordum. Din psikolojisi bakımından dikkate değer bir anlam gösteren bu anlatışı aynen naklediyorum: “Büyük bir adamın huzurunda oluşun heyecanı içindeydim. Kalbim çok hızlı çarpıyordu. Ne dua edeceğimi bilemiyor, şaşırıyordum. Ağlıyacağım geliyordu.”
Türbelerin kapatılmasından önce pencere kenarında adak mumları dikilip yakılıyordu. Buna vakit vakit bazı kimselerin ve hocaların kızıp söylendikleri olmuşsa da bu türlü ayak üzeri yapılan önlemeleri devamlı olarak dinleyip aldırış eden çıkmamıştır. Türbeler kapatılınca yukarda da açıkladığımız gibi, adak mumu pencere önüne bırakılıyor. Türbenin pencerelerine iplik bağlanmıyor, Fakat öyle görülüyor ki bırakılsa, engel olunmasa iplik bağlayanlar çıkacaktır. Polisler mumu da oraya diktirmiyorlar. Zaten türbe penceresi üzerinde “mum atmak yasaktır” diye bir levha konulmuştur.
Hacı Bayram Veli’ye dini maksatla yapılan ziyaretlerden ayrı olarak, kültür, servet, seviye, yaş, cinsiyet farkı gözetilmeksizin -kadınlar çoğunlukta olmak üzere- gelinmekte hemen her türlü dilekte bulunulmaktadır.
Kurban, takunye (aptest alanlar için), mum yerine ampul, süpürge, (süpürge) en çok götürülmektedir, Caminin süpürülmesi için veriliyor. 5 yıl önce adak suretiyle çok fazla yıkılan süpürge kullanma imkanı bulunamadığından kamyona doldurularak götürülüp satılmıştır.), fakir fıkaraya sadaka, yâsin, oruç adanmaktadır.
“…muradım olursa bir öksüz sevindireyim.” denilerek, bir fakire elbise v.b. alınıyor. Veya ” …muradım olursa üç gün oruç tutarm.” deniliyor.
1925 yılından önce horoz kesilmesi pek nâdir iken ve sadece türbe arkasında bir ağacın altında koyun kesilirken, bilhassa günümüzde Horoz kesenler artmaktadır. Kurban etleri, hemen o çevreye toplanan fakir kılıklı insanlara dağıtılmaktadır.
Kandil günleri ölmüşlerin ruhuna helva, pide, fırancala dağıtılmaktadır. Bunlar çok zaman adak maksadiyle yapılmamaktadır.
Türbeye yakın ağaçlar, çeşme, cami (zikri önceleri cami içinde yaparlardı.) mevcuttur. Diğer adak yerlerinde de türbe, türbedar, tekke, su, ağaç, tepe, taş gibi noktalar üzerinde duracağız. Hacı Bayram türbesinin bulunduğu yer üstü yaygın bir tepe üzerindedir.
Hacı Bayram çevresinde yürüyemiyen çocukları sallamak, türbe anahtarını konuşması gecikmiş çocukların ağzına sokarak çevirmek gibi hareketler üzerinde duracak Hacı Bayram türbesinin çevresi adak bakımından önemli bir çeşitlilik göstermektedir.
Hacı Bayram türbesi çevresine umumi olarak “büyük bir zat” denilerek geliniyor. Bu çevredeki murat ve adak yerlerinin başlıcaları şunlardır.
Taş Yapıştırma Niyet ve Adağı:
1 — Minarenin arkasındaki duvara kadınlar, kızlar (genç, yaşlı), öğrenciler taş parçalarını yapıştırmaya uğraşıyorlar. Taşları yapıştırmaya uğraşırken Salâvatı Şerife de getiriyorlar. Bir niyet tutuluyor ve taşlar (taş parçaları) yapıştırılmak isteniliyor. Yapışan veya yapışmayan taş parçaları var.
Makara Çözme Usulü ile Niyet ve Adak:
2— Bildiğimiz dikiş makarası çözülüyor. Arabi ayının ilk Cuması (her arabi ayın). Bunu yapanlar “şimdiki ayı ne yapalım, arabi aya bak. Onun ilk cuması” diyorlar, makara çözmek suretiyle Kısmet açmağa çalışıyorlar.
Her renk makara bu iş için kullanılıyorsa da daha ziyade kırmızı, yeşil, beyaz makaralar göze çarpıyor.
Ezan okunurken, niyeti olup adayan Kelimei Şahadet, Kelimei Tevhit, Salâvat getiriyor. Bir yandan bunları okuyor, bir yandan da el işleyerek o cuma günü bütün makarayı açıyorlar. İkinci cuma gene aynı şekilde hareket edilerek tekrar yeni bir makara daha çözülüyor. Üçüncü cuma gene makara getiriyorlar. Üç makara da açılmış olarak öylece yan yana tutuluyor. Her makara açışta niyet ve adak tekrarlanıyor. Sonra üç makarayı da götürerek evlerine bırakıyorlar. Üç cuma üst üste çözülen ve niyetler, adaklar tekrarlanan, aynı şekilde bir yandan da dualar okunduktan sonra niyetin olması bekleniyor. Muratlar şunlardır: 1-Kızını evlendirmek, 2- Kısmet için, zenginlik için, 3— İşin hayırlı bir şekilde gelişmesi, engele uğramaması için. Muratlar olunca o üç makaranın ipliklerini ortasından (takriben) kesip Akan bir suya atıyorlar. Adağını da o zaman yerine getiriyor. Bu şekilde hareket edenler her kültürden, cahil, kültürlü, karışık bir durum arzediyorlar. Kıyafet te çarşaflı olduğu kadar mantoludur. Rujlu şık hanımlar da vardır. Başlar örtülü, saygılı bir durum içindedirler. Her ayın ilk cuma günü bu çevrede 15-20 kişi mevcuttur.
Yedi veya kırkbir taş usulüyle adak:
3— Herhangi bir dileğinin, “murâdının” olması için minarenin çevresindeki yerden, toprağın, kumun arasından ufak ufak (leblebi büyüklüğünde) 41 tane taş veya 7 tane taş alınıyor, her taşa bir ihlâs “kulhüvallâhi”, sûresi, selâ vaktinde okunuyor; sonra yeşil bir bez parçasına sarılıyor, niyet ne ise dua ediliyor. Sonra oradan alıp evlerine götürüyorlar. Evlerinde bu taşlar Kıbleye doğru asılıyor. Murâdı olduktan, dilek tahakkuk ettikten sonra bu taşlar asıldığı yerden alınarak gene cuma günü selâ vakti (öğle üzeri) gene daha önce alındığı çevreye bırakılıyor.
Bu taşlar yakındaki Ogüst mâbedinin bulunduğu sahadan alınmıyor. Cami veya minare yakınından, duvar dibinden alınıyor.
Buradaki adağın esasını alınan taşı yerine geri vermek, aldığı yere koymak, teşkil ediyor.
Bu şekilde yedi veya kırkbir taş toplayanların çoğu, hattâ hemen hepsi kadın veya kızlardır. Duvar dipleri oyuk oyuk olmuştur. Makara adağından ziyade, taş toplama adağı işi çok fazla rağbettedir. Bir cuma günü 100 kişi kadar bir kalabalık bu işle uğraşmaktaydı.
Mendil Sallama, Gömlek Sallama, İç Fânilâsı Sallama, Kırvat Sallama:
4— Gene minare çevresinde, aynı yerlerde iki kadın selâ vakti bir hastalarına ait iç çamaşırlarını elleriyle kıbleye doğru sallıyorlardı. Eskiden bunları müezzinlere verirler ve onlara minarede, şerefede sallatırlarmış. Bu hareketi ezan okurken yapanlar bile varmış. İstanbul adak yerlerini incelerken bunun üzerinde orada duracağız.
Bu sallanan gömlekler, iç çamaşırları, evlerine götürülerek hastaya giydiriliyor, şifâ elde etmeğe çalışılıyormuş.
Kıravat Sallama:
Elinde tuttuğu kıravatı, ıstırap, ümit ve yardım bekleyen bir ifade ile mütemadiyen sallayan bir kadının yaptığı bu hareketi açıklayışı şöyle olmuştur: “Ezan okunur, hutbe okunurken, sevap çok olur, murat yerini bulur, hasta ise şifa görüyor. “Bu kadın bunu müteakip gene kıravat sallamasına devam etmiştir. Ellerinde şifa bekledikleri hastalarına ait eşyaları sallayıp duran kadınların sayısı 10 kişi idi. Bu sallanan veya orada teşhir edilen ve hayırlı anlara iştirak ettirilen hastalara ait eşyaları sonra götürerek takıyorlar, giydiriyorlar, veriyorlar. Bu arada ayrıca Adak adanıyor.
Bu sırada dikkate değer bir vaka oldu. Müezzine ezan sırasında minarede sallanmak üzere eşya vermek, veya ileriki hafta için vaad almak isteyen bir kadına müezzin yüksek sesle çıkıştı: “Bırakın böyle şeyleri. Bu nedir? Bunlar hiç doğru değil!” diye kızdı.
Bu gibi hareketler (makara çözme, taş toplama) o çevredeki yerli halktan aldığım bilgiye göre yeni sayılıyor. “Bunlar şimdi dışarının tesiriyle Ankara’ya geldi diyorlar. Yaptığımız incelemede Ankara’da daha önce taş toplama olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz.
Önceleri yapılanlar, minarede gömlek v.b. sallama, ve iplik, yahut çabut bağlama, (türbelerin pencerelerine) mendil kenarından yırtmak suretiyle bağlama, gibi hareketlerde bilhassa bulunuluyormuş.” Şimdi çok çeşitlendi” diyorlar.
Adananları sayacak olursak şunları görüyoruz: 1— Süpürge, 2— Mum yerine ampul, 3— Camiye Nalın, (aptest alanlar giyecek) 4— Kurban (koyun ve horoz), 5—Suya atma, 6— Alınan taşları yerine bırakmak, 7— Sadaka dağıtma, karın doyurma veya giydirme.
Kaynak: Tanyu, Hikmet, “Ankara ve Çevresinde Adak ve Adak Yerleri, A.Ü.İ.F. yayınları, 1967, Ankara, s. 66-74.
✶ İlişkili Yerler


