Kayseri Mevlevîhanesi
- Tür
- Tekke
- Kültür
- Anadolu Selçuklu, Osmanlı
- Durum
- Kayıp
Kayseri Mevlevîhanesi, Kayseri’de faaliyette bulunmuş erken tarikatlardan biri olan Mevlevîliğin en önemli merkezidir. Bu tarikatı Kayseri’ye getiren Seyyid Burhâneddin hazretleri, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin babası Bahaeddin Veled’in müridi, Mevlânâ’nın ise hocası olmuştur. Onun Mevlânâ’yı yetiştirdiğine kanıt olarak, onu Konya’da bırakıp 1239 yılında Kayseri’ye gelerek dergâhını kurduğu ve 1244 yılındaki vefatına kadar burada yaşadığı bilinmektedir. Böylece Kayseri’de menşei her hâlde Seyyid Burhâneddin hazretlerine dayanan bir Mevlevîhane’nin bulunduğu ve bunun vakıf olarak kurulduğu anlaşılmaktadır. Mevlevî tarikatına mensup dervişler Afganistan ve Özbekistan menşeli Türkmenler olup, Selçuklular zamanında Anadolu’ya gelerek Konya ve Kayseri’de dergâhlarını kurmuş ve görüşlerini yaymaya başlamışlardır. Ahiler gibi bu tarikat mensuplarına da dönemin devlet adamları yakınlık göstermiş, bir kısmı onların müridi olmuştur. Konya’da Mevlânâ Celâleddîn Muhammed’in yetiştiğine kanaat getiren Seyyid Burhâneddin hazretleri Kayseri’ye gelerek yerleşmiş, burada halktan ve resmî görevlilerden büyük destek görmüş, Selçuklu veziri ve vali Şemseddin İsfahanî de onun müridi olmuştur.
Seyyid Burhâneddin Dergâhı
Seyyid Burhâneddin hazretlerinin dergâhı İç Kale’nin (eski adıyla Ahmedek) güneyinde, bugünkü Vakıf Bayrampaşa İşhanı’nın yerinde idi. Ahmet Eflâkî’nin Menâkıbü’l-Ârifîn adlı eserinde, Moğolların 1243 yılındaki Kayseri istilasında Seyyid Burhâneddin hazretlerinin burada, kale hendeği kenarında oturduğu kaydedilmektedir. Kale hendeği daha sonra doldurulmuş ve yol hâline getirilmiştir. 1243 Kösedağ bozgununun ardından Moğollar Kayseri’ye yönelmiş, Sivas Kapısı’ndan şehre girerek büyük bir katliam yapmışlardır. Bu hengamede Seyyid Burhâneddin hazretleri dergâhının önünde, kale hendeği kenarında oturuyordu. Moğol askerlerinden biri hücum edip ona zarar vermek istemiş, ancak onun manevi hâlini görerek hareketinden vazgeçmiş ve ona ihsanlarda bulunmuştur. Bu hadiseden bir müddet sonra Seyyid Burhâneddin hazretleri 1244 yılında vefat etmiş, defin işleri ile bizzat Selçuklu veziri Şemseddin İsfahanî meşgul olmuş, naaşı bugün kendi adıyla anılan mezarlığa defnedilmiştir. Mezarının üzerine türbe sonradan yapılmıştır.
İlk Mevlevîhane (Mevlevî Tekkesi)
Seyyid Burhâneddin hazretlerinin dergâhı, vefatından sonra Mevlevîhane hâline getirilmiştir; kaynaklar bu dönüşümün tam tarihini vermemektedir. Bu sebeple dergâhın bir süre (yaklaşık 1244–1500 arasında) kendi kimliğiyle devam etmiş olması, fakat bu zaman diliminde bir noktada Mevlevîhane’ye çevrilmiş bulunması muhtemeldir. Bu dönüşüm yazılı belgelerde ilk kez 1500 (H. 906) tarihli Konya Evkaf Defteri’nde, Kayseri vakıfları arasında yer alan “Vakf-ı Mevlevîhane” kaydıyla görülmektedir. Kayseri bu tarihte Konya vilayetine bağlı bir sancak idi. “Vakf-ı Mevlevîhane” olarak kayıtlı tekkenin Kayseri şehri dâhilinde ve Mevlânâ Şuca bin Emir Şah’ın tasarrufunda olduğu belirtilmiştir. Gelir kaynakları arasında Gürle köyü, Drahtkürdegan ağaçlığı, Kuşakçı’ya tabi Savranı, Hacılar’a bağlı Ballıkaya ve Karacakaya Nehri üzerindeki Baha Değirmeni sayılmıştır. Gürle, bugün Kayseri’de Hisarcık kasabası içinde bir semttir. Bu isim, Seyyid Burhâneddin hazretlerinin ve Mevlânâ’nın da şahitlik ettiği, Selçuklu Sultanı II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in Mevlânâ Emir Tac’a vakfettiği Hisarcık suyu ile bağlantılıdır. Hacılar ise şehir merkezine yakın bir ilçedir. Vakfın kim tarafından kurulduğu belli değildir. Tahrir sırasında vakfın mutasarrıfı olan Emirşah oğlu Mevlânâ Şuca’nın aynı zamanda tekkenin şeyhi olduğu muhakkaktır. 1500 ve 1531 tarihli tahrir defterlerinde bu Mevlevîhane’nin adı geçmekte, ancak 1584 tahririnde kaydı bulunmamaktadır. Buna rağmen tekkenin faaliyetinin devam ettiği kabul edilmektedir.
Kayseri’de Selçuklular döneminde önemli Mevlevî idareciler ve eşraf bulunuyordu. Meşhur Selçuklu veziri ve Mevlevî müridi Muineddin Pervane’nin Kayseri’de yaptırmış olduğu medrese, Mevlevîhane’nin batısında bulunuyordu. Medrese tamamlandığında Mevlânâ hayatta olmadığından, açılışına oğlu ve Mevlevîlik tarikatının teşkilatlandırıcısı Sultan Veled davet edilmiştir. Sonradan yıkılmış olan ve Pervane Bey ismiyle anılan bu medresenin temelleri, Kaleönü’nde Kapalı Çarşı onarımı sırasında açığa çıkmıştır. Emirlerden Eminüddin Mikail ve Alameddin Kayser de şehirde kendi adlarına Mevlevî tekkeleri kurmuş ve bunlara büyük vakıflar bağlamışlardır.
Bayram Paşa Mevlevîhanesi
Kayseri Mevlevîhanesi’nin ikinci defa vakıf olarak ihyası Osmanlı Padişahı IV. Murad döneminde, 1637 yılında olmuştur. O sırada sadrazam olan Bayram Paşa, Kaleönü’nde, Yeni Kapı dâhilinde eski Mevlevîhane’nin bulunduğu yere yeni bir Mevlevîhane yaptırmış ve çok miktarda akarlar bağlamıştır. 15 Safer 1047 (10 Temmuz 1637) tarihli vakfiyede, bu bina yanında bir ev, 65 dükkân, şimdi Pamuk Hanı olarak bilinen Kapan Hanı, iki ev ve bir arsa Mevlevîhane’ye vakfedilmiştir. Vakfiyede şeyh ve mütevelli Mustafa oğlu Ramazan Efendi ile diğer görevlilerin alacakları ücretler, dervişlerin masrafları ve Şeb-i Arus günü için yapılacak harcamalar ayrıntılı şekilde kaydedilmiştir.
Mevlevîhane’yi 1649 yılında, yapılışından on yıl kadar sonra Kayseri’ye gelen meşhur seyyah Evliya Çelebi görmüş ve Seyahatnâme’sinde övgüyle anlatmıştır. “Celâleddîn-i Rûmî Asitanesi bir Mevlevîhanedir ki; cümle bilgi sahipleri, fakir ve fakâ erleriyle doludur. Haftada iki defa Mevlânâ ayini olup sema ve safâ ederler. Bu asitanenin bahçe kapısı önünde bir ab-ı hayat çeşmesi vardır. Bütün dervişler ondan susuzluklarını giderirler. Tekke içinde müteaddit oda ve sofalar olup mutbah, semahane, mutribhane ile süslüdür.” demektedir. Ayrıca şehirdeki mesireleri anlatırken, “Şehir içinde pir-i faniler için Mevlevîhane mesiresi vardır.” sözleriyle de bahsetmiştir.
Mevlevîhane’de zamanla mütevelli ve görevliler arasında bazı anlaşmazlıklar yaşanmış, bunlar şer‘iyye sicillerine yansımıştır. 17. ve 18. yüzyıllarda Şeyh Ramazan Dede, Şeyh Ali Dede, oğlu Abdullah Dede, Seyyid İbrahim oğlu Mehmed Dede, Mahmud Dede, Şeyh Musa ve Şeyh Mehmed Efendi gibi şeyhler Mevlevîhane’yi idare etmiştir.
1815’te postnişin Şeyh Abdülkadir Efendi idi. 1819’da Kayseri Mutasarrıfı Hacı Ebubekir Paşa Mevlevîhane’yi tamir ettirmiş ve cümle kapısı üzerine şu kitabe konulmuştur:
“Kâbetü’l-uşşak bâşed’in makam
Her ki nâkıs âmed încâ şod teman
Seyfiya târih-i tamdır söyledim etmamına
Oldu ihya işbu dergâh-ı bülend-eyvan ışk”
Kitabeyi Bağdat Divan Efendisi Kayserili Osman Seyfi yazmış, hattatlığını Kayseri Naibi Nazif Efendi yapmıştır. Bekir Paşa’nın oğlu Celaleddin Bey de Mevlevîhane harimine defnedilmiş, başına Farsça manzum kitabeli bir taş dikilmiştir.
Mevlevîhane’nin tamiri üzerine Şair Salim de şu tarihi düşürmüştür:
“Erenler himmetiyle söyledin tarihin Salim
Bu vâlâ dergeh ihya-kerde-i Faik Bekir Paşa” (H.1234, M.1819)
19. yüzyılda Mevlevîhane’nin son şeyhleri Süleyman Turabî (ö. 1835), Ahmed Remzi Efendi (ö. 1865), Süleyman Ataullah Efendi (ö. 1904) ve büyük şair-yazar Ahmed Remzi Dede (Akyürek, ö. 1944) olmuştur. Bunların mezarları Seyyid Burhâneddin hazretlerinin türbesi içinde ve bahçesindedir.
Cumhuriyet dönemi Bayrampaşa İşhanı
Cumhuriyet döneminde tekkelerin kapatılmasıyla Mevlevîhane atıl hâle düşmüş, binaları yıkılmış ve arsa olarak kalmıştır. Bir süre Vakıflar İdaresi ile şeyh ailesi arasında mülkiyet davası sürmüş, sonunda boş arsa Bayrampaşa İşhanı yapılmak üzere değerlendirilmiştir. Böylece Seyyid Burhâneddin hazretlerinin dergâhı ile başlayan Kayseri Mevlevîhanesi’nin tarihi, Bayrampaşa İşhanı ile son bulmuştur.
✶ İlişkili Yerler