Sultan I. Ahmed (1603-1617) tarafından devrin başmimarı Sedefkâr Mehmed Ağa’ya yaptırılmıştır.

H.1018-1029 (M.1609-1620) yılları arasında inşa edilen külliye cami, hünkâr kasrı, sıbyan mektebi, medrese, arasta, hamam, dârüşşifâ (mescid ve hamamı ile), imâret-i âmire (mutfak, fırın, kiler, yemekhane), tabhâneler, han, dârülkurrâ, türbe, sebiller, çeşmeler, dükkânlar, odalar, mahzenler, kahvehane ve evlerden oluşmaktaydı. Bu yapılardan mahzenler, kahvehane, evler, dârüşşifâ (hamamı hariç), tabhâneler, hanla bir kısım dükkânlar ve üç sebil günümüze ulaşmamıştır. Külliyede serbest bir yerleşim düzeni görülmektedir. Simetrik olarak konumlanmayan külliye binaları topografya, arsa durumu ve Atmeydanı’ndaki anıtlar dikkate alınarak yerleştirilmiştir. Külliye binaları ilk bakışta dağınık gibi görünürse de kendi içlerinde fonksiyonlarıyla bir bütünlük oluşturmaktadır. Cami ve buna güneydoğu köşesinden bitişik olan hünkâr kasrı geniş bir dış avlu içinde yer alır. Dış avlu duvarları üzerinde kuzey, doğu ve batı yönde üçer, güney yönde ise iki kapı bulunmaktadır. Batıdaki kapılar yakın zamanda örülerek kapatılmıştır. Avlunun güneyinde boydan boya uzanan arasta, odalar, hamam, sebil ve çeşme bulunmaktadır. Avlunun doğusunda ise sıbyan mektebi, bunun kuzeyinde medrese vardır. Kuzeydoğu köşesinde yer alan dârülkurrâ ve türbe ayrı bir çevre duvarı içinde ele alınmıştır. Türbenin Atmeydanı’na bakan yönünde köşede sebil yerine yapılmış olan bir muvakkithâne mevcuttur. Yine Atmeydanı’na bakan yönde birkaç dükkân dışında dış avlu kapıları ve sebiller vardır. Atmeydanı’nın Marmara denizi yönündeki ucunda (Hipodrom’un sphendone duvarı üzerinde) teras üzerine yerleştirilmiş dârüşşifâ ve imaret binalarından mutfak, fırın, kiler, yemekhane, tabhânelerle odalar, evler ve dükkânlar bulunmaktadır.

Cami. Genişçe bir çevre duvarı içinde büyük bir dış avluya sahip olan cami dış avlu zemininden yükseltilmiş olarak ele alınmıştır. Yapı 1018 (1609) yılında inşa edilmeye başlanmış, 1025 (1616) yılında ibadete açılmış ve 1026’da (1617) bütün mefruşatıyla tamamlanmıştır. Dış avlu kuzeye ve doğuya üçer, batıya ve güneye ikişer kapıyla açılmaktadır. Cami merkezî planda ele alınmış olup klasik Osmanlı mimarisinin revaklı avlulu şemasını devam ettirmektedir. Yapı ayrıca altı minaresiyle o zamana kadar denenmemiş bir düzenlemeye sahiptir. 64 × 72 m. ölçülerinde kareye yakın bir alanı kaplayan camide 5 m. çapında dört büyük filayağı üzerinde sivri kemerlere oturan ve pandantiflerle geçişi sağlanan, içten 22,40 m. çapında büyük bir kubbe dört yönde birer yarım kubbe ile yanlara genişletilmiştir. Yarım kubbeler mihrap yönünde iki, diğerlerinde ise üçer eksedra ile bir kademe daha genişletilmiş, böylece daha önce İstanbul Şehzade Camii’nde Mimar Sinan tarafından ikişer eksedrayla uygulanmış olan bu şemada üçer eksedra ile en ideal geniş mekân elde edilmiştir. Ana kubbeyi taşıyan dört büyük pâye ikişer yönde sivri kemerlerle duvar pâyelerine bağlanmıştır. Köşelerde oluşan kare birimlerin üzerleri pandantiflerle geçişi sağlanan birer küçük kubbeyle örtülmüş, böylece üst örtü dörtgen şemaya tamamlanmıştır. Dört büyük pâye dıştan sekizgen gövdeli ağırlık kuleleri şeklinde yükselir. Üzerleri sivri kubbelerle örtülü olan bu ağırlık kuleleri ana kubbe eteğindeki payanda kemerleriyle birlikte kubbeye destek sağlar.1

  1. İslam Ansiklopedisi ↩︎

İstanbul kenti içinde selatin camilerinden biridir. Ayasofya yakınında Atıneydanı adlı bölgede yüksek bir yerde, kıblesi Çatladıkapı tarafında denize bakan geniş yerde yeni bir camidir ki sanki delinmemiş eşsiz bir incidir. Merhum Sultan Ahmed bu camiin yapıldığı arsa üzerinde beş adet vezir sarayını malıyla alıp hepsini temelinden yıkınca sahra gibi geniş bir alan açılmıştır. Bütün mühendis ve mimarların en ustaları toplanmış ve temel kazımına Üsküdarî Mahmud Efendi’nin ve üstadımız Evliya’nın duaları ile başlanmıştır. İlk Sultan Ahmed Han eteğine toprak doldurup, “Ya Rabbi Ahmed kulunun hizmetidir kabul-ı dergah eyle” diye ırgatlar ile beraber temelden toprak taşımıştır. Evliya Efendi temel imamı, Mahmud Efendi temel şeyhi, Kara Sümbül Ali Efendi temel kadısı, Kalender Paşa temel mutemedi ve Kemankeş Ali Paşa temel nazırı oldu. Üçüncü senede kubbeye başlandı.

Dört ayak mermer üzere gökyüzüne yetmiş arşın uzanmış yüksek, yuvarlak bir kubbedir. Bu kubbenin dört bir tarafında yarım kubbeler ile süslenmiş aydınlık bir camidir. Ayasofya ve Süleymaniye gibi içinde büyük sütunlar yoktur. Büyük kubbe dört adet el yapımı çizgi çizgi süslü ayaklar üzere oturmuş bukalemun nakşı bir kubbedir. Bu camiin üç tarafı çevresinde incecik sütunlar üzerinde fır dolayı cemaat tabakalarıdır. Ondan yukaısı ta kubbeye kadar üç kat kandillerle donatılacak demir kafes kenarlı tabakalardır.

Mermer ustası minbere öyle tarak vurup nakş etmiş ki sanki Mânî nakşıdır. Peygamberin makamı olan minber üzerine tacı altınlı ve yaldızlı bir Kiyâniyân tacıdır. Zirvesinde altın alemi, mina alemidir. Ahmed Han minberinin tarihi:

Kultü’t-temme temme bi’l-hayrât fi târîhihi. Sene 1026 [1617]

Minberü’s-Sultan Ahmed Rabbi ekmil birrehu.

Mihrabının övülmesinde dil sessiz kalır. Mihrap üzerine (—) (—) yazılmıştır. İki tarafında birer adam boyu kadar şamdanlar üzerinde yirmişer kantar beyaz kafurlu mumlar ve çırağdan buhurdanlar ile süslenmiş bir camidir. Mihrabın sol tarafındaki pencere arasında dört köşe renkli bir kaya parçası var ki Allah kudret eliyle yaratıp kudretini göstermiş seyre değer bir kayadır. Bütün pencereler öyle süslenmiştir ki bütün kanatları sedef işi murakka kapaklardır. Kat kat, rengarenk billur, necef ve moran camlardır, gerideki iki adet ayaklarda Süleymaniye’deki gibi çeşmeler vardır. Cemaat burada abdestini tazeleyip, suyunu içerler.

Bu camiin beş kapısı vardır. Sağ taraftaki köşede hatib kapısı, sol tarafta hünkar mahfili altında imam kapısı ve iki yan kapıları da hepsi sedef işlemeli büyük kapılardır. Bu dört adet kapılardan camie (—) basamak taş merdiven ile çıkılır. Ancak beşinci büyük kapı kıble kapısıdır ki hepsinden yüksek ve süslü, bukalemun gibi renk renk ibret verici bir kapıdır. Bu cami içinde olan çeşit çeşit süslü avizeler başka bir camide yoktur. işten anlayan mücevherciler, “Bu camiin avizeleri yüz Mısır hazinesi değer” diye değer biçmişlerdir, çünkü merhum Ahmed Han, şanı yüce bir padişah, anlayış sahibi ve değerbilir bir çelebi olduğundan yüce atalarından bu yana ne kadar kıymetli görkemli mücevher cinsinden hediyeler varsa camie avize yaptırdı. Bütün devletlerden armağan gelip ve bütün bölgelerin kadirbilir insanları güzel eşyalar satın alıp getirdiklerinde bu camii süslemişlerdir.

Her bir kandil altışar okka (1 okka 1283 gr) gelir birer yuvarlak kase kadar vardır ve her birinde mücevher altın ayaklar ile kuyumcu işi ile minelenmiş yeşil renkli kandildir. işten anlayanlar, her biri birer Rum vergisi değer diye tahmin etmişlerdir. Buna benzer nice değerli eşsiz askılar ile süslenip bezenmiş cennet maksurelerine güzel biçimli, değer biçilmez bir camidir ki övgüsünde bütün iltifatlar aciz kalır. Bu camiin mihrap tarafında olan altın süslemeli ve sedef işi rahleler üzerinde olan yüzlerce Kur’an-ı Kerimlere İslam ülkelerinde hiçbir padişah sahip olmamış ve başka bir camide yoktur ki her biri birer ülkenin padişahlarından ve vezirlerinden armağan gelip bu camie konmuştur. Padişah tuğrasıyla mühürlenmiş ve mütevelliye teslim edilmiş 9.000 adet ciltli kitaplar var ki her biri birer kralda ve şeyhülislamlarda yoktur.

Bu camiin mihrabı önünde cennet bahçelerine benzer bir bahçesi var ki içinde olan bülbüllerin güzel seslerini dostlar duyunca ölü canlar canlanıp ruha gıda olur. Bütün meyve ağaçları, çiçekler ve güzel kokulu otlar burada yetiştiğinden cami içinde olan cemaatin dimağları hoş kokularla kokulanır. Başka bahçıvanı ve bakıcıları vardır. Bu camiin uzunluğu ve genişliği (—) ayaktır. Hemen Şehzade Camii büyüklüğünde ve onun planında hazırlanıp temeli atılmıştır. Ancak bunda olan şirin işçilik bir ülkenin camilerinde yoktur.

Avlusuda dört köşe beyaz ham mermer ile döşenmiş bir alandır. Dört tarafındaki yan safaları üzerinde çeşitli direkler üstünde rengarenk odalar ile süslenmiş kemerler vardır. Bunların üstünde ise lacivert kubbeler vardır. Harem etrafında hepsi tunç kafesli pencereler vardır. Bunların üstünde ise camlar vardır.

Bu haremin kıble kapısının benzeri, yüce Tanrı hakkıyçün bir ülkede yok, altın gibi bir pirinç kapıdır, boyu 12 arşındır. Kuyumcu ustası, ustalığını ve hünerini göstermek için öyle bir mutluluk kapısı yapmış ki sanki parlak Kabe kapısıdır. Buna imanla bakanlar şaşkınlık içinde kalırlar. Pirinç madeninden levhalar üzerine ince ince kalemkar nakışlarıyla kuyumcu nakışları içine, turunca ve yazıt ve mutahheller içine saf gümüş ile güller ortasında savatkari mînâlar ile ve bazı değerli taşlar ile süslenmiş ve gümüş halka ve gümüş menteşeler ve gümüş kilitler ile süslenmiş bir eşsiz kapıdır.

Bu avlunun üç kapısından da dışarıdaki büyük avluya mermer merdiven ile inilir. Bu avlunun pencerelerinden dışarı üç tarafta yan dehlizleri vardır. İki tarafında ince direkcikler üzerinde sütuhlar (duvarlar) vardır. Camiin cemaati kalabalık olduğunda bu yan dehlizlerinde de ibadet olunur. Gece gündüz Hind ve Özbek fukaraları ile dolu yerlerdir. Bu sofaların altında çeşmeler vardır ki bütün cemaat onlardan abdest alırlar.

Altı adet göklere baş uzatmış yüce minareleri vardır. Ahmed Han, sultanların on altıncısı olduğundan ve on altıncı padişah tarafından yaptırıldığından ona belirti olması için altı minaresi on altı şerefelidir. Mihrap duvarının sağ ve sol köşesinde iki minare ve harem kapısının kuzey ve güneyindeki iki minare de üçer şerefeli minarelerdir ki, dördü on iki şerefe eder. Külahları ve yirmişer arşın uzun alemleri tamamen saf altın ile kaplanmış yüksek minarelerdir ki, külahlarının ve alemlerinin parıltısından insanın gözleri kamaşır. Haremin gerisindeki köşelerindeki iki minare alçaktır Bu minareler ikişer şerefeli olup külahları saf kurşun ile kaplanmıştır. Bu hesaba göre altı minare on altı şerefedir. Kutsal gecelerde 12.000 kandil ile bu minareler donatılınca güya her biri nurdan birer servi gibi ışıldar ve ışık verir.

Bu camiin bütün kubbeleri baştan aşağı saf kurşun ile kaplıdır ve 750 adet hademeleri vardır, çünkü vakıfları güçlüdür. Galata bölgesinin bütün haracı ve vakıfları da Sultan Ahmed Han’ındır. Bu camiin dış avlusu da beyaz kum ile döşenmiş ve çeşit çeşit meyve ağaçlarıyla süslenmiş geniş bir avludur. Dört tarafında sekiz kapısı vardır. Kuzey tarafında medrese kapısı, o tarafta Sultan Ahmed Han’ın nurlu türbesi vardır ve Atmeydanı tarafında üç kapısı vardır. O tarafı Atmeydanı’na bakan pencereler ile donatılmıştır. Bütün kapılar baştan başa kale kapısı gibi demirdendir.

Kaynak: Kahraman, Seyit Ali; Dağlı, Yücel, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi: İstanbul, 1. Cilt 1. Kitap, YKY Yayınları, İstanbul, 2003, s. 173-177.

✶ Medya