(—) tarihinde, Abdülaziz oğlu Ömer ve Mesleme, Harun Reşid, Yıldırım Bayezid Han ve Fatih Sultan Mehmed Han zamanında eski bir cami idi. Sonunda Sultan IV. Murad zamanında İstanbul’da büyük bir deprem oldu. Bu depremde temellerine kadar yıkılıp tamamen harap oldu. Bizzat Gazi Murad Han üzerine gelip nice bin ırgat, duvarcı ustası ve usta mimarlar toplayarak yapımına başladılar. Ancak dar yerde olduğundan hiçbir insanın evine ve arsasına el sürülmedi. Yedi yılda öyle güzel bir cami oldu ki sanki açık bir nur oldu. Sağlam olsun diye usta mühendis orta kubbenin çevresine küçük küçük kubbeler yaparak güya gül benzeri bir kubbe olduğundan Gül Camii derler. Tamamlanınca 100 güğüm gülsuyu ile camiin içini yıkadılar.
Mihrabı ve minberi sade güzelidir. Ancak bir kapısı kıbleye bakar. Bu kapıdan mihraba kadar bu camiin boyu (—) ve eni (—) ayaktır. İçinde somaki mermer ve başka türden sütunları yoktur ve kıble kapısının iki tarafında yan safaları vardır. Ancak dış avlusu yoktur. Dış haremi hayli geniştir. Eski bir ibadethane olduğundan bazı zaman bu cami için yağmur duasına çıkarlar. Duaların kabul olduğu bir yerdir. Ancak bir minaresi ve bir şerefesi vardır. Minare ve camiin zemini tamamen zerzeminler olduğundan büyük bina yapmaya çekindiler. Bu cami içinde daima hal sahibi kimseler eksik değildir.
Kaynak: Kahraman, Seyit Ali; Dağlı, Yücel, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi: İstanbul, 1. Cilt 1. Kitap, YKY Yayınları, İstanbul, 2003, s. 183-184.