1965 yılında ise esaslı bir tamir gören cami, en son 2015 yılında restore edilmiştir.

Sultantepe’de, Servilik Caddesi üzerinde ve Yeşilbaş Bayırı Sokağı’nın 20 adım ilerisindedir. Cadde tarafında, avlu kapısının yanında kârgir, iki katlı eski mahalle mektebi, yol aşırı yerde, sağ tarafta, ilerideki köşede meşhur Aktar Faik Efendi’nin ahşap evi bulunmaktadır.

Avluya 12 ayak taş merdivenle inilmektedir. Önünde bir kuyu vardır. Avlunun sol tarafında mektebin kapısı mevcuttur. Mektebin önünde mermer bir tekne bulunmaktadır.

Mabedin önüne ahşap bir son cemaat yeri yapılmıştır. Cümle kapısı üzerinde iki kitâbe vardır. Yarım daire şeklindeki üst kitâbe şöyledir:

Niyyet-i ihlâs ile bir ehl-i hayr
Eyledi emr-i Resûle iktidâ
Sa’y idüb bu ma’bedin bünyâdına
Yapdı yümn ile kabûl itsün
Hüdâ Hayr-ı bâkî oldı bu cami diyüb
Eylesünler kudsiyân dâim nidâ
Hakk vire bânisine ecr-i azîm
Farzı beş vaktin olundukca edâ
Fikr idüb târihini Cevrî didi
Beyt-i tâat ma’bed-i ehl-i Hüdâ

Kitâbenin altında tarih yoktur. Hadîka yazarı, kitâbenin son mısraını ebced hesabına vurarak 1054 (1644) tarihini bulmuştur.

Nâzım Bey, devr olunan sular bahsinde Arslan Ağa Çeşmesi suyunu “Arslan Ağa, Baki Efendi” şeklinde kaydettiğine göre su, her ikisinin gayreti ile Sultantepe’ye geldiği ve birinin camiinden ve diğerinin çeşmelerinden akıtılmış olduğu anlaşılmaktadır. Arslan Ağa, 1060 (1650) tarihinde vefat etmiştir. Bu durumda Cami, 1650 tarihinde yapılmış olmalıdır. Çünkü, Ağa’nın Sultantepesi’ndeki çeşmesi 1060 tarihlidir.

Bu tarih manzumesi Şair Cevrî tarafından söylenmiştir. Cevrî İbrahim Çelebi, arif şairlerden olup İstanbulludur. Mesnevî şârihi Sarı Abdullah Efendi’den feyz almıştır. Bayramiye Tarikati’ne mensuptur. Birçok eseri ve mürettep divanı vardır. 1065 (1654)’de vefat etmiş ve Edirnekapı haricinde ve Defterdar İskelesi’ne Cemalî Tekkesi (Hirami Ahmet Paşa veya Savaklar Camii) tarafından giden yolun solundaki caddeden iki üç adım ileride defnedilmiştir. Hem güzel ve hem de süratli yazdığı belirtilen Cevrî’nin günde bin beyit kaleme aldığı söylenir.

Diğer kitâbe şudur:

Şu yerde var idi evvel zamanda bir ibâdetgâh
Harâb olmuşdı sonra korkulurdı indirasından
Otuz yıldır derûnunda eda-i farz olunmazdı
Cemâat girmez olmuşdı ana havf-ü hirasından
Bu kerre lütf idüb bir sâhib-i hayr-ı himem-i pîrâ
Yapıldı nev-be-nev oldı metin eski binasından
Güzel inşa idildi resmi çok dil-nişîn oldı
Bu âlâ bir eserdir hüsn-i himmet muktezâsından
Semîh-i ehl-i salât ile şu târîh ile tebşir
Yine ta’mîr olundu müjde bu ma’bed esâsından
Fî 10 Şaban sene 1292

Mabet, 11 Eylül 1875 tarihinde şimdiki şekliyle tamir edilmiştir.

Cami, dört kârgir duvar üzerine kiremit örtülü ahşap bir çatıdan ibarettir. Sağ taraftaki minaresi kesme taştan yapılmıştır. Ahşap minberi altı ağaç sütun üzerine oturtulmuştur. Mihrabı yüksek olup duvara gömülüdür.

Mabedin sol tarafındaki aralıktan kıble yönündeki hazîreye gidilmektedir. Burada 15-16 kabir vardır. Halep Mollası olduğu söylenen Abdülbaki Efendi’nin kabri bir demir parmaklık içindedir. Yuvarlak şâhidesinin üzerinde yazı ve tarih yoktur.

Bu parmaklık içinde diğer bir kabir daha vardır ki, taşında:

el-Fatiha

Merhum ve mağfurün-leh Abdübâkî Efendi ruhiyçün

sene 1142

diye yazılıdır.

Bu taşın sonradan konulduğu sanılmaktadır. Cami, 1644’de yapılmış ve bir afet sonunda mabet ile beraber kabir taşı da yok olmuş ve tarihi de unutulduğundan 1142 (1729-30) tarihli bu taş dikilmiş olmalıdır. Aynı hal Gülfem Hatun Camii’nde de meydana gelmiştir.

İlk kitâbedeki ‘hayr-ı bâkî’ sözcüğünden camiin Baki Efendi tarafından yaptırıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Cami imamının dediğine göre hicrî 1142 tarihinde vefat eden Baki Efendi, ilk Baki’nin torunudur.

Hadîka yazarı ise “bânisi Abdülbâkî Efendi nam sahib-i hayrdır. Mezarı ve tarih-i vefatı belli değildir. Bu camiin mahallesi yoktur” demektedir. Bu ifadeden de taşın, 1790 tarihinden sonra konulduğu ortaya çıkmaktadır.

Sicill-i Osmânî yazarı, “Abdülbâkî Efendi Hasan Paşa’nın oğludur. Müderris olduktan sonra

İzmir ve Halep kadısı oldu. 1069 Zilkadesinde (Temmuz/Ağustos 1659) vefat etti. Fazıl idi. 1054 (1644)’te bir cami yaptı” demektedir.

* Kaynak: Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, Sayfa 114

✶ Medya