Mimar Sinan, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde Ayasofya’ya iki kalın minare eklemiştir. Sinan’ın inşa ettiği bu minareler, yapının estetik ve mühendislik açıdan mükemmelliğini artırmıştır. Kalın minareler, Ayasofya’nın dayanıklılığını ve görkemini pekiştirerek günümüze kadar sağlam kalmasını sağlamıştır. Mimar Sinan’ın bu katkıları, Ayasofya’yı bir dünya mirası ve Osmanlı mimarisinin simgesi haline getirmiştir.
–
Fatih Mehmed Han Edirne’de padişah iken İstanbul’da büyük bir deprem olup Ayasofya Kilisesi kuzey tarafa doğru eğrilip yıkılır diye bütün kafirler korkuya düştüler. O sırada Bursa’da Ulu Camii ve Edirne’de Eski Camii Yıldırım Han için yapan Mimar Ali Neccar hayatta olduğundan Fatih, Kostantin’e dostluğa binaen muhabbet sureti gösterip Ayasofya’nın tamiri için Koca Mimar Ali’yi tekfura gönderir.
Kral gayet hoşlanıp Ayasofya’nın dört tarafına büyük ayaklar yapar ki her biri birer Kahkaha ve Yecüc seddi gibi sütunsuz sedlerdir. Hala Ayasofya Camii’nin etrafında o ayaklar açık ve seçik olup Ayasofya onlar ile sağlamlaşmıştır, ama Ayasofya’nın sağ tarafındaki Sarıkçılar dükkanları arasında olan ayağın içini Mimar Ali 200 ayak minare yolu gibi yol eylediğinde sapık kral,
“Bu merdiven nedir?” diye sorar. Mimar Ali, “İhtiyaç zamanında kurşun üzere çıkmak için ettim” diye cevap verir. Tamam olduktan sonra Mimar Ali, kraldan bol bahşişler alıp Edirne’de Sultan Mehmed’e geldiğinde,
“Padişahım sağlamlık üzere öyle ayaklar yaptım ki son zamanda Hallac-ı Mansur yayı çillesi önünde Ayasofya kubbesi top ve çevgan yuvarlanıp yok olmaya. Tamir etmek benden fethetmek senden ola ve sana bir minare yeri inşa edip onda dua ettim. Hemen fethine gayret göster” deyince bütün mecliste hazır olanlar Fatiha’yı okudular. Allah’ın emriyle üç yıldan fethi nasip olup o anılan minare ayağı üzere Fatih göklere baş çekmiş bir şerefeli eski tarz bir tuğla altı yivli düzgün bir minare yaptırmıştır ki hala boyu (—) ayak yüksek minaredir. Daha sonra 981 [1573-74] tarihinde Bab-ı Hümayûn köşesinde Sultan IL Selim bir şerefeli bir beyaz taş ile yiv yiv bir minare yapmıştır ki ibret vericidir. Bunda olan mukarnaz, medine ve yivler bir minarede yoktur, ama Fatih minaresinden alçaktır. Toplam (—) basamaktır.
Sonra 986 [1578] tarihinde Şirvan, Şamakı ve Bakü Demirkapısı fatihi olan Sultan III. Murad bu cennet benzeri camiin kuzey ve batı duvarlarında bir tarh ve bir resim üzere iki adet nazik ölçülü birer şerefeli minareler yaptı. Hala nur dolu bu cami dört minarelidir. Her minarelerin alemleri yirmişer arşın parlak yaldızlı alemlerdir ki benzeri alemi aydınlatan güneştir. Yüksek kubbe üzere olan büyük alemi tahdit edip kubbesine göre alemin boyunu 50 arşın uzun edip 50.000 mümessek saf altın ile parlatıp iki fersah yerden ve yüz mil denizden belli bir dinler alameti alemdir. Yine Sultan III. Murad Cami içre Marmara Adası’ndan gelmiş iki adet beyaz ham mermerden büyük küpler getirtmiştir ki böyle bir küplere ne Cem, ne Cemşid ve ne Dara sahip olmuştur.
Kaynak: Kahraman, Seyit Ali; Dağlı, Yücel, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi: İstanbul, 1. Cilt 1. Kitap, YKY Yayınları, İstanbul, 2003, s. 89-90.
