Fatma Sultan Camii, 1727 yılında Sultan III. Ahmed’in kızı ve Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’nın eşi olan Fatma Sultan tarafından, harap durumda bulunan Terzibaşı Pirî Ağa Camii’nin yerine inşa ettirilmiştir. Açılışı 24 Ekim 1727 tarihinde Sultan III. Ahmed ile İbrahim Paşa’nın katılımıyla yapılmış, ilk hutbeyi Şeyh Yahya Efendi irad etmiştir. Şair Nedim’in cami için yazdığı kasidenin son beyti giriş kapısının üzerindeki kitabe olarak işlenmiş, böylece yapı edebî ve estetik açıdan da zenginleştirilmiştir.

Yapının doğu bölümü cami ve tevhidhane, batı kısmı ise harem, selamlık ve meşruthane olarak düzenlenmişti. Her iki bölümün ayrı girişleri ve avluları bulunuyordu. Cami avlusunun güneyinde tevhidhane, batısında harem binası, güneybatı köşesinde ise minare yer alıyordu. Avluda abdest için bir şadırvan ile avlu duvarına bitişik tuvaletler bulunmaktaydı. İç mekânda sade bir minber ve mihrap ile Sultan II. Mahmud’un 1827-28’deki onarımında eklenen bir hünkar mahfili mevcuttu. Çatı ahşap örtülü ve kiremit kaplıydı; minare ise kesme taştan, dönemin karakteristik 19. yüzyıl üslubuyla inşa edilmişti.

1775 yılındaki Hocabaşı Yangını’nda caminin büyük zarar gördüğü, ardından Sultan II. Mahmud tarafından 1827-28’de kapsamlı biçimde onarıldığı bilinmektedir. Bu tamiratı belirten kitabe, caminin Fatma Sultan adına yeniden ihya edildiğini vurgular.

19. yüzyıl ortalarında bakımsızlıktan dolayı çoğunlukla ibadete kapalı durumda bulunan yapı, Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî tarafından restore edilerek 1859’da Nakşibendî-Hâlidî tarikatının Ziyâiyye kolunun merkezi hâline getirildi. Bu tarihten itibaren cami aynı zamanda tekke işlevi kazanmış, 1875’te Gümüşhanevî tarafından on altı odalı bir tekke ve şeyh evi eklenmiştir. Dervişlerin hatm-i hacegân icra ettikleri bu tevhidhane, şeyhin ailesi ve müridleri için ayrılan özel mekânlarla bütünleşerek “Gümüşhaneli Tekkesi” veya diğer adıyla “Gümüşhanevî Tekkesi” adıyla anılmaya başlanmıştır. Böylece cami, Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerifi unvanını da kazanmıştır.

Gümüşhanevî’nin ömrünün son dönemlerinde cami ve ek yapılar tarikatın genişleyen mürid topluluğunu karşılayacak bir merkez niteliği kazanmıştır. Onun vefatından sonra halifeleri şeyhlik görevini sürdürmüş, ancak 1925’te tekkelerin kapatılmasına dair kanunla faaliyetler sona ermiştir. Bu tarihten sonra tekke ve şeyh meşruthanesi jandarma tarafından kışla ve depo olarak kullanılmıştır. 1950’lerde restorasyon gündeme gelse de uygulanmamış, 1956-57 yıllarında yapılan yıkımlar sırasında cami ve müştemilat birkaç gün içinde ortadan kaldırılmıştır.

Günümüzde cami, rekonstrüksiyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırıldı.

✶ Medya