Şehzadebaşı Karakolu
Mızıka Karakolu olarak da bilinir.
- Tür: Karakol
- Tema: Kaybolan Kültür Varlıkları
- Kültür: Osmanlı
- Yüzyıl: 19. yy
- Bölge: Türkiye, Marmara Bölgesi, İstanbul, Fatih, Kalenderhane
- Durum: Kayıp
İngiliz askerleri tarafından 16 Mart 1920 tarihinde gerçekleştirilen karakol baskını ve katliam, Şehzadebaşı Karakolu olarak bilinen ve bugüne ulaşamayan, Letafet Apartmanı’nın karşısındaki köşede bulunan bu yapıda meydana gelmiştir. Yeri ise günümüzde, Vezneciler Meydanı’nın ortasında, Metro girişinin önündeki alana denk gelmektedir.
Burada gerçekleşen hadise kısaca şöyle olmuştur. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından birkaç gün önce 10. Kafkas Tümeni İstanbul’a gelmiş, Şehzadebaşı’ndaki Letafet Apartmanı’nı şubeleriyle birlikte tümen karargâhı olarak kullanmış, tümene bağlı mızıka takımının askerleri ise, bu apartmanın karşı köşesindeki iki katlı harap ve ahşap bu binaya yerleştirilmişti.
İngilizler 16 Mart 1920 sabahında Şehzadebaşı Direklerarası’nda bulunan, aslında 10. Kafkas Tümen Karargâhı olarak kullanılan Letafet Apartmanı’na ve bulunduğu caddeye iki yük otomobili ile geldiler. İçinde 50-60 kadar silahlı karma İngiliz askerlerin bulunduğu bu otomobillerden biri Saraçhanebaşı’da, diğeri karargâh civarında durarak, İngiliz subayı komutasındaki bir müfreze karargâh binasına girmek için önce kapıda nöbet bekleyen askere saldırdılar.
Nöbetçi askerin yardım istemesi üzerine önce yardım için nöbetçi onbaşıyı İngiliz subayı yaralamış, arkasından koğuşa giden İngiliz askerleri Türk askerlerine saldırarak, henüz uykuda bulunan askerlerin üzerine ateş etmeye başlamışlardı. Alt ve üst koğuştaki tüm askerler, 15 kadar silahlı İngiliz askerinin saldırısına uğramıştı. İngilizler mızıka askerlerini önce koridora çıkarmış, mızıka çavuşunun kendilerinin mızıkacı olduklarını söylemesi hatta mızıka alet ve edevatı gösterilmesine rağmen, İngiliz subay, silahsız ve hiçbir mukavemet göstermeyen askerle karşı ateş emrini vermiştir.
İngilizler saldırıya devam ederken baskın sırasında 31 kadar mavzere el koymuşlar, karargâhtan arbedeyi duyarak gelen Tümen Yaveri Üsteğmen Cemil Efendi’ye de ateş açmışlar, yaralanan Üsteğmen Cemil Efendi oradan uzaklaşmak zorunda kalmıştı.
İngilizler Şehzadebaşı Karakol baskının akabinde Karargâh Kumandanı Nail, Hesap Memuru Muavini Arslan, Alay Kâtibi Bekir Zeki Efendileri yanlarına alarak birliklerinin bulunduğu Bayezid Jandarma Kumandanlığına götürmüşlerdir. Baskın sırasında karargâh binası ile karakolda 61 Türk askeri bulunmaktaydı. Bunlardan 4 asker şehit olmuş, 10 asker yaralanmış, 1 asker de kaybolmuş, yaralılardan biri daha sonra vefat etmişti.
Şehit askerler, Zileli Abdullah Çavuş, Kadiroğlu Ömer Osman, Balıkesirli Ahmed oğlu Nasuh ve Reşadiyeli Velioğlu Mehmed olup, bunlardan üçü, önce Eyüp’te Bahariye yolu üzerindeki mezarlığa defnedilmiş, ardından 1947’de de Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’ne nakledilmişleridir. Şehitlerden Kadiroğlu Ömer Osman İplikhane Hastanesi karşısındaki selviler arasına defnedilmiş olup, yaralıyken yolda şehit olan Ödemişli Er Halil oğlu Osman’ın nereye defnedildiği, baskında yaralanan diğer dokuz askerin şehit olup olmadığı bilinmemektedir.
13 Kasım 1918’den beri işgal altındaki İstanbul, 16 Mart 1920’de ikinci bir işgal eylemine şahit olmuştu. Baskından sonra, olay yerine ilk giren Tevhid-i Efkâr Gazetesi muhabirleri, şehitlerin resimlerini çekmiş, 10. Kafkas Tümen Kumandanı Yarbay Kemaleddin Sami Bey ile bir görmüş, cinayetin tafsilatı hakkında bilgi almışlardı. Ayrıca Kemaleddin Sami Bey, kendisinin özel olarak çektirdiği şehit resimlerini daha sonra Tevhid-i Efkâr Gazetesi’ne vermiş, çekilen bu fotoğraflar çoğaltılarak Anadolu’ya da gönderilmişti.
Ancak işgal altındaki İstanbul’da bu fotoğrafların yayınlanması mümkün olmadığından, o sırada İstanbul’a gelen İtalyan Gazeteci Filippucci Guistiniani’ye, İtalyan gazetelerinde yayınlanması için verilmişti. Ertesi gün Tevhid-i Efkâr gazetesi sahibi ve başyazarı Velid Ebüzziya Bey İngilizler tarafından sorguya alınıp çok geçmeden tutuklanarak Malta’ya sürüldüğü gibi, gazetenin matbaası da birkaç kez baskına uğramış, bu sırada fotoğrafların asılları kaybolmuştu.
İtalyan gazeteci Roma’ya döndüğünde bu fotoğrafları, Osmanlı Hükümeti’nin Roma’daki gayr-ı resmi temsilcisi Galip Kemali (Söylemezoğlu) Bey’e vermişti. Tevhid-i Efkâr Gazetesi bu fotoğrafları, işgal kuvvetleri 3,5 yıl sonra, İstanbul’u tahliye ettikleri 2 Ekim 1923’den üç gün sonra, Galip Kemali Bey’den istemiş ve 5 Ekim 1923’de, “Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi! İngilizlerin, Hiçbir Türk’ün Ebediyen Unutmayacağı Menfur Alçaklığı” başlığı altında yayınlamıştı.
16 Mart 1925’te Şehzadebaşı Şehitlerini anmak için Eyüp’te yapılan törenler dolayısıyla, 16 Mart’ta törensiz ve gösterişsiz bir şekilde defnedilen üç şehidin yeri tespit edilince, Eyüp gençlerinin, mezarların civarına başka bir cenaze gömülmemesini sağladıkları, her birine mezar taşı dikerek, kitabe yazdırdıkları, bulundukları mahalli bir duvarla çevirerek kabristandan ayırdıkları, ayrıca hatıralarını yaşatmak için de her sene 16 Mart’ta bir tören yapılmasına karar verdikleri, Servet-i Fünûn Dergisi’nde yayınlanan haberde belirtilmektedir.1
Eski haritalarda bu bölgede başka bir karakolun daha olduğu, bu yapının Şehzadebaşı Camii’nin caddeye bakan güneybatı kapısının karşısında, günümüzde İ.B.B. binasının girişinin önünde cadde üzerine denk gelen konumda olduğu görülüyor.
—–
- Serpil Sürmeli, Şehzadebaşı Karakolu Baskımı, A. Ü. Türk İnk›lâp Tarihi Enst. Atatürk Yolu Dergisi, S.45, 2010. ↩︎
✶ İlişkili Yerler
